“Kızlı-erkekli evler” mi, “inanca saygılı evler” mi?

“Kızlı-erkekli evler” mi, “inanca saygılı evler” mi?


“Kızlı-erkekli evler”de, boksör tipler, kızları kum torbasına çevirse de. (İşkembeden sallamıyorum. Aynıyla vakidir.)

 

“Seküler kesim” zinhar taviz vermez, “Kızlı erkekli evlere kimse dokunamaz. Hem, bizim hayatımızdan size ne?” derler, yollarından dönmezler.

 

“Kızlı-erkekli evler”de, mühendis odasının yönetim kurulundan solcu bir mimar, üniversiteli kızı önce öldürür, sonra cesedini yok etmek için 8 parçaya ayırır. (Uydurmuyorum.. Gerçek hayattan alıntıdır.) 

 

Anne babası, kızlarının parçalarını bile bulamaz..

 

“Kızlı-erkekli ev” savunucuları, “Özgürlük istiyoruz, özgürlük!” derler..

 

Başka bir şey demezler..

 

“Kızlı-erkekli evler”de, kızların ırzına geçip, sonra pencereden atarlar. Adını da, “İntihar etti” koyarlar.. (Bakınız; bir işadamının oğlu eksenindeki olay.)

 

Yine geri adım atılmaz, “Devletin insanların yatak odasında ne işi var” der, kızlı-erkekli evlerden bir adım geri durmazlar..

 

“Kızlı-erkekli evler”de, üniversiteli kızlar, sadece bir erkek tarafından da değil. Arkadaşları tarafından da cinsel birlikteliğe zorlanır. Sonunda da betona gömülür, cesetleri ortadan kaldırılmaya çalışılır.. (İki olaydan birleştirme. Biri Muğla’dan, diğeri Sakarya’dan.)

 

“Özgürlük. Tam özgürlük. İnadına özgürlük. Bizim hayatımıza, devlet ne karışır” derler. Kızlı-erkekli evlerden vazgeçmezler..

 

“Kızlı-erkekli evler”de, kızların yüzlerine kezzap atılır, annesi babası bile kızlarını tanıyamaz duruma düşürülür..

 

“Hayat bizim, kimse karışamaz” derler, “kızlı-erkekli evler” için getirilecek küçücük bir düzenlemeye hemen isyan ederler..

 

Sonraaa..

 

Üniversiteli gençlerin, yine üniversiteli bir abileri kontrolünde, bir evde kalmaları sağlanırsa.. Bir hayırsever, “Bu da benim zekatım olsun. İlim öğrenen gençlere yardım etmek, boynumuzun borcudur” derse..

 

Evini kira talep etmeksizin verirse..

 

Gençler, yurtların sıkıcı ortamından daha özgür bir evde, hem eğitimlerini yürütür, hem de dini bilgilerdeki eksikliklerini tamamlarsa..

 

Bu arada, birlikte sabah namazına kalkıp, yatsı namazını içlerinden birisini imam yapıp kılarlarsa..

 

Kimsenin diğerine eziyet etmediği. İşkence etmediği Bıçak sallamadığı.. Kum torbası muamelesi yapmadığı.. Arkadaşlarını, diğer arkadaşlarına cinsel anlamda peşkeş çekmediği.. Uyuşturucu kullanılmadığı.. Alkol alınmadığı.. 

 

Bir ortam sağlanırsa..

 

Sol ve ateist çevre, hemen ayaklanır..

 

Örf ve adetlerimiz gereği, apartman içinde bekar kişilere daire kiralanması hoş karşılanmasa bile..

 

Başı hep önde apartmana giren, dairesine çıkarken komşunun kızına, karısına başını kaldırıp da bir defa bakmayan gençler söz konusu olduğunda..

 

Dairenin hemen karşısındaki hacı nine, kapılarını çalıp, “Yavrum ailelerinizden uzakta, üniversite okuyorsunuz. Size yardımımız dokunmuyor. Ama en azından, bugünkü akşam yemeğinizi, sıcak bir çorbanızı yapayım dedim. Alırsanız, beni sevindirirsiniz” dediğinde bile başlarını kaldırmadan “Allah razı olsun hacı teyze..” deme terbiyesi almış  gençlere sıra gelince..

 

Kızlı-erkekli evlerde “Özgürlük, tam özgürlük. İnadına özgürlük” diyerek, bir yerlerini yırtarcasına soytarılık yapanlar..

 

Bir hayırseverin verdiği bağış ile dayanıp döşenip, üniversiteli gençlere tahsis edilen evlerin, kapatılmasını isterler... 

