Kibir bir zayıflık belirtisidir

Kibir bir zayıflık belirtisidir


Hz. Ömer, 638 tarihinde Kudüs’ün anahtarını teslim almak üzere yola çıktığında yanında sadece bineği ve küçük bir kafilesi vardı. Halk halifenin yola çıktığını öğrenince onu karşılamak için toplanmış heyecanla beklemekteydiler. Halife bütün insanlığın yaslandığı güçlü bir duvar gibiydi ve Kudüs’ü esaretten kurtarmak için yola çıkmış geliyordu. Halk merak ve heyecan içinde beklemekteydi. Hayallerinde yaslandıkları büyük kişi nasıl bir görüntüye sahipti acaba? Nasıl bir ihtişamı vardı halifenin? Nasıl bir binekle gelecekti Patrik Sophronius’un karşısına? Ne yer ne içer hangi kumaştan giyinirdi halife? İnsanlar halifeyi görebilmek için sabırla beklemekteydiler…

 

Ve nihayet beklenen an gelmiş, halife arkadaşları ile beraber Kudüs’e girmiş ve halkı selamlamıştı. Ne var ki insanların tasavvurlarındaki o heybetli Ömer son derece mütevazi bir görüntüye sahipti. Kibir ve gösterişten uzaktı, aramızdan biri gibiydi ve halkını incitmemek için itina gösteriyordu. Üzerinde eski bir elbise ve bir bineğinden başka hiçbir şeyi yoktu. Fakat göğsünde bütün dünyayı kucaklayacak kadar büyük bir yürek taşımaktaydı… Saatlerdir kendisini bekleyen yol arkadaşları onu eski bir giysiyle görünce, uygun bir üslupla yaklaşmışlar ve “Efendim Kudüs’ün anahtarını teslim alırken sizi tanımak isteyeceklerdir, giysilerinizi değiştirsek olmaz mı?” demişlerdi. Arkadaşlarının bu ifadeleri karşısında Ömer’in rengi birden atmış sonra başını kaldırmış ve şu ifadeleri sarf etmişti: “İzzet olarak bize İslam yeter, bunun için şaşalı giysilere gerek yoktur.” Halifenin bu ifadeleri insanların yüreklerine değmiş ve onu gönül dünyalarında özel bir yere koymuşlardı. Ömer’in hakkaniyet noktasındaki hassasiyeti ve tevazuu kokan hayat tarzı halk üzerinde büyük tesir bırakmıştı.

 

Siyasetçilerimiz meydanlara çıktıklarında Hz. Ömer’in adaletine vurgu yapar ve onun izini takip edeceklerine dair vaatlerde bulunurlar fakat makam koltuğuna geçtiklerinde verdikleri sözü unutur ve israf, kibir, gösteriş ve kompleks kokan tavırları ile arz-ı endam etmeye başlarlar. Zira eğer yönetici tevazuu kaybetmişse hakkaniyet duygusunu da kaybediyor dolayısıyla onu koruyacak olan bütün saikler bir bir yıkılıyor.

 

Para ve mevkii maksadına uygun şekilde kullanılmadığında insanın nefsini kışkırtan bir düşman haline gelir ve fayda değil zarar getirir. Kişi yaslandığı unvanın sarhoşluğuna kapılır kendini yüce dağların kralı olarak görmeye başlar. Hatırlarsınız geçtiğimiz günlerde bir kaymakam, ziyaret ettiği okulda kendisine el uzatan öğretmeni azarlayarak dışarıya çıkarmış ve gelen tepkiler üzerine özür dileyip hatasını telafi etmeye çalışmıştı. Düşünün siz kendinizi Kafdağı’nın zirvesinde görüyorsunuz ve o dağın eteğinden tarafınıza bir el uzanıyor ve bunu bir türlü kabullenemiyorsunuz. Aşağılardan uzanan o el sizi eğilmeye, tevazuya, yan yana olmaya teşvik ediyor, bunu reddediyor ve öfke kusmaya başlıyorsunuz. Bu genç yaşta zirveye kadar ulaşmışken aşağı doğru nasıl eğilebilirim diye düşünüyor ve hıncınızı alamıyorsunuz.

 

Hayatta öyle şeylerle karşılaşırsınız ki, Allah kibrin sahibini, hakir gördüğü insanların elleriyle cezalandırır, nitekim bir kaymakamın gayr-i insani tavrına karşı tepkilerini sürdüren ve eğitimcinin yanında olan halk o kişiyi o koca dağdan indiriverdiler. Bir anda gözden ve gönülden düştüğünü fark eden zatıalileri bu şekilde zirvede kalamayacağını anlayınca geri adım attı.

 

Tevazu bir zayıflık değildir aksine güçtür kibir ise zayıflıktır sahibini gözden ve gönülden düşürür ve itibarsızlaştırır. Kişi diğerlerinden daha üstün imkânlara sahip olduğunu düşünür ve insanlara küçümseyici bir gözle bakar oysa kendinden bildiği her şey bir emanettir ve o aslında bir emanetçidir.

Google+ WhatsApp