Konuşmaya değer

Konuşmaya değer


Hayat akıp gidiyor, kendi akışında. İnişli çıkışlı, düz ve rahvan gibi. Gündelik hayatta her şey sıradan ve kendi doğasında. Bazan da değil. Ters bir şeyle yaşanır. İstenmeyen dönemleri olur.

 

Hayat hep deneyimlerle yüklü. Bir geçmiş oluşturulur.

 

İnsan gençliğinin akışında veya başka zamanlarında birçok şeyin farkında olmaz. Yaşanır ve gidilir. Hayatın bir hesabı da olmaz. Yaşama anında ve sürecinde hiçbir şey tartıya vurulmaz. Ne attığımız adımlar, ne alıp verdiğimiz soluklar bir hesaba dayalı. Bilim bunlar üzerine düşünüyor, kafa yoruyor. Bunun ölçülerini ve sonuçlarını çıkarıyor. Bu hayatın içinde çok şey var doğasında yaşanan.

 

Varlığımızın bilincinden bile bu anlamda uzağız. Öylesine yaşanıp gidiliyor. Zamanı gelince, geçmişe dönüp bakılınca geride bir düş gibi sadece kimi önemli ayrıntıları kalan bir hayat oluyor. Zor olan bu süreçte önce bir insan olarak, sonra da bir Müslüman’ın sorumluluklarının bir tartısını yapma gereği duyulur. Neler yapıldı, neler yaşandı, neler söylendi ve geriye ne kaldı?

 

Bugün derdimiz ve sorunumuz budur. Hayata anlam kazandıracak ve geleceğe bir iz bırakacak söylenecek, yapılacak nelerimiz var, nelerimiz olmalı.

 

Hayat hiçbir zaman belli bir hesap üzerine oluşmuyor. Niyet ile yaşananlar farklı olabiliyor. Aslolan niyetle bir yola koyulmak. Buna hazırlıklı olmak. İstenen ve dilenenler yaşanmasa bile en azından bir şeye niyetlenmiş olunuyor. Yaşanan an kadar önemlidir bu durum.

 

Konuşmaya değer ne çok şey var. Bu zamana, zamanın insanına seslenmek, konuşmak manevî ruhtan bir ruh solumak. Buna ne çok gereksinim var. Akan zaman, geçip gidenler bir daha geri gelmiyor. Çünkü o anlar o an için yaşanır. Söylenmesi gerekenler de.

 

Dünyayı bu zamanda kaplayan sis gibi örten yabancılıklardan insanlar kendi doğalarında ve gerçeklerinde soluma şansından bile yoksunlar. Bu sislerin dağıtılması için güçlü soluk ve seslere fazlasıyla gereksinim var. Boş diye düşündüğümüz, düşünebildiğimiz alabildiğine bir alan var. Birilerinin seslenmesi ve soluk vermesi kaçınılmaz.

 

Geriye dönüp bakıldığında zamana ses veren güçlü seslerin etkisini olduğu gibi sürdürdüğü gerçeğinin göz ardı edilemeyeceği. Bu sesler nelerdir, neler olmuştur?

 

Büyük şairlerin büyük şiirleri, büyük hatiplerin uzama salınmış muhteşem sesleri, güçlü kalemlerin ortaya koyduğu eserler. Bunlar sayısız. Dünya yüzünün raflarını, uzamlarını, sayfalarını onlar doldurmuşlardır.

 

Doğa boş değildir. Manevî sorumluluk sahibi melekler vardır. Onlar görevleri gereği zamanı ve mekânı denetliyorlar.

 

Eylem ve sorumluluk sahibi olan insandır. Meleklerin dünyaya karşı sorumlulukları yoktur. Onlar kendilerine düşen görevleri yerine getiriyorlar. Bir bakıma insanı denetliyorlar. Kayıt melekleri olduğu gibi mekânı dolduranlar da var.

 

Yol saptırıcılar, insanı baştan çıkaran şeytanlar olduğu gibi. Dünyanın bir dengesi bulunuyor.

 

Her insan tekinin kendine düşen, gücü, yetenekleri oranında bir alanı var. Bunlar da insanın kendi konumuna göredir.

 

Her insanın iyilikler ve güzellikler adına söyleyebilecekleri mutlaka vardır. Her insanın bir etki alanı bulunuyor. Bu, onun manevî gücüyle de orantılıdır.

 

Sevgi dili en etkili olanı. İnsan için soğuk ve sevimsiz olan bir yılanın bile sevgi diliyle yuvasından çıkarılabileceğine dair bir deyimimiz bile var. Bunlar sayısızdır. Hayat güzellikler üzerine olunca güzel olan güzelliklerin kalıcı olmasıdır. Şeytanların yanıltıcı, aldatıcı, büyüleyici ve çekici olan hâlleri insanı ancak yanıltır ve yoldan çıkarır. Bazan dönülemez olan bir yola sürüklenilmiş olan. Önemli olan, bu yola düşmeden hakikat diliyle zamana ve çağa seslenmek.

Google+ WhatsApp