Kudüs, yeniden

Kudüs, yeniden


Bütün dünyayı etkisi altına alan Covid-19 salgını sebebiyle yaklaşık iki yıldır askıda tutulan Kudüs ziyaretleri, nihayet yeniden başlıyor. İsrail işgalinin etkisini pandemi şartlarında daha ağır şekilde yaşayan Kudüslü Müslümanlar için, bu durum yeni ümitlerin de habercisi. Yeter ki, Kudüs’e ayak basacak olan Müslüman ziyaretçiler, bazı şeylerin farkında olsunlar ve sıradan bir seyahate çıkmadıklarını kavrayabilsinler.

 

Ne demek istediğimi biraz açmam ve detaylandırmam gerekiyor. Zira hayatî önemde bir konu bu.

 

NASIL GİTMELİ?

 

Her şeyden önce, Kudüs “sadece sevap kazanmak için” ziyaret edilmemeli. İşgal sebebiyle hayatları her geçen gün biraz daha zorlaşan Müslüman bir halka -elden ne gelirse- yardım etmeye çalışmak, temel hedeflerden biri olmalı. Kudüs’e giden her bir kafile, iyi bir şekilde organize olarak, işgalin dayattığı şartlara rağmen ayakta kalmaya çabalayan Kudüslülere ekonomik destek sağlamalı. Müslümanların otelinde konaklamaktan Müslüman esnaftan alışverişe, borçluların borcunu üstlenmekten şehit ve mahpus yakınlarına yardım ulaştırmaya, yapılacak çok şey var. Tüm bunlar, atılacak her slogandan ve çekilecek her hamasi nutuktan çok daha önemli. Sessiz, derinden, kimseye duyurmadan bu tür işleri organize etmek gerekiyor. Devletlerin siyasetlerinden ve uluslararası sistemin kahrolası dengelerinden uzakta, herkesin katılabileceği türden faaliyetler bunlar.

 

Kudüs’ün İslâm tarihindeki ve şuur dünyamızdaki yerine dair tefekkürlerin eksik olduğu bir ziyaret de, yine ancak yorgunluk ve angarya anlamına gelecektir. Sadece “Osmanlı merkezli” veya “Türklük odaklı” bir bakış değil, meseleyi ta Hz. Davud ve Hz. Süleyman’dan alarak, Kudüs’ü “bizim” yani “Müslümanların” yapan bütün unsurları hep bir arada değerlendirebilen, her taşı gediğine oturtan, tarihteki rolleri düzgünce ve yerli yerince dağıtan, dünden bugüne vazifeler çıkartan, derin ve çok boyutlu bir tefekkürden bahsediyorum. Tabii bu noktada Kudüs konulu okuma materyallerinden yetkin ve iyi yetişmiş Kudüs gezi rehberlerine, uzun bir ihtiyaç listemiz var. Özellikle “meselenin farkında rehber” konusu, ehline malum olduğu üzere, Kudüs seyahatlerinin kanayan yaralarından biridir. İşi asılsız menkıbelere boğmadan, hamasetle laf kalabalığı etmeden, soğukkanlı ama diri bir bilinçle Kudüs’ü Müslümanlara anlatacak rehberleri çoğaltmalıyız. Vakıflarımız, derneklerimiz, resmî kurum ve kuruluşlarımız, sadece Kudüs rehberi yetiştirmek için okul açsalar yeridir.

 

Bilhassa bu iki hususa hassasiyet gösterilerek çıkılacak bir Kudüs seyahati, içinde bulunduğumuz şartlarda, umduğumuzdan çok daha fazla bereketlere vesile olacaktır. Bazı adımları küçümsüyoruz ve gözümüzü ta uzaklardaki “fetih”lere dikiyoruz. Fakat en uzun yollar bile küçük adımlarla başlıyor ve hiçbir mesafe de birden bire kat edilemiyor. Tutarlı ve sağlam başlangıçlar, kalıcı temellere muhakkak dönüşecektir. Bu yüzden, hedefini 12’den vuran Kudüs seyahatlerinin tesiri hiçbir zaman küçümsenmemeli.

 

NİÇİN GİTMELİ?

 

Yine bu köşede daha evvel defalarca yazdığım ve değindiğim bir bakış açısı var: “İsrail işgali sürerken, Kudüs’ü ziyaret etmek caiz değildir.” Böyle düşünenlere de, sahada bizzat şahit olduğum iki noktayı tekrar hatırlatmak istiyorum. Belki bazı fikirleri ve bakış açılarını revize etmek imkânı doğar.

 

Tel Aviv Ben-Gurion Havaalanı’na inip pasaport bankolarının önünde sıraya geçen herkes, orada görevli şahsın, özellikle Türkiye’den gelenlere ısrarla problem çıkarttığına mutlaka şahit olmuştur. Bakışlarla ve tavırlarla, söylenmek istenen şudur: “Sizi burada istemiyoruz!” Hele de kafile şöyle genç ve dinç insanlardan oluşuyorsa.

 

Kudüslü Müslümanlarla biraz sohbet edenler de, onların şu çağrılarına illa ki kulak vermiştir: “Lütfen daha sık ve çok gelin. Bizi işgale karşı yalnız bırakmayın. Mescid-i Aksâ’nın saflarını sıklaştırın, çarşılarımızı kalabalıklaştırın.”

 

Fıkhî ve siyasî tartışmaların hepsini bir yana bırakırsak, sadece yukarıda işaret ettiğim iki ayrı sahne bile, Kudüs’ü niçin ziyaret etmek gerektiğini bize anlatıyor. Siyonist’in canını sıkan ve onu öfkelendiren şey, iyi midir yoksa kötü mü? Keza, dışarıdan kesilen her türlü ahkâmın aksine, Kudüslü Müslümanlar, daha fazla ve kalabalık kafilelerle şehirlerini ziyaret etmemizi istiyorlarsa, söylenecek söz kalmış mıdır?

 

Ama elbette Kudüs ziyaretlerinin şuurlu ve bilinçli olması şartıyla. Müslümanların şuursuzca yaptığı her şeyin işgalcileri sevindirdiğini hiç unutmadan…

Google+ WhatsApp