Kur’an kurslarının boya-badanası CHP’den!

Kur’an kurslarının boya-badanası CHP’den!


Çocuklar, kitapları okuma yerine, resimlerine bakarak hızla sayfaları çevirirler.

 

Onun için de, kitapları hazırlayanlar, yazılı metinlerin içine, mutlaka görseller yerleştirirler.

 

Bu, aslında doğru bir metottur..

 

Yeter ki, kitabı görselden ibaret saymayın.

 

Gazetecilikte de aynı metot geçerlidir..

 

Bizim gibi sonradan gazeteci olanlar, silme haber ile sayfayı doldurursa..

 

Tecrübeli gazeteci abilerimiz uyarır:

 

“Sayfayı rahatlatın!”

 

Sorarsınız, “Ne yaptık ki? Sayfayı ne yaptık da sıktık? Sayfayı nasıl rahatlatacağız?”

 

Tecrübeliler anlatır:

 

“Bak, şu yazıdan ibaret haberin içine, bir fotoğraf koyarsanız.. Haberin metninden bir kısmını çıkarıp, yerine fotoğraf koyarsanız.. Hem sayfayı rahatlatırsınız, hem haberi rahatlatırsınız.. Okuyucu sıkılmaz..”

 

Bunlar mesleğin ince ayrıntıları..

 

Ama..

 

İşin esasını da kaçırmamamız lazım..

 

Sayfayı görsellerle doldurup, haberin aslını doğru dürüst vermediyseniz..

 

Veya kitabı fotoğraflarla kapatıp, bilgi namına bir şey koymadı iseniz..

 

 

Haberi okutmak veya bilgiyi aktarmak amacıyla gazetenin veya kitabın içine serpiştirmeniz gereken fotoğrafları, bilginin önüne geçirip, her tarafı kaplar hale getirirseniz.. Bilgiyi yok ederseniz..

 

Göze hitap etmiş olursunuz, beyine değil..

 

Günlerdir bekliyorduk, CHP Grup Başkanvekili Özgür Özel’in, “Eğitimde birlik var, tevhid-i tedrisat var, kanunu var, Diyanet okul öncesi eğitim birimi kuruyor. Okul öncesi eğitim Diyanet’in işi mi, Milli Eğitim’in işi mi? Sıbyan mekteplerini kurmuşlar, kurumsallaştırmaya, kalıcılaştırmaya, zorunlu yapmaya çalışıyorlar. Bu kafayla orada işte, bilimin b’si yok; fiziğin f’si, matematiği m’si de olmuyor üniversiteye gidince..” sözlerine, son aylarda “helalleşme” üzerinden dindarları tavlamaya çalışan genel başkanları ne diyecek, merak ediyorduk..

 

Bir hafta sonra, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, lütfetti..

 

Özgür Özel’in adını anmadan..

 

Şu sözleri sarfetti:

 

“Plan ve Bütçe Komisyonu üyeliği yaptığım dönemde Diyanet’in öğrencilere verdiği derslerin kitaplarını istedik. Son derece güzel hazırlanmış, renkleri güzel seçilmiş.”

 

Kemal Bey’in anlatımını okuyunca, “Hah işte.. Özden uzak, şekile saplanan bir bakış açısı.. Şekli, içeriğe tercih eden bakış açısı..”

 

Hem de hangi konuda?

 

Din konusunda..

 

Kur’an öğretimi konusunda..

 

“Kitap içeriğindeki bilgileri okudum, ben de faydalandım. Çok güzel bilgilerdi” diyeceğine..

 

Çocukların, aldıkları kitapların fotoğraflarına bakmasındaki gibi..

 

Koca CHP’nin Genel Başkanı..

 

70’ini aşmış Kemal Bey..

 

Her ne kadar eski yıllardan bahsediyor olsa da..

 

Bugün de aynı kanaatte olmalı ki..

 

“Renkleri güzel seçilmiş” diyor..

 

Lütfen okurlarım, “Siz de aynı metodu uyguluyormuşsunuz, gazetecilikte bile varmış. Niye itiraz ediyorsun” demesinler..

 

İşin özünü, şeklin önüne geçirmesinler..

 

Özü anlatmak için, estetikten yararlanmak başka..

 

70’ini aşmış bir parti genel başkanının, Kur’an öğretme amaçlı bir kitabı anlatırken, ilk aşamada “Renkler güzel seçilmiş” demesi başka..

