Kendini tavuk sanan horoz ya da..

Kendini tavuk sanan horoz ya da..


“Toplumsal cinsiyet”le başlayan, sonunda kimlik kartımızla alnımıza vurulan “GENDER” damgası var. Hiçbir siyasi ve bürokrat, bu utançtan bir cümle ile bile söz etmiyor. Bu cinayetin failleri ise aramızda ve susuyorlar. Ben bu sıfatı reddediyorum. Bu sıfat ancak bu haltı yiyene yakışan bir sapkınlığın adıdır. Sahi hayvanlar için ne olacak bu durum! Hayvanların cinsiyeti kendi kişisel tercihleri mi yoksa biyolojik mi? Artık hayvanlar da düşüneceğine göre, hayvanlarda da “cinsel deneyim, yönelim, tercih” sorunu olacak mı? Deneyim yaşı ne olmalı. Hadi “hayvancı”lar size bir dert daha. “Kendini tavuk sanan horoz ile horoz sanan tavuk sendromu”nu nasıl çözeceğiz? Bu hastalık, insanlardan hayvanlara geçecek gibi gözüküyor. Aslında bu sorun, Peker’in açıklamalarından daha tahripkar gerçekte. CoVID ve aşısı da öyle.

 

Kanunda cami avlusundaki güvercinleri unutmuşlar. Onları avlayan kedileri nasıl kontrol edeceğiz. İnsanları hayvanlara karşı sorumlu tutuyoruz, madem hayvanlar da artık dijital akla sahip olacak, onların uyması gerekecek yasaklar ve yasa ihlali durumunda cezalar olacak mı.:) Bu yasaları kim, nasıl yapacak? Yasaları ihlal eden hayvanları kim yargılayacak.

 

“Maymunlar Cehennemi”ne hazır olun!?. “Maymunlar Cehennemi “film serisi 1968’de başladı. 1970 “Maymunlar Cehennemine Dönüş”. 1971 “Maymunlar Cehenneminden Kaçış” ve 1973 “Maymunlar Cehenneminde İsyan!” Orijinal adı: War for the Planet of the Apes!?..

 

Birileri ile ben sanki aynı dünyada yaşamıyoruz. Onlar hayvan hakları ile ilgili romantik, duygusal reflekslerle cici yasalar yapıyorlar, ben bu işin sonunda varacağınız bir cehennemden söz ediyorum. Evet evet, gerçek bir cehennemden söz ediyorum. “Islah ediciyiz” diye ortalıkta dolaşan bozgunların, “yeryüzünde bir cennet” vaadi ile fıtrata müdahale ederek dünyayı nasıl bir cehenneme çevirmeye çalıştıklarından ve bu yolun sonunda din günü diye bir gün varacakları cehennemden söz ediyorum. Hayvanları hakir görmem söz konusu değil. Yaratan onu öyle yaratmış. Yoksa “Belhum adal” dediğimiz “hayvandan da aşağı iki ayaklı bir sürü mahluk” dolaşıyor aramızda. İnsan, hayvan dedik de, Genomik’ler, Kimera’lar, Nesnas’lar ne olacak.

 

Bakın bir konuyu “efradına cami, ağyarına mani” ele almak isterseniz, yasa metni hazırlamak o kadar kolay bir iş değil. Kaş yapayım derken göz çıkarırsınız. Cahil cesaretine cür’et denir, cüretkarlık tehlikeli bir iştir. Geri bırakılmış ve geri kalmış ülkelerde biraz dil bilince, batıdan tercüme yasa metni üzerinden, birkaç dini, ideolojik ve politik slogan ekleyerek yasa imal etmek toplumda her zaman sorun oluşturur. Bu yasalarla kaş yapayım derken göz çıkarılır. Bu tür yasalarda imzası bulunan bazı kişilerin akademik kariyer sahibi olmaları sürpriz değil. Hatta bunların “uygun kişiler” olarak çok hızlı şekilde kariyer sahibi olduklarını ve yükseldiklerini(!) de görürsünüz. Bunlardan seçilen kişiler Media, iş, bilim, siyaset, bürokrasi çevrelerinde fikri sorulan, itibar edilen ve ödüllendirilen kişilerdir genellikle. Bunlar Truva atlarıdır aslında. Sağcı da gözükürler, solcu da, laik de gözükürler, dindar da, milliyetçi de gözükürler, liberal de. Aslında hiçbiri değillerdir. Çok cesur gözükseler de, aslında korkaklardır. Cesaretleri sırtlarını dayadıkları güçlerin gücüne duydukları güvenden kaynaklanır.

