Macaristan seçimleri muhalefetin tadını neden kaçırdı?

Macaristan seçimleri muhalefetin tadını neden kaçırdı?


Macaristan seçimleri sadece Viktor Orban karşıtı 6'lının değil bizdeki 6+1'in de fena halde tadını kaçırdı. Macar muhalefeti yenilince kendilerinin de yenilmiş sayıldığını düşünmüş olabilirler. Daha aday bile çıkaramamışken yenilmek de bizim muhalefete nasip oldu.

 

O değil de asıl şu önemli; bizim 6+1 yenilince ABD Başkanı Biden da yenilmiş sayılacak. Asıl keyifli kısmı bence bu olacak. Yoksa muhalefet zaten 20 yıldır yeniliyor. Hatta Kemal Kılıçdaroğlu siyasi kariyerini buna borçlu.

 

Amacım bugünden seçim tahmini yapmak değil, anlamı da yok zaten. Ancak Macaristan'da ağır bir yenilgi alan sadece 6'lı muhalefet değil siyasetsizlik üzerine kurulu muhalefet stratejisi olmuştur. Bunu konuşmakta fayda var.

 

Strateji mi demeli, taktik mi yoksa koyma akıl mı bilemedim lakin kifayetsiz muhterislerden müteşekkil bir masa var ortada.

 

Partisiz adaylar çıkartmak, farklı siyasi eğilimlerin bir araya gelmesi yeni bir tarz olarak deneniyor. Benim bildiğim ilk bizde başlandı. Daha sistem değişikliği de olmamıştı, "Seni başkan yaptırmayacağız" sloganıyla nam Selahattin Demirtaş'ın parlatıldığı dönemlerde CHP "Ekmek için Ekmeleddin"i çıkarmıştı. CHP seçmeni hala o travmayı atlatamadı.

 

Macron'da tutturdular; sevilesi bir tarafı yok ama Le Pen'den iyidir, diyebiliriz biz de. Gerçi Fransa'da ırkçılığın, İslam karşıtlığının yükselişine engel olmak gibi bir çabası hiç olmadı. Le Pen'den ne farkı var demeyelim yine de. Erdoğan kompleksi dolayısıyla bizim için renkli bir figür oldu hep.

 

Anlayacağınız "siyasetsizleştirilmiş siyaset" bir moda halinde deneniyor. Macaristan'da tepe üstü çakıldılar ama pes edeceğe benzemiyorlar. Dünkü Fransa seçimlerini ayrıca değerlendirmek lazım tabii. Ama Macaristan'daki 6'lı, Başbakan Orban'ı indirebilseydi bizim 6+1 zil takıp oynayacaktı. Şimdi bakıyorum seçimlerde hile vardı falan diyorlar.

 

Önce Macaristan'daki duruma bakalım; Orban AB üyesi ülkeler arasında en uzun süre görev yapmış kişi olacak. Dördüncü kez seçimi kazandı, hem de 199 sandalyeli Meclis'te 135 sandalye alarak. Ezdi geçti tabiri caizse. Oysa sayısal olarak 6 partinin gücü Orban ve ortağıyla başa baş gibiydi. Üstelik anketler muhalefet blokunu hep açık ara önde göstermiş.

 

Demek ki neymiş, siyasette 2+2=4 etmiyormuş. Seçim dört işlemle değil siyasetle kazanılıyormuş.

 

Orban'ın ne kadar İslam düşmanı olduğunu biliyoruz, ama en azından biliyoruz öyle değil mi? Suriyelileri almamak adına AB ile papaz oldu. Neyse ki Suriyeli göçmenlere reva görülen Ukraynalılara görülmüyor. Neden diye sormuyoruz, sebebini biliyoruz. Yani Orban meraklısı değiliz, tıpkı Trump meraklısı olmadığımız gibi. Fakat bu süreçlerden çok şey öğreniyoruz.

 

Bir, siyaset ülke vatandaşları için yapılır, kimden oy isteyeceksen onun menfaatlerini gözeteceksin. AB dizaynı, ABD talimatıyla belki masalar kurulur ama günün sonunda hesap yine o masanın etrafındakilere ödetilir. Akıllı olmak lazım yani. Siyaseti hafife almamak...

 

İki, kendi gücünün farkında olacaksın. Sesin çok çıkıyor olabilir, sanatçılar arkanda olabilir, Batı basını seni alkışlıyor, Biden ne pahasına olursa olsun muhalefeti kazandıracağız diyor olabilir. Sonuçta çobanın oyuyla 'Fazıl Say'ın oyu aynı sayılıyor, demokrasinin böyle 'kötü' tarafları var işte!

 

Üç, negatif seçim kampanyası mı pozitif seçim kampanyası mı? Sanırım bu sorunun cevabı bir kez daha netleşti. Muhalefetsen asıl senin pozitif kampanya yapman lazım. Sen ise ne yapıyorsun, negatif kampanya. Hele bir devirelim de gerisine bakarız.

 

Vatandaşı aptal yerine koymak denir buna. Evet, seçmenin yüzde 65'i koalisyon dönemlerini görmemiş olabilir ama akılsız da değil yani.

 

Düşünsenize 6 parti bir adayla seçime gidecek, velev ki kazandı, sonra ne olacak. Ülkeyi mi 6'ya böleceksiniz? Ne yapacaksınız? Herkesin bir ucundan çekiştirdiği bir 5 yıl. Bunun ülkeyi kaç yıl geri götüreceğini bir düşünün.

 

6 başlı bir hükümet; ne kadar da ideal değil mi?

 

Siyaset teorisyenlerini çaresiz bırakan hareketler bunlar.

 

Son olarak şunu söyleyebilirim; masanın kalabalıklaşması daha güçlü bir irade, daha akıllı fikirli bir siyaset anlamına gelmiyor. Bilakis sayı arttıkça eziklik de artıyor. Siyaset yapmak imkânsız hale geliyor. Dostlar alışverişte görsün, fotoğrafta iyi çıkalım...

 

Ne kadar çoksanız uzlaştığınız şeyler o kadar azalır. Hükümet ise icra makamıdır.

 

Nitekim 6+1'in şimdilik uzlaştıkları 2 şey var. "Birincisini biliyoruz, Erdoğan'ı devirmek. İkincisi de neymiş?" diyorsunuz.

 

İkincisi, bunun dışında hiçbir konuyu masaya getirmemek.

 

Yani siyaset yapmamak.

 

Masada konuşamadığınız konuları vatandaşın sormayacağını mı zannediyorsunuz?

 

Savunma sanayi, enerji hamleleri, yerli otomobil, PKK ve FETÖ... Türkiye'nin temel problemlerine dair ne diyorsunuz? Bunları vatandaşa şeffaf bir şekilde açıklamadan kim için hangi yüzle oy isteyeceksiniz.

 

Siz daha iyisini bilirsiniz şüphesiz ama bu alemde toplamak çıkarmak yetmiyor siyaset yapmak gerekiyor!

Google+ WhatsApp