Kulların değil Allah’ın dediği olur

Kulların değil Allah’ın dediği olur


Hatırlarsınız 15 Mart 2011 tarihinde, Suriye’de 12-13 yaşlarında iki çocuğun duvara yazdığı iddia edilen bir slogan bahane edilerek kaos ve çatışma ortaya çıkmış ve ülke büyük bir savaşın içine sürüklenmişti. Savaş ülkenin maddi ve manevi birikimlerini yerle bir edip, binlerce insanın ölümüne neden olurken, zihinleri uyuşturulan kitleler katili sorgulamak yerine iki çocuğun üzerine yoğunlaşmışlardı. Peki, Suriye’de hâlâ devam eden ve büyük kayıplara sebebiyet veren savaş ve içsel çatışmalar iki çocuğun duvara yazdığı bir slogana indirgenebilir miydi? Elbette hayır… Bölge üzerinde büyük hesapları olan karanlık güçler kaosu çıkardıktan sonra halkları meşgul edip oyalayacak bir senaryo mutlaka buluyorlar servis ediyorlar.

 

Yıl 30 Temmuz 2021 ülkemin 13 şehrinde esrarengiz bir şekilde yangınlar ortaya çıktı, asırlık ağaçlar, halkların geçimlik ürünleri ve hayvanlar yanarak can verdi, gökyüzü dumanlarla kaplandı, limon çiçeği kokan köyler küle dönüştü. İlgili birimler harekete geçip, halkın da desteğini alarak alevleri söndürmeye çalışırken hikâye çoktan yazılmış ve Suriye’de olduğu gibi olay iki çocuğun üzerine yıkılmıştı. Medya üzerinden servis edilen haberlere göre sözde iki çocuk ormanda oynarken yangına sebebiyet vermişler. Kötülük nedir bilmeyen iki çocuk ve küle dönüşen evler, ağaçlar, hayvanlar ve o çocukların üzerine yıkılan büyük bir iftira… Hatırlarsınız bu zihniyet binlerce insanın ölümüne neden olan salgın hastalığı da bir tas yarasa çorbası ile ilişkilendirmiş ve samanın altından yavaş yavaş yürümeye devam etmişlerdi.

 

Katliamların, işgallerin, yıkımların, sürgünlerin, salgın hastalıkların, sel baskınlarının ve yangınların ardındaki karanlık güçler, ilahlığa soyunma ve dünyayı, insanı, doğayı kendi hesaplarına göre tasarlama niyeti taşıyorlar. Tamam da siz istiyorsunuz diye güneş farklı bir noktadan doğacak değil, sular yokuşa doğru akacak değil, onlar neyi isterlerse istesinler, her şey Allah’ın dilediği gibi olacak. O istemediği takdirde yaprak kıpırdamaz, rüzgâr yön değiştirmez, gök ve yer O’nun emrine ve iradesine tabi.

 

Zamanın Firavun’ları zulümde o kadar ileri gittiler ki, yerlere ve göklere hükmedebileceklerine, insanı, toprağı, havayı, suyu yeniden tasarlayabileceklerine inandılar ve baktılar ki karşılarında sürüleşmiş topluluklar var, ne satılsa seslerini çıkarmıyorlar, baktılar ki karşılarında soru sorma yeteneklerini kaybetmiş kitleler var, bundan cesaret aldılar ve zulmün sınırlarını genişletmeye başladılar. Ve anlaşılan tasarlanan dijital dünyaya geçişte birey ve toplumların sabrını zorlayacak olaylara şahit olacağız ve savaşlar artık ateşli silahlarla değil virüslerle ve afetlerle yapılacak. Anlaşılan Müslüman halklar birbirlerini etnik, hizipsel ve mezhepsel farklılıklar üzerinden vurmaya devam ederken onlar hedeflerini yerli işbirlikçileri üzerinden gerçekleştirmeye çalışacaklar. Nitekim her ne kadar resmi bir açıklama henüz yapılmasa da büyük kayıplara sebebiyet veren yangınların küresel güçlerin kucağımızda besleyip büyüttüğü terör örgütleri aracılığıyla yapıldığı söyleniyor.

 

Zamanın Firavun’ları ilahlıklarını ilan ediyor ve hayatımızın her alanına müdahil olmak istiyorlar. Peki, bu durumda ne yapacağız? Teslim mi olacağız yoksa bir araya gelip katilin elini bükecek miyiz?

 

Kayda değer bir nüfusa sahip olan Müslümanlar eğer etnik, mezhepsel, kavmiyetçilik, hizipçilik, particilik üzerinden birbirlerini ayrıştırmaktan vazgeçer ümmet bilinci ile hareket ederlerse malum güçler ellerini uzatamayacak ve güçlerini kaybedeceklerdir. Ancak bunun için rahmetli Erbakan Hocamın üzerinde kuvvetle durduğu İslam Birliği’nin canlandırılması ve Müslümanların dışa bağımlı olmaktan kurtulup, kendi ayaklarının üzerinde durabilecek imkânları oluşturmaları gerekir.

Google+ WhatsApp