Kitlelerin esareti

Kitlelerin esareti


Nazilerin propaganda bakanı Joseph Goebbels’e isnat edilen büyük yalan tekniği, belirlenmiş ifadelerin tekrar edilerek bilinçsiz kitlelerin yönlendirilmesini içerir. Goebbels, “Büyük bir yalan söylerseniz ve bunu sürekli tekrar ederseniz, insanlar sonunda ifadelerinize inanmaya başlayacaklardır” der ve zihinleri uyuşan, körleşen kalabalıklara işaret eder. Algı tekniği üzerinden bilinçsiz kitleleri istedikleri şekilde yönlendiren güç odakları, bu kişilerin uyanmalarını ve özgürleşmelerini istemezler. Zira zorbalar körleşmiş ve edilgen varlıklara dönüşmüş olan bu kişilerden güç ve cesaret alırlar.

 

Günümüzde yaşanan şiddet, işgal ve katliamların arkasında iki etkenin olduğunu görmekteyiz: İşgalleri kamufle edecek özgürlük, eşitlik ve demokrasi gibi kavramlar üretilip servis ediliyor ve üretilen kavramlar üzerinden manipüle edilecek kitleler oluşturuyor… Kitlenin içinde kaybolan fertler, kendilerine sunulan zehri bal olarak görüp hemen sahipleniyorlar.

 

İradi gücünü kaybeden ve bilinçsiz kalabalıkların içinde eriyen kişi, taraftarlığa, hizipçiliğe, kavmiyetçiliğe ve fanatizme hemen kapılıyor ve şiddettin bir parçası haline geliyor. Sonra da ezip geçtiği değerlerin ve ektiği şiddetin sorumluluğunu peşinde sürüklendiği kişi ya da ideolojiye yükleyip işin içinden çıkıveriyor. Zira kitlenin içinde eriyen fertler artık tek başına varlık gösteremez hale geliyorlar.

 

Aklını ve iradi gücünü kullanma yetisini kaybeden kalabalıklar, önlerindeki uçurumu göremeyecek kadar körleşmiş ve istenileni hiç sorgulamadan yapabilecek duruma gelmişlerdir. Onlarca insan tek bir ses, tek bir hareket, tek bir eyleme dönüşmüştür. İradenin gücü ortadan kalkınca farklılıklar kaybolmuştur. Ve siz bu kişiye yolun sonunu ve görünen uçurumu anlatmaya çalışsanız da fayda vermeyecektir.

 

Bilincin körelmesi ve cehalet, İslam’ın üzerinde titizlikle durduğu bir sorundur. Nitekim Resulullah cehalet bataklığına saplanmış ve körleşmiş bir toplumu daldıkları bu gaflet uykusundan uyandırmak için büyük çaba göstermiş, yürüdükleri yolun sonunu somut örneklerle açıklamış ve o coğrafyada bir sevgi medeniyeti inşa etmiştir. Ancak bu sanıldığı kadar kolay olmamış, dönüşüm büyük bir çaba ve sabrın sonucunda gerçekleşmiştir.

 

Eğitimin birincil amacı fertlerin soru sorma istidatlarını geliştirmek ve onları sürüleşmekten kurtarıp, bilinçli bir yüzeye çekmek olmalıdır. Bu noktada ilk görev bireyin şahsiyetinin ilk şekillendiği yer olan aileye yani anne-babaya düşüyor. Anne-baba çocuğun aklını ve iradesini kullanması için teşvik etmeli ve soru sorma istidadını köreltmemelidir. Ailenin desteklediği çocuk aynı tavrı okul hayatında da bulabilmeli ve Allah’ın kendisine iyi ile kötüyü ayırt edecek iradi bir gücü bahşettiğinin farkına varabilmelidir.

 

BİZ SÖZ

“Uyuma taklidi yapan insanı uyandıramazsın.” (Mahatma Gandhi)

Google+ WhatsApp