 

Hele hele..

 

O evlerde kalan bir genç, arkadaşlarında gördüğü ateizm boşluğuna kapılıp..

 

Üniversitedeki ateist arkadaşları, “Nerede akşam, orada sabah” rezilliğini, aslında aile boyu yaşadıkları için, kendilerine hiç sorun etmeseler de..

 

Dindar bir ailede yaşayan üniversiteli genç, ateizmin prangalarına esir düştüğünde, ailesinin dindar hayatından da taviz vermeden, o ateizmin oluşturduğu kafa karışıklığını yaşarken..

 

Gel-gitleri bir türlü çözümleyemeyip, sonunda intihar etmeyi, sanki bir kurtuluş gibi görürse..

 

Kızlı-erkekli evlerde cesetleri parçalanan kızların; bir değil, iki değil, on değil, yüzler ve çok daha fazla örnekleri önümüzde dururken, “Kimseye kızlı-erkekli evlerimizi  yedirmeyiz” diyenler..

 

Kafa karışıklığı yaşan bir üniversiteli gencin..

 

Tek bir fiziki şiddet görmediğini kendisi itiraf eden bir gencin..

 

Topu topu.. En kabadayısı..

 

Gerçekten inanmıyorsa..

 

Sabah 10 dakika önce kaldırılıp, sureta kıldığı dört rekat namaz sebebi ile..

 

Özgürlüğünün tadını çıkaramadığını sanıp..

 

Akşamleyin.. Hiçbir fiziki şiddet olmaksızın. Cebir olmaksızın..

 

“Katılmazsan, seni yumruk manyağı yaparım” tehdidi almaksızın.

 

“Toplantımıza geç gelirsen, seni parçalarım, anne baban parçanı bile bulamaz” şeklinde hiçbir tehdit almaksızın..

 

Arkadaşları ile birlikte, Risale-i Nur okumalarına katılmayı (kendi beyanına göre) arzu etmediği halde, bir saatliğine istemediği bir okuma yaptığı için..

 

Özgürlüğünün yok edildiğini sanıp..

 

İnsanların, hatta üniversiteli gençlerin, kendi iddialarına göre sokaklarda yattıkları bir dönemde, lüks bir semtteki doğalgazlı, her türlü konforu olan bir dairede.

 

7. kattan atlayıp, ölmeyi arzu ettiğinde..

 

Hep birlikte ayağa kalkıyorlar:

 

“Tarikat evleri kapatılsın.”

 

Tarikat evlerinde kalmadım.

 

İlim Yayma Cemiyeti’nin yurdunda kaldım.

 

Hem de üniversite çağında değil, ortaokulda iken, 11’li yaşlarda iken kaldım..

 

Bugünlerde evlerde kalanlara göre, çok daha zorlu şartlarda yatılı okudum...

 

Mazot yokluğundan, kaloriferin yanmadığı dönemler oldu..

 

Elektrikler kesik olduğu için, kalktığımızda göz gözü görmediği günlerimiz oldu..

 

Sabah namazına kaldırıldık..

 

İyi ki kaldırılmışız..

 

Sabahleyin çay yerine çorba verildiği günler, bize ölüm gibi geliyordu..

 

Şimdi, “İyi ki bir gün çay, bir gün çorba vermişler, hayatın zorluklarına bizi alıştırmışlar” diyorum.

 

“İyi ki.. Ellerinden bir şey gelmeyen durumdan da kaynaklı olsa, mazot yokluğundan kaloriferin yanmadığı sabah vakti bizi kaldırıp, buz gibi soğuk suda, abdest almamızı sağlamışlar” diyorum..

 

Sıcağın bir nimet olduğunu, ibadetin bir vazife olduğunu öğretmişler..

 

Ki, kızlı-erkekli evlerde, arkadaşını kum torbasına çeviren gençler olmadık. Kızlı erkekli evlerde, arkadaşını, diğer kişilere peşkeş çeken sapıklardan olmadık.

 

Katillerden olmadık.

 

Namussuzlardan olmadık..

 

O ahlaksızların, üzerinden bir sürü vıdı vıdı yaptıkları Enes Kaya bile..

 

Bir canlıya dokunmadı..

 

Evet, kendi canına dokunması da bizim inancımızda haramdı..

 

Ama..

 

“Kızlı-erkekli evler”in savunucularının yaptığı gibi.. 

 

Hiçbir arkadaşının kanına girmedi.. Kimsenin ırzına geçmedi.. Kimsenin üzerine beton dökmedi.. Kimsenin cesedini parçalara ayırmadı..

Google+ WhatsApp