Kutlu bir yolculuk hikâyesi

Kutlu bir yolculuk hikâyesi


Lise birinci sınıf öğrencisiydim ve vaktin çoğunu Mektup dergisinde çalışan değerli ablam Ayşegül Aktürk’le birlikte geçirirdim. Bir hafta sonu uğradığımda bana, “Şehit Bilal Yaldızcı’nın annesiyle röportaj yapıyorum, sen de dinleyebilirsin” dedi. Bir şehidin hayata nasıl hazırlandığını ve o kutlu yolculuğa nasıl çıktığını anneden dinlemek benim için oldukça önemliydi.

 

Hatırlarsınız 1980’li yıllar şehit haberlerinin gündemden hiç düşmediği bir dönemdi ve bizler şehitlerin bıraktığı o mesajı omuzlarımıza alır, zulme karşı bilenirdik. Aynı dönem hayatının en verimli çağında şahadete koşan Bilal Yaldızcı’nın hikâyesi de dilden dile dolaşıyordu ve şehidin adına marşlar yazılıyordu.

 

Bir Pazar sabahı genç yaşta davanın yükünü omuzlayan ve Ödemiş’ten Afganistan’a uzanan kutlu yolculuğunun sonunda şehit düşen bir gencin hayatını anneden dinleme şansı bulmuştum. Röportaj iki saat sürmüştü ve şu iki husus beni çok etkilemişti: Bilal’in matematik öğretmeni ile arasında geçen olay ve annenin bir kış vakti oğlunu uğurlarken hissettiği duygular…

 

Rahmetli Feride Yaldızcı’nın rivayetine göre bir gün matematik dersinde hoca İslam aleyhinde konuşmaya ve Müslümanları yerden yere vurmaya başlar. Bilal o zamanlar 18 yaşında bir gençtir ve Müslümanların içinde bulunduğu rehaveti sorgulamakta ve katledilen mazlum halkların acılarını bütün benliğinde hissetmektedir. Bilal soru soran ve sorgulayan bir gençtir ve Müslümanların vurdumduymazlığına, rehavetine bir anlam verememekte ve davanın bütün yükünü omuzlarında hissetmektedir. Bilal’in zihninde cevabına ulaşmamış onlarca soru varken, devletin okulunda bir öğretmenin İslam dininin aleyhine atıp tutması bardağı taşıran son damla olur ve ayağa kalkar, öğretmene doğru yönelir, “İnanmayabilirsiniz ancak dinime asla hakaret edemezsiniz” der. Öğretmen öğrencilerinin önünde rencide edildiğini düşünür ve sesini yükseltmeye başlar. O gün öğretmen ile Bilal arasında birbirlerinin üzerine yürüyecek kadar ağır bir kavga yaşanır ve Bilal disiplin kuruluna havale edilerek cezalandırılmak istenir.

 

Okul müdürü 18 yaşında genç bir bireyin eğitim hayatını etkileyecek bir cezaya maruz kalmasını istemez ve ondan öğretmenden özür dilediği takdirde cezanın geri çekileceğini ifade eder. Bilal, “Ben Allah’a ve Allah’ın dinine söven bir adamdan özür dilemem” der ve tavrını net bir şekilde ortaya koyar. Okul müdürü onun sevdiği ve değer verdiği bir öğretmenden, uzlaşı için aracı olmasını ister, Bilal öğretmeninin ricası üzerine, “Özür dilemem sadece el sıkışabilirim” der ve olay onun lehine olacak şekilde sonuçlanır.

 

Annenin ifadelerine göre Bilal Afganistan’da yaşanan Rus saldırılarına karşı direnç gösteren mücahitlerin safında savaşmaya karar verir ancak aileye üniversite tahsili için Pakistan’a gideceğini söyler ve onları ikna eder. Üniversite onun cihada ve şehadete uzanan yolunun ilk basamağı olur fakat bunu aileden gizli tutar.

 

Bilal’in evinde geçirdiği son geceyi ve veda anını anlatırken gözyaşlarına boğulan anne şehadete hazırlanan çocuğunun o akşam yüzüne neden hüzünle baktığını sonradan anlamlandırdığını açıklamış ve o günleri yeniden yaşamıştı. Annenin ifadelerine göre Bilal aileye açıklamaktan kaçınsa da yolun sonunun şehadete çıkacağını kestirebilmektedir ve son kez aile albümünü önüne alır ve resimlere uzun uzun bakar sonra hıçkırıklara boğulur. Anne yanına gelir ve üniversite tahsili için çıkıyorsun, geri döndüğünde her şey daha iyi olacak diye teselli etmeye çalışır fakat o çıktığı kutlu yolculuğun kendisini taşıyacağı ışığı hissetmektedir ve annenin yüzüne hüzünlü bir ifade ile bakar sonra başını eğer ve sessizliğe gömülür.

 

Sabah aile fertleri Bilal’i üniversiteye uğurlamak üzere erken bir vakitte kalkarlar ve ev derin bir sessizliğe bürünmüştür ve herkesin yüzünde bir burukluk vardır. Bilal’i Ödemiş’te otogara kadar götürürler, kendisi buradan İzmir Havaalanı’na gidecek oradan da Pakistan’a uçacaktır...

 

Hava soğuktur ve yağmur gittikçe bastırmaktadır, aracın kalkmasına on dakika kala Bilal ön taraftaki yerine oturmuş camdan anne-babasına bakmaktadır. Az sonra otobüs yavaşça hareket eder, yağmur taneleri otobüsün camını esrarengiz bir tabloya dönüştürmüştür ve anne oğlun yüzünü görmekte zorlanmaktadırlar. Bilal avucunun içiyle siler camdaki sisi ve son kez bakar annenin yüzüne ve otobüs kayboluncaya kadar el sallar. Ödemiş’ten kalkan otobüs o gün bir şehidin kutlu yolculuğuna tanıklık etmektedir.

 

Bilal’in hayatını dinlerden şehadete uzanan yolculukların arkasının da önünün de aydınlığa, hakkaniyete açıldığını ve o insanların hayattayken de inandıklarını yaşadıklarını ve taviz vermediklerini fark etmiştim. Şehadet onların bu samimiyetlerinin bir sonucuydu…

Google+ WhatsApp