 

Devam ediyorum, Özgür Özel’e cevap verir gibi yapan, CHP Genel Başkanı’nın sözlerini aktarmaya:

 

“Çocukların Kur’an’ı rahat öğrenebileceği materyaller hazırlanmıştı. Ben Diyanet İşleri Başkanı’nı o dönem kutladım. Dolayısıyla Diyanet’in bu çerçevede çocuklarımıza, isteyen ailelerin çocuklarına Kur’an’ı öğretmesi kadar doğal bir şey yoktur.”

 

Sanırsınız ki..

 

Kemal Bey’in Diyanet İşleri Başkanı’nı kutladığı, çocuklara Kur’an öğretme amaçlı kitaplar şimdi toplatılmış, depolara atılmış..

 

Yerine başka kitaplar var da..

 

Kemal Bey onun için, “O dönem kutladım” diyerek, bu değişikliğe işaret ediyor..

 

Yok böyle bir şey..

 

O dönem kitaplar hangileri ise..

 

Bugün de aynıları..

 

Ama işin özüne itiraz etmek isteyip de edemeyenler..

 

Milyonlarca dindar seçmenin oyuna göz dikenler..

 

Konunun etrafından dolaşıp, böyle zoraki cümlelerle esas niyetlerini gizlemeye çalışıyorlar.

 

Niyet okuması yapmayalım..

 

Kemal Bey’in konuşmasının devamındaki, gerçek niyeti gözler önüne serelim..

 

Kemal Bey’in partisinin grup başkanvekili Özgür Özel ne diyordu?

 

“Tevhid-i tedrisat var, kanunu var.”

 

Hatta o konuşmanın sonrasında, Tevhid-i tedrisatın Anayasa’da yer aldığını da, tekraren belirtti, Özgür Özel..

 

Şimdi de genel başkanları konuşuyor:

 

“Anayasa’nın 24. maddesinde de bu açık ve net belirtiliyor. Gerçekten de Kur’an kurslarının annelerin babaların güven içinde çocuklarını gönderebileceği mekanlar olması gerekiyor.”

 

Ne demek şimdi bu?

 

Grup Başkanvekili’nin karşı çıktığı, “sıbyan mektepleri mi açılıyor” diyerek hedef gösterdiği okulları..

 

Genel Başkan Kemal Bey savunuyor mu, yoksa çaktırmadan yeriyor mu?

 

Nedir, “güven içinde çocuklarını gönderebileceği mekan”dan kasıt?

 

Okullar için, böyle bir söz sarfediliyor mu ki, Kur’an kursları için böyle bir şey söyleniyor?

 

Ne demişler?

 

“Katranı kaynatsan da olmaz şeker..”

 

Devamını getirmeyeyim..

 

Ama hepsi bir kenara..

 

“Kuran öğrenimi için hazırlanan kitaplar”a “İçerik çok güzel. Hepimizin; çocuklarımızı/torunlarımızı bu kurslara yollamamız, bu bilgilerle donatmamız gerekir” diyeceğine..

 

Kitapların renkleri üzerinden yorumunu yapan Kemal Bey..

 

Kuran kurslarında verilen “güzel ahlak, iyilik, kardeşlik, barış” gibi kavramlar üzerinden ordaki eğitimi yorumlayacağına..

 

Bakış açısını şöyle özetliyor:

 

“Bazı kursların badana-boyalarının CHP il örgütleri tarafından yapıldığını da belirtmek isterim.”

 

Tabii ki kurs binalarının boya badanasının da yapılması gerekir..

 

Ama Kur’an öğretilen kursları, “Bilimin b’si yok; fiziğin f’si, matematiği m’si de olmuyor üniversiteye gidince” diyen Grup Başkanvekili’nin sözleri sonrasında partinin resmi görüşünü açıklayacağınızda, yaklaşım biçiminiz, “Boya badanasını bizim partililer yapıyor” şeklinde mi olmalı?

 

Şöyle yüksek sesle, “Biz Kur’an öğretilen kursları, ‘Matematiğin m’sinin bile olmadığı’ ifadeleri ile mahkum etmeye kalkışan grup başkanvekillerine partimizde yer yok. Arkadaşımıza söyledim, ya istifa edecek. Ya da biz parti olarak gereğini yapıp, kapının önüne koyacağız” demesi gerekmez miydi?

 

Sizleri duyuyor gibiyim..

 

“Sen neyin kafasını yaşıyorsun Ali Bey? Bunların eline imkan geçse.. O kitapların renklerine de bakmazlar. Kursların boya badanasını da geçer, camileri ahıra çevirdikleri gibi, kitapları toplattırdıkları, yaktırdıkları gibi, 2021’de de 1940’lı yılları bize yaşatırlar” diyorsunuz..

 

Ne diyeyim: “Haklısınız!”

Google+ WhatsApp