Mars şehrinin sakinleri kim olacak?

Mars şehrinin sakinleri kim olacak?


Elon Musk, 2020 Mars Topluluğu Sanal Konvansiyonu’nda yaptığı açıklamasında, muhtemel bir 3. Dünya Savaşı’ndan önce Mars’ta kendi kendine yetebilecek bir şehir oluşturma hedeflerinin olduğundan bahsetti. Musk yeryüzünde vuku bulabilecek yanardağ patlamalarına, meteor çarpmasına ya da dünyanın kendini yok etme ihtimaline karşı uzayda oluşturulacak koloninin kendi kendine yetebilecek şekilde düzenlenmesi gerektiğini ifade etti.

 

Toprağın ve havanın olmadığı diyarlarda, çok ötelerde, uzayda bir hayat tahayyül etmeniz ve dünyayı tamamen yaşanmaz hale getirdikten sonra pılınızı pırtınızı toplayıp buraya kaçıvermeniz ne de güzel olur değil mi? Peki bu güzide şehrin sakinleri kim olacak acaba? Bırakın uzayda bir hayat tahayyül etmeyi açlık sınırında yaşayan ve temel ihtiyaçlarına dahi ulaşamayan dünyalı kardeşlerimiz, tuzu kuruların kurdukları bu hayallerin ne kadar da uzağındalar oysa… Mars’ta bir hayat hayal etmek, kaynakları, ekmekleri, toprakları, damarlarına akan su kaynakları ve düşleri sömürülen yeryüzü halklarının pek de anlayabileceği şeyler değil açıkçası. Onlar sadece günü kurtarabilmenin derdindeler.

 

Hz. Peygamber, “Ademoğlu yaşlanır, onda iki şey baki kalır, dünya malına karşı hırs ve yaşama isteği” der. Resulullah bir başka hadisinde ise, “Ademoğlunun iki vadi dolusu malı olsa üçüncüsünü ister” buyurur. Yeryüzünün ilahlığına soyunan elit azınlık, dünya üzerinde taş üstünde taş bırakmadılar ve artık sömürebilecekleri farklı mecralar arıyor, toprağa sığdıramadıkları ihtiraslarını gökyüzüne taşımaya çalışıyorlar.

 

Dünya üzerinde mevcut olan yaşamsal ögeler bütün canlıların müşterek malıdır. Zira Rabbimiz yarattığı bu canlıların yaşamlarını sürdürebilmeleri için kâfi miktarda rızk bahşetmiştir. Bir insanın da, bir serçenin de, bir karıncanın da, kayaların doruk noktasında hayat bulan bir kır çiçeğinin de rızkı kendisine bahşedilmiştir. Ancak ne yazık ki fitne ve fesadı bütün dünyaya yayan güçler, katliamlar yaparak ağzı süt kokan yetimlerin, gözlerinin feri sönmüş yaşlıların ve toprakta hayat bulan karıncanın dahi haklarını sömürüyor ve doğanın dengesini bozuyorlar. Allah hiçbir canlıyı, hiçbir zerreyi ihmal etmemiştir, dolayısıyla dünya hepimizin müşterek kullanım alanıdır. Fakat yaşamsal alanımızın ana maddesi toprak, su ve hava insanoğlunun ihtiraslarına kurban ediliyor ve Allah’ın arzında geri dönüşümü olmayan yıkımlar yapılıyor.

 

Binlerce Afrikalının açlıktan hayatlarını kaybetmelerinin nedeni bu toplumların yetersizliğinden midir sizce? Ne acıdır ki kendi yağlarıyla kavrulan Afrika halklarının değerli madenleri, yeraltı ve yerüstü kaynakları 500 yıldan beri kapitalist Batı tarafından sömürülüyor ve bu insanlar köleleştirilerek edilgen varlıklara dönüştürülüyor. Bugün Amazon yağmur ormanlarının azalmasının nedeni, sömürü sisteminin ham madde ihtiyacını karşılayabilmek için yaptığı ağaç katliamının bir sonucudur. Kapitalist Batı’nın sahip olduğu bütün ekonomik imkânlar yoksullaştırılan, yurtlarından sürgün edilen, toprakları ve kaynakları işgal edilen halkların mülküdür. Hırsızlar mazlum halkların evlerine giriyor, bütün variyetlerine el koyuyor sonra da kalkıp kendilerini üst bir medeniyet olarak lanse ediyorlar.

 

Yaşlı dünyamız insanın ürettiği savaşlara, soykırıma, bitmek bilmeyen ağıtlara, cesetleri kıyıya vuran, ana kucağında kurşuna dizilen çocukların çığlıklarına tanıklık ediyor. Bugün onlarca insan açlık sınırında yaşıyor, mülteci duruma düşen halklar ağır yaşam koşulları altında nefes alıp vermeye çalışıyorlar. Dünyada Gıda Güvenliği ve Beslenme Durumu adlı rapora göre, 2019 yılında açlık çeken kişi sayısı 690 milyona ulaşmıştır. Bu bir yıl öncesi ile kıyaslandığında açlık çeken kişi sayısının 10 milyon, önceki 5 yıla oranla ise 60 milyon arttığını gösteriyor. BM’nin son raporuna göre dünyada bir milyon bitki ve hayvan yok olma tehlikesi ile karşı karşıya. Tarımsal üretim bitiyor, canlı türleri yok oluyor, muhterisler Allah’ın bahşettiği geçim kaynaklarını kökten kurutuyor ve tüketiyorlar.

 

Yoksullaştırılan halklar hayatta kalabilmek için var güçleri ile mücadele ederken ötelerden bir ses olası 3. Dünya Savaşı’ndan, dünyanın sonunun yakın olabileceğinden, Mars’ta kurulacak bir şehirden ve tehlike durumunda bu şehre taşınmaktan bahsediyor. Eee ne yapsın adamlar ürettikleri fitne fesat ve şiddetle dünyanın bütün kaynaklarını kuruttular şimdi sıra Mars’a geldi. Fakat bilindiği üzere bu zümreler ürettikleri düşman üzerinden varlık göstermeye alışıktırlar ve mazlumları ezerek hayatta kalırlar. Düşünüyorum acaba tahayyül ettikleri uzay şehrinde kiminle savaşacaklar? Düşledikleri bu hayat onları ölüm, hesap ve azaptan koruyabilecek mi? Sanıyorlar ki bütün dünyayı onlar yönetiyor ve her şeye hükmedebiliyorlar. Ne kadar zayıf olduklarının ve tıpkı ataları gibi karanlık bir sonla veda edip gideceklerinin farkında değiller.

Google+ WhatsApp