Kördüğüm

Kördüğüm


İsrail’de, çok az ortak paydası bulunan sekiz parti bir araya gelerek, Başbakan Benyamin Netanyahu’nun 12 yıllık iktidarını sona erdirmek üzere anlaştı. Kendisini merkezde konumlandıran Yeş Atid (Bir Yarın Var) Partisi’nin lideri Yair Lapid, çarşamba akşamı -koalisyon görüşmeleri için bitiş süresi olarak belirlenen gece yarısına sadece 38 dakika kala- anlaşmanın sağlandığına dair Cumhurbaşkanı Reuven Rivlin’i bilgilendirdi. Kamuoyuna açıklanan mutabakat metnine göre, Lapid ve ortağı Yamina (Sağ) Partisi lideri Naftali Bennett, başbakanlığı dönüşümlü olarak yürütecek. Koltukta ilk iki yıl Bennett oturacak, ardından bu sürede dışişleri bakanlığı yapacak olan Lapid dümene geçecek.

Ancak İsrail siyasetini yakından izleyen herkesin ortak kanaati, söz konusu koalisyonun bu kadar uzun ömürlü olmayacağı yönünde. Zira, sadece “Netanyahu’yu devirmek” motivasyonunu paylaşan sekiz partinin lideri, bambaşka gündemlere ve önceliklere sahip. Orta yolcu Yair Lapid, eski bir gazeteci ve oyuncu. Naftali Bennett, “çok Filistinli öldürdüm, pişman değilim” şeklindeki sözleri hâlâ hafızalarda duran tescilli bir Arap düşmanı ve faşist. Buhara Yahudisi bir anneden doğan eski İçişleri Bakanı Gideon Saar (Yeni Umut Partisi), iki devletli çözüme ve Filistinlilere bağımsız bir siyasî yönetim verilmesine karşı. Eski Savunma Bakanı Avigdor Lieberman (İsrail Evimiz Partisi), Arap düşmanlığı üzerinden zaten yakından tanınan bir isim. Nitzan Horowitz (Meretz Partisi), sosyal demokrat bir eşcinsel. Eski Savunma Bakanı ve Genelkurmay Başkanı Benny Gantz (Mavi-Beyaz İttifakı), siyaset koridorlarına yabancı gaddar bir asker. Merav Michaeli (İşçi Partisi), evlilik karşıtı bir feminist. Ve nihayet, İsrail siyasetinin son dönemde parlayan yıldızı Mansûr Abbâs (Ra’am Partisi), Müslüman Kardeşler Teşkilâtı çizgisinden yetişen ‘İslâmcı’ bir Arap.

İsrail politik ve sosyal hayatındaki ölümcül boğuşmadan hiç haberiniz olmasa bile, herhalde yukarıdaki kısacık malumat, manzaranın gülünçlüğünü ve çözümsüzlüğünü anlatmaya yetmiştir.

“Bunca acayip insanın içinde Müslüman bir Arap siyasetçinin ne işi var?” diye sorulabilir. 46 yaşında bir diş hekimi olan Abbâs (kendisini 27 Mart 2021 Cumartesi günkü yazımda konu etmiştim), siyasî ilkelere bağlılığından çok oportünist kimliğiyle tanınıyor. Bir dönem Benyamin Netanyahu’yu da destekleyen Abbâs’ın mantığı, “Zaten işgal devam ediyor, ne elde edebilirsek kârdır” cümlesiyle özetlenebilir. Nitekim Abbâs, geçtiğimiz ay İsrail şehirlerindeki Arap nüfus hafif bir ayaklanma emaresi gösterdiğinde, kendi kamuoyuna çağrıda bulunarak, “Hükümet kurmak üzereyiz, sokaklardan çekilin” çağrısı yapmış isimlerden biriydi. Abbâs’ın koalisyona dâhil olması, İsrail vatandaşı Arapların karşı karşıya bulunduğu bazı problemlerin çözümüne katkı sunma isteğinden kaynaklanıyor. Naftali Bennett, aslında “Abbâs’la asla” noktasında olmasına rağmen, Netanyahu’yu devirebilmek için ona tahammül etmek durumunda kaldı. Koalisyonun Arap üyesine bakanlık koltuğu verilmesi de beklenmiyor. Verilen sözlerin tutulup tutulmayacağını ise önümüzdeki süreçte göreceğiz. Şimdiye kadarki tecrübe, Yahudilerin Arapları sürekli kandırmaya çabaladığı yönünde malum.

Öte yandan, 2009’dan bu yana kesintisiz başbakanlık yaparak İsrail tarihinde bir rekora imza atan Benyamin Netanyahu’nun da öyle kolayca pes edeceğini düşünmemek gerekiyor. Her şeyden önce, yeni kurulan hükümetin İsrail Parlamentosu’nda güvenoyu alması şart. Netanyahu’nun, pamuk ipliğine bağlı olan bu süreci provoke edeceği kesin. Hasbelkader hükümet kurulsa bile, Netanyahu’nun bu defa azgın bir muhalefet sergileyeceği de açık. İsrail basınında çıkan analizlerde “siyasetteki mevcut kördüğümün en büyük sorumlusu” olarak gösterilen Netanyahu, kendisinden kurtuluvermenin çok kolay olmadığı bir figüre dönüşmüş durumda. Bunu düşmanları da çok iyi biliyor. Hakkında açılan davaların akıbeti düşünüldüğünde, anti-Netanyahu blokun en büyük umudu, İsrailli birçok siyasetçi gibi onun da hapsi boylaması. Bu sadece İsrail’de değil, bütün dünyada milyonlarca insanın “ah keşke…” diyerek beklediği bir ihtimal. Ve imkânsız da değil.

Bu köşede sıklıkla vurguladığım gibi: Dışarıdan bakanların adeta “yekpare bir yenilmez güç” olarak tasavvur etmeye alıştığı İsrail, içeriden bakıldığında, derin uçurumlarla birbirinden ayrılmış, kıran kırana kavga eden düşman hiziplerden oluşan bir cinnet toplumundan ibaret. Daha fazlası değil.

Google+ WhatsApp