Kemal bey 73’ünde anlamış, özgürlüğün ne olduğunu!

Kemal bey 73’ünde anlamış, özgürlüğün ne olduğunu!


CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, TBMM genel kurulunda bütçe görüşmeleri sırasında yaptığı el kol hareketleri sonrasında şimdi de bir başka açıklaması ile gündeme oturacak.

 

Kılıçdaroğlu’nun yeni tartışma konusu, sosyal medyadan yaptığı açıklamalar..

 

Şöyle diyor Kılıçdaroğlu: “Biz özgürlükleri anlamak istemedik, artık anlıyorum.”

 

Neymiş, Kılıçdaroğlu’nun, genel başkanlığının 11. yılında anladığı?

 

“Türkiye’de insanlar özgür ve haklar bakımında eşit yaşamalı, mirasım bu olmalı benim”

 

E, günaydın Kemal bey..

 

73 yaşına geldiğin ömrünün sonunda, bunu anladı isen, bu da bir bahtiyarlık..

 

Ama lütfen, 73 yaşında özgürlüğün ne olduğunu daha yeni anlayan bir kişi olarak “gölge etme, başka ihsan istemeyiz senden.”

 

Hani bu toplumda “özgürlük nedir, temel hak başlığı altında neler mutlaka hayata geçirilmelidir” hiç tartışmamiş olsak, Kemal Bey’in de bu konulara yabancı olduğunu tahmin ederek, 73 yaşında hidayete ermesini hoş karşılayabiliriz. 

 

Ama biz bu ülkede başörtüsü yasağını tartışırken, vicdansızlığını haykırırken, Kemal Kılıçdaroğlu “bunlar cumhuriyet düşmanı, bunlara hak ve özgürlük tanınmaz” diye ter ter tepiniyordu.

 

Kılıçdaroğlu “hak ve özgürlüklerin anlamı”nı daha yeni öğrendiyse, hiç kusura bakmasın, hemen kendisini emekliye sevk etsin.

 

Anayasaların güvence altına aldığı temel hak ve özgürlükler, 73 yaşında öğrenilecek hayatının sonunda anlaşılacak konular değildir çünkü.

 

Kılıçdaroğlu kendisinin bulunmaz bir hintkumaşı olduğunu sanıyor olmalı ki, herkesin kendisine mecbur olduğunu, toplumun kendisini tercih etmekten başka bir çaresi olmadığını düşünüp, bu arada ben de onların istedikleri bir cumhurbaşkanı adayı profili çizmeye çalışayım diye, günübirlik yeniliklerle karşımıza çıkıyor.

 

Şu cümleye bakar mısınız: “İktidarlar bu ülkede birbirlerinin özgürlüklerini kısıtladı, birbirlerini ezdi, hep beraber el ele yaptık bu hataları. Oysa insan özgürlükleri basittir ve kolay anlaşılır konulardır, biz anlamak istemedik, hayatımın bu aşamasında zannedersem artık anlıyorum. Türkiye farklılıkları ve özgürlüklerinden korkan değil, bunları kutlayan bir ülke haline gelmelidir.”

 

İktidarlar değil Kemal bey. Özgürlükleri kısıtlayan yıllardır muhalefette olan CHP’den başkası değildi. 

 

Boşverin siz, “muhalefetteki parti, özgürlükleri nasıl kısıtlayabilir” mavallarını. 

 

Ak Parti, iktidara geldiğinin birinci yılında başörtüsü yasağını kaldıracağı taahhüdünde bulunmuştu. 

 

Kaldırabildi mi? Hayır 

 

Engelleyen, CHP’den başkası mıydı? 

 

Tabii ki darbeci generaller vardı, tabii ki darbesever mantıklı bürokratlar vardı. Ama mecliste olan sözcüleri CHP’den başkası değildi.

 

Yasakların faillerini karambole getirip, gözlerden kaçırmak için, “hep beraber el ele yaptık bu hataları” diyor Kemal bey. Başörtüsü yasağını Ak Parti mi hayata geçirdi? Katsayı zulmünü yapan Ak Parti miydi? 

