Kurumsallık

Kurumsallık


En basit karşılığıyla kurumsallık, “gayrışahsî” ilişkiler küresini karşılar. Devletlerin târihi kadim ve modern örüntüleriyle bunu ifâde eder. Bu tarafıyla kurumların târihi “homo civilis”, yâni “medenî” insanın eseridir. Daha evvelki yazılarımda “homo civilis” ile “homo culturalis” arasındaki farka ve gerilimlere dikkât çekmiştim. Kurumsal dünyâ bu itibârla, şahsî temellerden hareket eden veri kültürel ilişkilerden uzaklaşma gayretini ifâde eder.

Pekiyi, bu kolay mıdır? Bunun kolay olduğunu zannetmiyorum. Kurumlar, bölüşüm odaklarıdır ve neticeten iktidâr ilişkilerinin aynasıdır. Bu ilişkiler üzerinden “homo culturalis” kurumlara sızar ve bölüşüme kendi çıkarları üzerinden hâkim olmak ister. Bu aşındırıcı sızmalar elbette açık değil; tam aksine “örtük” bir şekilde işler. Görüntüde her şey “homo civilis” tarafından konulan kâidelere, kanunlara, mevzuatlara uygundur. Ama işleyişler ve neticeler çok farklıdır.

Kurumsal yapılar târihin “statik”, yukarıda bahsedilen sızıntılar ise târihin “dinamik” tarafını ortaya koyar. “Kurulan”, “öngörülen” ile “işleyen” ve “gerçekleşen” arasındaki bir ilişkidir bu. Zygmunt Bauman buna “yasa koyucular” ile “yorumcular” farkı olarak işâret ederken çok haklıdır. Elbette mühim olan somut neticelerdir. Târihin çıktılarına bakmak gerekir. Bunların da mutlak değil, göreli olduğunu düşünüyorum. Veri bir târihsel durum veyâ kesit hakkında fifkir yürütürken oranlara, ağırlıklara bakmanın en doğrusu olduğu kanaâtinde olduğumu ifâde etmeliyim. Her süreç kurumsal bir yıpranma doğurur. Mesele kurumların direnç gücü ve yıpranma oranıdır.

Modern dünyâda derin bir çelişki yaşanmaktadır. Bu, ulusun içinden gelen ama kendisini onunla özdeşleştirmeyen bir sevk-ı tabiîye sâhip olan sermâyenin varlığıdır. Kurumsal dünyânın aklı ile sermâyenin aklı mutlak olarak örtüşmüyor. Eğer kurumsal dünyânın devlet denilen bir aygıtta yoğunlaştığı düşünülürse, devlet aklının “sınırlayıcı” nitelikleriyle ekonomik akıl olarak kavramsallaştırılabilecek olan ve kendisini sonsuzca büyütmek isteyen sermâyenin aklı bunu sâdece bir dereceye kadar kabûl edecektir. İş ve işlemlerinin öngörülebilir, hesaplanabilir olması, sermâyenin bir yere kadar işine gelir. İş adamı ile bürokrat buraya kadar bir uzlaşma gösterebilir. Sermâye bu uzlaşma noktasında, “Apollonyen” bir tavırla “düzen” yanlısı olarak tezâhür eder. Ama kendisini bununla asla sınırlandırmak istemeyecek ve yatırımlarını yasal olarak târif edilmiş alanların dışına kaydırmaktan asla çekinmeyecektir; hele hele bu alanlar yüksek kârlılık oranları ile ortaya çıkarsa. Bu durumda, Tanrı Janus gibi ikiyüzlü olan sermâyenin “düzen bozucu” tarafları, “Bakhusyen“ su yüzüne çıkacaktır.

Şimdi de muhtemel senaryolar üzerinde duralım… Bunlardan ilki sermâyenin kurumsal yapıların dışında ayrıca bir varlık kazanmasıdır. Sermâye bu durumlarda yeraltına çekilir ve suçbilimin nesnesi hâline gelir. Onlar kaçar, kurumsal ajanlar onları tâkip eder; yakaladıklarını cezâlandırır. Keşke her şey bununla kalsaydı. Siyah ve beyaz ayrışır, işler kolaylaşırdı. Ama pratikte süreç çok defâ öyle işlemez. Kurumsal pozisyonları işgâl eden “bürokratlar” ile bu karanlık sermâye arasında tuhaf ilişkiler peydahlanır. İşbirliği veyâ suç ortaklığını içeren çeşitli ağlar gelişir. Kördüğüme dönüşen gri alanlardır bunlar. Lâtin Amerikalar bu gri alanların en fazla yoğunlaştığı coğrafyalardır. Devlet, ulus ve sermâye ilişkileri bu gri alanlarda tecessüm eder. Karadelik gibidir buralar. Sâdece devlet ve sermâye değil, Kiliseden başlayarak sendikalar, partiler, Kurtuluş Örgütleri dâhil olmak üzere tüm yapılar bu karadeliğin anaforlarına kapılır. Kenar ve Yarı merkez dünyânın dünyâ işbölümündeki manzarası aşağı yukarı budur. Yozlaşma çok yönlüdür.

Merkez kapitalist dünyâ ise kurumsal yapılarında direnmiş; en azından bu yapıları görece olarak kurumsal yapılarını ayakta tutmuştur. Bu onları sütten çıkmış ak kaşık hâline getirmiyor. Batı’nın kurumsal zaferi sâdece bir Pirus zaferi. Evet, çok zorlansalar da hâlâ kurumlarını bu kirli yapılarla görece mesâfelendiriyorlar. Ama ulusların baskısıyla kurumsal kazanımlarında ısrar ettikçe sermâye kaybına uğruyorlar. Ağır vergilerden yılan sermâye, bir zamanlar büyük bir birikim yaşadığı merkezleri terk ediyor. Kuralsızlığın veyâ kuralsızlığı meşrûlaştıran kuralların hüküm sürdüğü yarı merkez ve kenar coğrafyalara kaçıyor. Off shore bir ağ üzerinden küreselleşme aslında ak para ve kara para arasındaki farkın belirsiz hâle geldiği bir dünyâyı nitelendiriyor. Merkez dünyâ içeride görece koruduğu mesâfeleri, dışarıda yürüttüğü operasyonlarda kaybediyor. Çünkü bu operasyonlarda ister istemez bu kuralsız dünyânın şebekeleriyle çeşitli ilişkiler kuruyorlar.

Bugünlerde Türkiye’de tartışılan meseleleri daha büyük bir ölçekte görmek daha kavratıcı olur…

Google+ WhatsApp