Leke

Leke


Hz. Peygamber, “Kul günah işleyince kalpte siyah bir nokta hâsıl olur, eğer tövbe edilirse o leke silinir, günaha devam edilirse o leke büyür ve kalbin tamamını kaplar” buyurur. Ayaklarımızın ucundan kirli sular akarken hangimiz halimizden emin olabiliriz ki? Hangimiz hatadan beri olduğumuzu söyleyebiliriz? Peki, sırtımızda taşıdığımız bu hatalar acaba nasıl etkiler hayatımızı? Böyle durumlarda ruhsal bunaltıya ve can sıkıntısına maruz kalırız ki, bu hatamızın cezasıdır bir yerde… Ve ruhumuzu bütünüyle kaplayan o buhrandan kurtulmak için çareler ararız, sakin bir köşeye çekilir kendimizle yüzleşiriz, bir dostumuzla konuşup rahatlamaya çalışırız, yürüyüş yaparız, tatile çıkarız, alışveriş yaparız, dingin bir ortama geçip kendimizi arındırmaya çalışırız fakat hiçbir şey fayda vermez ve bu karanlık girdaptan bir türlü çıkamayız. Tövbe dışında hiçbir şey etki etmez halimize. O nedenle tövbe geciktirilmemeli hemen yapılmalıdır aksi takdirde o yükü sırtımızda taşımaya devam ederiz. Tövbe hatanın telafisi için Allah’tan af dilemektir ve umutlarımızı tövbeye yükler ve sırtımızdaki yükten kurtuluruz. Allah’ın rahmetine olan inancımız bunu gerektirir.

 

Mevlana’nın, “Eğer bütün günahlar içki gibi sarhoş etseydi sokaklarda ayık gezen birini görmek mümkün olmazdı” sözü manidardır. Rabbimiz tövbe ile hatadan geri dönmemiz için bize zaman veriyor ve hatalarımızı aşikâr etmiyor. Eğer hatalarımızın ruhumuza verdiği rahatsız edici sinyal dış dünyamızda da ortaya çıkmış olsaydı, bu bizim dışlanmamıza ve toplumdan tecrit edilmemize neden olabilirdi. Allah kullarını şefkatle kuşatıyor, hatalarını örtüyor, onları tövbeye teşvik ediyor ve zaman veriyor.

 

Tükettiğimiz zararlı gıdalar nasıl ki bedenimizde rahatsızlık oluşturuyorsa, hatalarımız da aynı şekilde ruhsal dengemizi bozuyor ve can sıkıntısına, gerginliğe neden oluyor ve manen yoksullaştırıyor. Böyle bir şeye fırsat vermemek için inancımızla davranışlarımız arasındaki dengeyi korumamız ve kontrol altında tutmamız gerekiyor.

 

KAZANMAK ZOR, KAYBETMEK KOLAYDIR

 

Erdemli bir insanın çevresinde bıraktığı olumlu izlenim, emek ve çabanın bir sonucunda gerçekleşir. Kişi aklının ve iradesinin sesine kulak verip, dikenli yollardan geçer, düşer, kalkar, hüzünlenir ama yoldan asla dönmez. Kişinin niyeti erdemli bir hayat yaşamaktır sadece ve Allah onun bu çabasını diğerleri üzerinde bir tesire dönüştürerek bereketlendirir. Ancak kişi davranışları üzerindeki kontrolü kaybedip tabiatına ters bir tavra, bir kokuşmuşluğa bulaşmış ve bunu sürekli hale getirmişse bütün kazanımları bir anda yok olup gider. Bir binayı yapmak zamana ve emeğe ihtiyaç duyar ancak bina küçük bir sarsıntı ile yıkılıverir ve geride hiçbir eseri kalmaz insan hayatı da böyledir, izzetli bir hayat süren kişi yaşamının bir noktasında bir hata yapar ve insanların nazarında elde ettiği bütün itibarı birkaç dakikada sıfırlanır, yok olup gider.

 

Erdemli, dengeli ve tutarlı bir hayat yaşayabilmek için edindiğimiz bütün kazanımlarımızı, elde ettiğimiz birikimlerimizi ve onurumuzu hatalara kurban etmeyip korumamız ve sürekli hale getirmemiz gerekir. Hayatımızın kontrolünü nefsimize terk etmeyip dikkatli ve uyanık olmak zorundayız.

Google+ WhatsApp