Kâğıt ve leke

Kâğıt ve leke


Çevremizi, dünyayı, hayatı, hatta âlemi hayatımıza eşlik eden bir dekor gibi görmeye başladık sanki. Önünde durup gülümseyerek fotoğraf çektirdiğimiz bir fon... Yeni zamanların getirdiği idrak kayıplarının en önemlilerinden biri bu insanlar için... Her şeyin bütünlüğü içinde anlamlı olduğumuzu büyük ölçüde unuttuk. Bu geniş açıyı kaybettiğimiz için kendimizde olan biteni büyütüp hayatı oradan anlamaya, her şeyin anlamını o dar açıdan çıkarmaya çalışıyoruz. Her geçen gün benmerkezli bir hayata daha fazla yönelişimizin, bencilce arayışlara girmemizin altında bu zihinsel daralma meselesi yatıyor büyük ölçüde. İnsanı ve içinde yaşadığı dünyayı ya da daha geniş ve doğru söyleyişle bir cüzü olduğu âlemi birbirinden ayırdığımızda bir tür görme bozukluğu, bir tür idrak kısırlığı içine düşüyoruz. Kendini kendi sınırlarıyla sınırlayan insan kendi içine hapsolmuş bir mahkûm gibi... Buna karşılık, âlemin içinde bir zerre olduğunun şuurunda olan insan, hakikat nezdinde şu uçsuz bucaksız âlemi zerrenin içinde bulmanın, görmenin, idrak etmenin iç imkânlarına kavuşuyor. İçindeki nefes darlıklarından, idrak körelmelerinden, görme bozukluklarından kurtulma yolunda belki doğrudan bilgilere değil ama paha biçilmez sezgilere, yeni ufuklara kavuşuyor.

“Sapların arasındaki küçük dünyanın vızıltılarını duyduğumda ve hem böceklerin hem sineklerin sayısız yaşam biçimini algıladığımda Tanrı’nın varlığına kendimi daha yakın hissediyorum. O bizi kendi suretinde yaratmıştır ve bize hem bizi koruyan hem de besleyen evrensel sevgide bir nefes üflemiştir. Bu bizim çevremizde sonsuza kadar mutlu bir şekilde süzülür” diyor ‘Genç Werther’in Acıları’ kitabında Johann Wolfgang Von Goethe.

Bazen tek boyuta kadar indirgiyoruz insanlığımızı. Basit, süflî, yüzeysel anlamlara, anlamlandırmalara kadar geriletiyoruz idrakimizi. Buharlaşıp gidecek gündelik lakırdılarla örtüyor, duyulmaz hale getiriyoruz hakikatin, hakikatimizin sesini. Nereye bakarsak ufka dokunur bakışlarımız, nerede durursak yakışırız insan olmaya, unutuyoruz. Güzel olmak için sadece güzelde kalmak gerektiğini, bunun yeteceğini aklımızda tutamıyoruz çoğu zaman. Çirkinlikleri gidermek için en kısa yol bu oysa: Güzel kalmak! Nicemiz sabahları çirkinlikleri gidermek için çıktığı yoldan üstüne başına çirkinlik bulaşmış olarak dönüyor akşamları evine. Her ne yolla olursa olsun başkalarını güzelleştirmek fikri, neyin güzel olduğu neyin olmadığı noktasında karıştırıyor çoğunlukla kafalarımızı. Çirkinliğin iyi bildiği yollar, yöntemler, harekât planlarıyla güzelliği galip getirmek mümkün olmuyor, güzellik kayıp gidiyor elimizden sadece.

“Güzellik ve çirkinlik arasında, sıcak ve soğuk, siyah ve beyaz arasındakine benzer bir çift olma münasebeti yoktur. Çirkinlik, daha ziyade güzelliğin bozulmasını ve daha iyi yapılmış bir şeyin tersine çevrilmesini ifade eder; yani çirkinlik dediğimiz şey, bir kumaş üzerindeki bir leke gibidir ve bu manada, Kur’an’ın, sadece kısa süreli olup sonlandıklarını söylediği şeylerin grubuna dahildir. Onun için Müslümanlar, çirkin bir şeyle karşılaştıklarında hemen başlarını çevirirler ve bunu o şeyin varlığını inkâr etmek için değil, fakat her var olan şeyi bakmaya değer görmedikleri için yaparlar” diye yazmış merhum Gai Eaton, ‘Tanrı’yı Hatırlamak’ isimli kitabında.

Herkes tashih yapmak üzere yirmi dört saat nöbet tutar hale gelince, kâğıdın üstüne bir şeyler yazmaya niyetlenen kalmadı.

“Teslim almaya çalışmak yerine” dedi beyaz saçlı adam, “teslim olmakla yetinmeliydik belki de sadece!”

Google+ WhatsApp