 

Sahi bu yasayı yapanlar Hindistan’da ya da Çin’de yaşasalar ne yaparlardı? Hani 10.000 Çinliye vatandaşlık verilecek deniyor, sahi onlar ne yapacak bu durumda. Bu Çinliler köpeklerine chip taktırıp, onlara psikolojik baskı yapmaya kalkarlarsa ne olacak?

 

Bize bir “nazar “oldu, Cuma’mız Pazar oldu! İnsanlar “azar” oldu, bu işler azar azar oldu!?.

 

Bir arkadaş “Türkiye’nin başıboş köpek haritası”nı göndermiş. 10 milyon başıboş köpek varmış ülkemizde. Yılda 300.000 küsur köpek saldırısı oluyormuş.. Ortalama her 20 köpekten 1 tanesi aşırı saldırgan ve sabıkalıdır. Türkiye’de km2 başına düşen insan sayısı 104, köpek sayısı 12.77.. 100 kişiye 8.2 köpek düşüyor. Bu oran Hindistan’da 3.3. Başıboş köpek sebebi ile yılda Türkiye’de 300.000’e yakın yaralanma oluyor. Bu saldırıya uğrayanlardan 2800’den fazlası hayatını kaybediyor. 

 

Bu arada bir haber: ABD’deki kediler yılda 800 milyon kuşu öldürüyormuş. Sahi fare avlasın diye evde, ambarda kedi beslemek suç olur mu? Hani fareler de can taşıyor da. Fareler kobay olarak kullanmak bile onlarca kurala bağlı bir “CAN”lı olunca!

 

Ayrıca, illere göre yıllık başıboş köpek saldırısı vaka sayısı: İstanbul, Ankara, İzmir’de deniyor da, sanırım bundan sonra hayvanlarla ilgili daha fazla istatistik göreceğiz. Bu CoVID sürecinde, bakarsınız daha önce olduğu gibi “Kuş gribi” benzeri “itlaf” operasyonları yaşanabilir. (Hay Allah, bu belanın lobicileri, insanlığı itlaf planları yapıyorlar, bize neden söz ediyorlar) Bu kez büyükbaşlar ve balık üzerinden gelebilirler. Zaten bu şartlarda artık avcılık ve evde kendi hayvanını kendi beslemek de kolay olmayacak. Kurban, adak kurban işi daha zor olacak. Ama inşallah bu yasa bu şekilde meclisten geçmez, ama öte yandan nasıl geçerse geçsin, mantık yanlış olunca sonuç belli.

 

Bakın, bizim yasa mantığımız “Mübahat” sistemidir. Doğru değil, yanlış tanımlanır. Usul, zamana, mekana, şartlara göre basit kurallarla açıklanır. Doğru olan, iyi, mükemmel, aliyyül ala diye teşvik ve himaye görür. Yeni yasa mantığı doğruyu tanımlıyor, daha doğrusu kendi doğrularını dayatan bir akıl yasayı araç olarak kullanıyor. “Resmi ideoloij”nin dinleşirilmesinin asıl sebebi de bu. Allah’ın emrine uymazsan haram, resulün sünnetine uymazsan mekruh birileri gibi düşünmez, onların fikrine destek vermez, eleştirirse, adeta “dinden çıkarsın” demeye getiriyorlar. “Raina” dememizi istiyorlar, “unzurna” dememizi değil. Devlet adamları “Tanrı kıral” değildir. Ne din, ne de devlet büyükleri bizim İlahımız ve Rabbimiz değildir. Ve biz de “Teb’a” ve “Reaya” değiliz. Bunun sonucu yasalar katı bir şekilde uygulanıp, kurallar dinle çelişince kızılca kıyamet kopuyor tabii.

 

“Benim devlete sadakatım dinime olan sadakatımın teminatı olduğu ölçüdedir”. “Benim gömleğimin rengi anayasanın temel ilkeleri ile çelişiyorsa, değişmesi gereken benim gömleğim değil, anayasanın temel ilkeleridir”. Çünkü “ben anayasa için değil, anayasa benim için vardır”. Selâm ve dua ile. 

Google+ WhatsApp