Kendimle sohbet

Kendimle sohbet


Antalya’nın şirin ilçesi Gazipaşa’da dünyaya geldim ve ailem bölgenin tanınmış yörük aşiretlerindendi. Göçebe hayatı yaşayan büyük dedelerimiz tabiatı kitap gibi okuyor ve tefekkür ediyorlardı. Dedelerimiz yaşamsal kaynaklar nasıl korunuyorsa ahlaki ilkelerin de aynı şekilde korunabileceğine inanmış ve bu minval üzere yaşamışlardı.

 

Aile büyüklerimden miras kalan değerler hayatımın her alanında bir yol haritası olmuştur ve kitaba, kaleme ulaşamayan insanların fıtratlarında var olan özle iktifa edebileceklerine inanmışımdır.

 

Soluduğum hava kadar doğaldı dağlarda yaşayan atalarım… Rol yapmayı bilmezler ne hissediyorlarsa aşikar eder, insanı koşulsuz sever ve paylaşıma önem verirlerdi. İffetliydiler, cömerttiler ve hayvana, tabiata zarar vermemeye özen gösterirlerdi. Okuma yazma bilmezlerdi ama birçok okumuştan daha insandılar…

 

Amca, ağabey ve dede kavramının zihnimde keskin bir tanımı vardı ve nerede yaşlı görsem içim ısınırdı. Dedelerimizden zarar gelmezdi, onlar bizi koruyan ve kollayan çınarlardı. Bir yaşlı ile karşılaştığınızda eminim siz de aynı duyguları yaşar ve aynı yakınlığı hissederdiniz.  Tıpkı dede gibi amca da babanın yokluğunda sırtımızı yasladığımız bir duvar gibiydi, ağabey dert ortağımızdı, ekmeğimizi paylaştığımız kişiydi, baba, hayatını çocuklara adamış bir güçtü, dede ise şefkatti, güvendi ve bilgelikti. Anne babalar, çocukların dedenin yanında vakit geçirmelerine önem verir ve bu vesile ile onun bilgelik yanından faydalanabileceklerine inanırlardı. Onların nazarında dede, yüreğindeki sevgi ile kötülükleri eriten bir çınar, bir deha, bir bilgeydi çünkü… Fakat ne yazık ki gördüklerimiz ve duyduklarımız hafızalarımızda yer alan dede kavramını silip götürdü ve artık bu kişiler yüreklerimizi sızlatan bir tehlikeyi çağrıştırıyor…

 

Şiddet ve tecavüz vakaları ile gündeme gelen dedeler, iç dünyamda inşa ettiğim sevgi saraylarını yerle bir ettiler ve içlerindeki kirle kararttılar umutlarımı.  Dede kavramını ensest ilişkilerle, taciz ve tecavüz kavramları ile ilişkilendirmek tarifi mümkün olmayan bir acıya dönüştü ve dedelerin sevgi ile anıldığı günlere gitmek ve o günlerde kalmak istedim. Nur yüzlü dedelerimiz vardı hatırlar mısınız, başımızı okşadıklarında dünya bizim olurdu, nasihat ederlerdi, dua ederlerdi, harçlık verirlerdi ama kılımıza zarar gelsin istemezlerdi. Dede eve geldiğinde dünya karşımıza gelse yıkamazdı bizi, masalların içinde bulurduk kendimizi. Geçmişi kitap gibi özetlerdi dedeler, kimin bir yarası varsa duaları oraya giderdi, zararı tecrübe edip tövbe ile dönmüşlerdi Hakk’a ve gündemleri iyilik olurdu onların.

 

Dede, koruyan, kollayan, yol gösteren çınarlarımızdı öyle değil mi? Hayatımıza değen kahramanlarımızdı onlar ve atlarına binip gittiler… Şimdilerde sakalına aklar düşmüş bir yaşlı ile karşılaştığımda zihnimde çılgın bir ergenlik hayalleri kuran sapık tacizci, katil dedeler canlanıyor ve acaba diyorum bir cana kıymış olabilir mi, bir sabiye kem gözle bakmış olabilir mi? Mazur görün elbette zandan önyargılardan kaçınmak zorundayız ancak gördüklerimiz, yaşadıklarımız ister istemez zihinlerimizdeki şemaları tetikliyor.

 

Endişelerim gün geçtikçe artıyor, korkuyoruz, korkuyorum ve hayallerimizde sırtımızı yasladığımız o nur yüzlü dedelere veda ediyorum… Veda ediyorum ak saçlı bilge insanlara, yol yorgunu dedelere veda ediyorum… Üç yaşında bir çocuğun yasını tutarken yüreğimden bunun dışında bir şey dökülmüyor ve beni anlamanızı istiyorum…

 

Not: Hayatı bir kitap gibi okuyan ve yüreklerindeki sevgi ile bütün çocuklara ulaşabilen ağzı dualı dedelerimizi saygı ile anıyor ve onların seslerinin daha gür çıkacağına inanıyorum…

Google+ WhatsApp