Kölelik ruhu

Kölelik ruhu


Zihni çatışmaların nedeni daha çok düşünceye ve ideolojilere bağlı olmakla birlikte değişen yaşama tarzları, hayat anlayışlarıdır. İnsanlarda genel anlamda bir idealsizlik ağır basıyor. İnsanların yaşama tarzları, modernlikleri birçok değerin göz ardı olmasına neden. Yoğun bir çözülme var. Artık kimsenin medeniyet düşüncesine bağlı pek bir kaygısı yok dense yeridir. Hayatı öylesine yaşama duygusu ağır basıyor. Bu büyülü dünya insanın başını döndürüyor. Coğrafyamız kavramı bile adeta bir anlam ifade etmiyor. Çünkü yaşananlar ile kuşatılmışlık duygusu ağır bastığından sadece kendini yaşama kaygısı belirginleşiyor.

 

Tabiî asıl sorun siyasal ideolojiler de etkili. Çünkü kişi eksenli bir tapınış ile modernleşme, Batı ruhunda var olma duygusu sığınılan bir alan. Siyasal kişilerin düşünsel alanları sınırlı. Ne ekonomide, ne iktisatta, ne kültürde. Toplumu peşinden sürükleyecek bir birikim söz konusu olmadığı için kişilerin oluşturduğu hayat anlayışının tercihi daha ağır basıyor.

 

Bu anlayışta sığınılan ve bağlanılan tek şey kalıyor ırkçılık ve milliyetçilik. Bu da bütüncül olmadığından, kuşatıcılıktan uzak bir toplumu ayakta tutmasına yetmiyor. İç çatışmalara neden oluyor. Bu da ister istemez gücün, birlikteliğin dağılmasına neden oluyor.

 

Batı’nın tükettiği artık tutunma adına bir şeyinin kalmadığı bir anlayışa tutunulması da bir sıradanlık. Batı, ideolojilerini çoktan tüketti. Onun dışında bir arayışta. Bu da tam anlamıyla ne olduğu veya olacağı belli değil.

 

İslâm düşüncesindekileri hayatın dışına itme çabaları geçmişten beri süregeliyor. Ne yazık ki köle ruhlular da kendi medeniyetlerine, kültürlerine karşı bir savaş içindedirler.

 

Modern hayattaki yaşantıda müzik, spor, eğlenceler adeta baş döndürücü bir dinî ritüel gibidir. Kendilerini kaptıran bu insanların gözleri adeta kararıyor. Başka bir şeyi görmüyor. Ruhlarının çılgınlığındadırlar.

 

Kamunun gözlerinin önüne zumlanan, gösterimler, karelerde dinî bir yaşama tarzı olan zikirler, ibadetler ise aşağılanıyor. Bu iki kare bir araya alındığında tarzları bakımından birinin huşu içinde kendinden geçiş, yani kalbin cezbe hâli, diğeri ise çılgınlık boyutunda.

 

Tasavvufta ya da edebî faaliyette düşünceye yansıyan cezbe hâli insan ruhunu doruğa doğru taşırıyor. Bu kendiliğinden olan bir durum, doğal. Hayvanlar da zikir hâlindedirler oysa.

 

Yabancı ruhun getirdiği çılgınlık sınır tanımayınca, tüketimin ve lüks yaşama arzularının baskınlığında insanların ne yaptığı, ettiği belli olmuyor bir çılgınlık hâli yaşanıyor.

 

Toplumda bunlar ister istemez gerilim oluşturuyor. Normalde insanlar arasında böyle durum söz konusu bile değil. İnsanlar sokaklarda, akraba, komşu, arkadaş farklı giyimlerle kol kola geziyorlar. İnsanlar birbirine tahammül ediyor. Kimse kimseden nefret etmiyor.

 

Ne ki suyun başını tutanların işine gelmiyor bu durum. Konumlarını, yaşama biçimlerini, lükslerini, iktidarlarını korumak için ortamı geriyorlar. İnsanları da kışkırtıyorlar.

 

Nefrete neden olan çok şey var. Bir insan ölüyor, yakınları onu camiye getirip son görevini yapmak için cenaze namazını kıldırmak istiyorsa buna tahammülsüzlük tam anlamıyla bir hodkamlık. Kişilerin dini bağları onları oraya kadar getiriyor. Bu, onlarda bir iman olduğunun göstergesidir. Onu reddetmek, itmek hem dinden daha uzaklaştırıyor, olan bağların kopmasına neden olunuyor.

 

Nefretlerin karşılıklı artması zarar veriyor. Nefretin oluşmasından yararlanalar var.

 

Şu son Afganistan olayı da tam anlamıyla bir bahane oldu. Nefretin getirdiği, şiddet gerekçesiyle belli çevreler bunu daha da hızlandırıyorlar.

 

Kölelik ruhu yaşama tarzları, pastadan pay kapma kaygısı özellikle saldırıları gerekçelendiriyor ve hızlandırıyor.

 

Çatışmalar karşılıklıdır, tek taraflı değildir. Nefret nefreti, şiddet şiddeti doğruyor ve hızlandırıyor. Oysa milletimizin ruhunda var olan sevgi, anlayış ve tahammül birlikte yaşamayı güzelleştiriyor. En çok da buna ihtiyacımız var.

Google+ WhatsApp