Kur’ân ve Sünnetin Bütünlüğü

Kur’ân ve Sünnetin Bütünlüğü


Bir süre önceydi… Çok değer verdiğim bir hocamızdan ilginç bir mesaj aldım: ‘Hocam, Youtube kanalınızdaki on beş dakikalık bir videonuzu izledim; sohbetinizde birçok ayet mealine yer verdiğiniz halde bir tek hadis-i şeriften söz etmemişsiniz.’ Sevgili hocama, konunun “Kur’ân’ı okumak-anlamakve yaşamak” olduğunu, dolayısıyla bir kasıt olmadığını, sadece hadis derslerinden ibaret konuşmalarımın da mevcut olduğunu, dahası “40 Hadis 40 Ders” ismiyle bir kitap yazmaya da cüret ettiğimi izah etmek zorunda kaldım. Hocamızla karşılıklı dualar edip birbirimize muhabbetimizi arz etmiştik… Ama zaman zaman sosyal medyada bir ayet veya hadis paylaştığımda aldığım tepkiler, Kur’an-Sünnet ilişkisi etrafında garip hassasiyetlerin oluştuğunu, dahası tehlikeli bir kamplaşmanın tırmandığını gösteriyor. Kamplaşan tarafların yek diğerine yakıştırdığı nitelemeleri burada zikretmeyi doğrusu uygun bulmuyorum. Sadece, Kur’ân ile Sünnet’in ayrılmazlığını apaçık yansıtan iki ayet meali ile bazı hadisleri paylaşmayı yeğliyorum:

 

“Allah’a itaat edin ve Resul’e itaat edin…” (Maide, 92; Enfal, 20; Nur, 54; Muhammed, 33; Teğabün, 12 vd…) “De ki: …Ben sadece bana vahyedilene uyarım…” (Enam, 50; A’râf, 203; Yunus, 15; Ahkâf, 9).

 

Kur’ân-ı Kerim’de yer alan çok sayıda âyet-i kerimede Allah’a itaat ile Resul’e itaat birbirinden ayrılmamış, Resûlüllah Efendimiz de (s.a) Allah’tan kendisine gelen vahye uyarak Kur’ân’ı tebliğ, tebyin, tefsir, talim etmiştir. O’nun (s.a) hayatı ve sünneti “yaşayan Kur’ân”dır. Yani Kur’ân ve Sünnet bütündür:

 

Hz. Aişe (r.anhâ) anlatıyor: “İzâ-câe nasrullahi” suresi gelince Resûlullah (s.a) şu duaları çok tekrar eder oldu: “Sübhânallahi ve bihamdihi, estağfirullah ve etûbu ileyh (Allah’ı hamd ile tesbih eder, Allah’tan bağışlanma diler, Ona tevbe ederim.)” Diğer rivayette: “Resûlullah (s.a) rükûsunda ve secdelerinde şu duayı çokça okurdu: “Sübhânekallâhümme Rabbenâ ve bi-hamdike, Allahümmağfirlî (Allah’ım! Seni tesbih ederim. Rabbimiz! Ve hamd sanadır. Ey Allah’ım! Beni bağışla.)” Bu duayı okumakla Kur’ân’a yani Kur’ân’ın: “Rabbini hamd ile tesbih et; şüphesiz O, tevbeleri çok kabul edendir” (Nasr, 3) ayetine uyuyordu. (Buhârî, Ezân 123, 139, Meğâzî 50, Tefsir Nasr; Müslim, Salât 217; Ebû Dâvûd, Salât 152; Nesâi, İftitâh 153)

 

Mesrûk (rahimehullah) anlatıyor: Hz. Aişe’ye (r.anhâ) dedim ki:

 

“Ey anneciğim! Muhammed (s.a) Rabbini gördü mü?” Bu soru üzerine şöyle dedi:

 

“Söylediğin sözden tüylerim ürperdi. Senin üç hatalı sözden haberin yok mu? Kim onları sana söylerse yalan söylemiş olur. Şöyle ki: Kim sana: “Muhammed Rabbini gördü” derse yalan söylemiş olur.”

 

Hz. Aişe bu noktada, sözüne delil olarak şu ayeti okudu (mealen):

 

“Onu gözler idrak edemez, O ise gözleri idrak eder” (En’âm, 103). Devamla dedi ki:

 

“Kim sana derse ki, “Muhammed yarın olacak şeyi bilir”; yalan söylemiştir. Zira ayet-i kerimede:

 

“Hiçbir nefis yarın ne kesbedeceğini bilemez” (Lokman, 34) buyurulmuştur.

 

Kim sana “Muhammed’in vahiyden bir şey gizlediğini” söylerse o da yalan söylemiştir. Çünkü ayette:

 

“Ey Peygamber! Sana Rabbinden her indirileni tebliğ et. Şayet bunu yapmazsan Allah’ın risaletini tebliğ etmiş olmazsın” (Maide, 67) buyurulmuştur.

 

Lakin Resûlullah (s.a) Cibril’i asli suretinde iki sefer görmüştür.” (Buhârî, Tefsir Maide, Bed’ü’l-Halk 6, Tefsir Necm, Tevhid 4; Müslim, İman 287; Tirmizi, Tefsir En’âm)

 

İbnu Abbas (r.a), “Onlar lemem (küçük kusurlar) hâriç, günahın büyüklerinden ve çirkin işlerden kaçınanlardır” (Necm, 32) ayeti hakkında Resûlullah’ın (s.a) şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir: 

 

“Ey Rabbim, sen affedicisin, hepsini affet, küçük günah işlemeyen kulun yoktur” (Tirmizî, Tefsir Necm).

 

Resûlullah (s.a): “Yalan şahadet Allah’a şirk koşmakla bir tutulmuştur!” buyurmuş ve şu âyeti okumuştur: “...Putlara tapmak gibi bir pislikten ve yalan sözden kaçının.” (Hac, 30). (Tirmizi, Şehâdât 3; Ebû Dâvûd, Akdiye 15; İbnu Mâce, Ahkâm 32)

 

Resûlullah (s.a): ‘“Rablerine dönecekleri için kalpleri ürpererek vermeleri gerekenleri verenler; işte onlar hayırlarda yarışanlar, o uğurda önde gidenlerdir” (Mü’minun, 60-61) ayetinde kastedilenler; yaptıkları hayırların kendilerinden kabul edilmemesinden korkanlardır’ dedi (Tirmizi, Tefsir Mü’minûn).

Google+ WhatsApp