 

Ki; “el ele, birlikte yaptık bu hataları” diyor Kemal bey.

 

Ki; sorumluluğu, kısmen de olsa kendi üzerinden atıp, Ak Parti’ye de suç yamamaya çalışıyor!

 

Kemal bey, ne kadar riyakârca bir söylem geliştirdiğini ispat için, adeta kendi ağzıyla  şu itirafı da yapıyor.

 

“Uçmak istiyorsak, kanatlarımıza ağırlık yapan şeylerle ilgili helalleşmeli, bu bagajları atmalı.”

 

O zaman yapılacak iş belli. Hazır bagajlardan kurtulmak lazım denildiğine göre, CHP’nin din karşıtı Cumhuriyet gazetesinden Sözcü gazetesinden kurtulması gerekir.

 

Bu bagajları atıp, samimiyetini ispat etmeli.. 

 

Cumhuriyet gazetesi her gün din eğitimi veren okullara düşmanlık yaparken, Sözcü gazetesi her gün dindar insanlara iftira atarken, CHP bu bagajları terk etmiyorsa, onları şakşaklamaya devam ediyorsa, ağırlıkları taşımakta kararlı demektir.

 

CHP, bir yandan din karşıtı Cumhuriyet gazetesi ile yol alırken, bir yandan dindar insanlara yobaz diye hakaret eden Sözcü gazetesine şakşakçılık yaparken, nasıl uçacak?

 

CHP, Sözcü’nün, Cumhuriyet’in küfür ettiği dindarlarla nasıl helalleşecek!

 

   Kılıçdaroğlu, dünkü paylaşımında şunları da söylüyor: “İfade özgürlüğünü kullanmış ve bu yüzden yargılanan herkesin yargılanması durdurulacak. İfade ve fikir özgürlüğünden ceza alanların kayıpları tazmin ve telafi edilecek.” 

 

Haydi hodri meydan.

 

Samimi iseniz, ceza kanunlarında adres verilerek düşünce özgürlüğünü kısıtlayan tek kanun olan 5816 sayılı kanunu kaldırmayla ilgili teklifi CHP olarak siz yapın.

 

Ama biliyorum siz düşünce özgürlüğü deyip, teröristleri affetmeye çalışacaksınız. Düşünce özgürlüğü önündeki gerçek engel olan 5816 sayılı kanuna ise kesin kez dokundurtmayacaksınız.

 

Nitekim hemen sonrasında Kılıçdaroğlu ağzındaki baklayı çıkarıyor: “Barış akademisyenleri işlerine geri dönecek”.

 

Barış akademisyenlerini hatırlatalım. 

 

Devletin katil olduğunu söyleyen o sözde akademisyenler, PKK’lı teröristler köşeye sıkıştırıldığında, “barış” çağrısı yapmışlardı. Devleti de ağır silahlarla, sivil halka karşı saldırıda bulunmakla suçlamışlardı. O akademisyenler, şimdi düşünce özgürlüğü adı altında, CHP tarafından işlerine döndürülecekmiş; bunun adı da düşünce özgürlüğü olacakmış!

 

 5816’dan mahkum olanlar mı?

 

Onlar Atatürk düşmanı.

 

Onlara değil özgürlük istemek, CHP’nin elinden gelse, cezalarını ikiye katlayarak çektirir..

 

Kemal Bey’in düşünce özgürlüğünden anladığı işte bu. 

 

Bir partinin genel başkanlığı koltuğuna oturduktan 11 yıl sonra, “anladım, anladım” diyen bir adamın, özgürlükten ne anladığını düşünebilirsiniz ki?

 

O adamın anladığından siz ne fayda bekleyebilirsiniz ki?

 

Bazı okurlarımız, “Kemal bey, sadece barış akademisyenlerini işe döndürecekse, ona da şükür” diyebilirler. 

 

Gerçekten de bu CHP, iktidara gelebilmek için kim bilir, Pensilvanyadakilerle hangi pazarlıkları yapmıştır, hangi darbeci generalleri görevlerine iade sözü ile Fetöcülerin oylarına talip olmuştur, tahmin etmek zor olmasa gerek.

Google+ WhatsApp