Kendimizle yüzleşmekten kaçınmayalım

Kendimizle yüzleşmekten kaçınmayalım


Cemaat yurdunda intihar eden Enes’in hikâyesi hem dindar kesimin hem de laik kesimin bastırılan, üzeri örtülen patolojik sorunlarını su yüzüne çıkardı. Laik kesim pusuda bekleyen bir kurt gibi atlayarak “gördünüz mü işte cemaatler çocukları bu duruma düşürüyor” deyip, bir çocuğun dram kokan hikâyesi üzerinden nemalanmaya ve dine saldırmaya başladılar. Sanırsınız ki, bu zümrelerin kontrolünde olan kurum ve kuruluşlarda sular hep düz akıyor, sanırsınız bu faşistler şiddet ve nefreti bir savunma aracı olarak kullanmadılar… Nefeslerinden postal kokuları yayılan bu zümrelere aşina değilmiş gibi hemen savunmaya geçen ve tepkinin dozunu kaçıran dindar kesimin tavrını ise anlamak mümkün değil. İnsanlarımız hassasiyetlerine karşı yapılan saldırılar karşısında kendileriyle yüzleşmek ve eleştiriyi olgunlukla karşılamak yerine duygusal tepkiler vererek farkında olmadan olayı sahipleniyorlar. İç dünyalarına dönüp hallerini kritik etmek yerine seslerini alabildiğince yükselterek çocukça bir yaklaşım sergiliyorlar.

 

Enes’in hikâyesini bahane edip cemaatlere, tarikatlara vurmaya çalışanların karanlık niyetlerinin elbette farkındayız ancak böyle durumlarda inançlı kesimin kendileriyle yüzleşmeyip, bizim mahalleden kötülük zuhur etmez diye çıkışmaları, sorunlarımızı görmemize ve onarmamıza engel oluyor ve ne yazık ki bizi itibarsızlaştırıyor. Eğer tepkilerimizin dozunu ayarlayabilirsek hem kendimize katkı sağlayabilir hem de karşı tarafa doğru mesajlar verebiliriz, bu mümkün…

 

Kir elbette koku saçacak, kötü kötülüğünü icra edecektir, peki ama bizim de kendimize dönüp özeleştiri yapmamız gerekmez mi? Eleştiriyi olgunlukla karşılayıp, kendimizle yüzleşmemiz gerekmez mi? Bu bizim duruşumuzdan, onurumuzdan ve tavrımızdan neyi eksiltir, ne kaybederiz ya da? Evimizin içini yeniden gözden geçirip kıyıda köşede kalan çöp birikintilerini temizlesek daha iyi olmaz mı?

 

Allah aşkına ferdi, sosyal ya da siyasi hayatımızda onarmamız gereken hiçbir şeyimiz yok mu? Neden kaçınırız kendimizle yüzleşmekten? Duru bir sabah kadar temiz midir hayatlarımız? Kabul etmeliyiz ki eleştiriye karşı çok fazla hassasız ve böyle bir durumla karşılaştığımızda tarafgirlik yapıp tepkilerimizi uç noktalarda veriyoruz. Bunun hiçbir şeye faydası olmaz, olmayacaktır.

 

Enes’i dram kokan hikayesi ile tanıdım ve bir gencin sorununu ebeveynine açamaması, onların halini anlayıp destek vereceklerine dair hiçbir ümit taşımayıp çaresizliğe sürüklenmesi beni derinden yaraladı. Lütfen savunma yapmak yerine kendimizle yüzleşelim ve çocuğumuzla nasıl bir iletişim kurduk ki, sorunlarını bizimle paylaşmaktan kaçınıyor diye sormaktan kaçınmayalım. Ailenin acısını elbette anlıyorum ancak çocuklarımızın bizim mülkümüz olmadığını kabul edip haklarına riayet etmek ve onlarla sevgi merkezli ilişkiler kurmak zorundayız.

Google+ WhatsApp