Kazdığı kuyuya düşen adam

Kazdığı kuyuya düşen adam


İnsan Allah’a verdiği sözden caymış ve en büyük ihaneti Yaratıcı’sına yapmıştır. Yaratıcı’sına verdiği söze vefa gösteremeyen bir beşerin, yaratılmışlara karşı vefalı ve tutarlı olması beklenebilir mi? Bu kişinin ipiyle kuyuya inmeyi göze alabilir misiniz? Neyse ki, şartlar ne olursa olsun ahdine sadık kalan ve bunun için gerektiğinde ağır bedeller ödeyen dava insanları da var. Onların varlığı yüreğimizi aydınlatıyor, umutlarımızı yeşertiyor ve yolumuza meşale oluyor.

 

Bir büyüğümüz, “Vefası olmayan kişiden dava insanı olmaz” derdi ki, insanlık tarihine iz bırakan önemli şahsiyetlerin, vefaya, sadakate ve paylaşıma verdikleri ehemmiyet bu ifadeyi doğrular mahiyettedir. Ancak bugün tıpkı sevgi ve özgürlük gibi vefa da içi boşaltılan ve heder edilen bir değer olarak karşımıza çıkıyor. Kendilerine emek veren ebeveynlerine, dostlarına, arkadaşlarına ve inandıkları davaya ihanet edenlerin kirlettikleri bir dünyada yaşıyoruz. Eskiden dindar muhafazakâr kişiler kirlenmeye karşı direnç gösterir ve kontrollü davranırlardı. O günden bugüne çok şey değişti ve artık bu kişilerin çoğu kire bulaşmakta bir beis görmüyorlar...

 

Bir yıl önce yaşadığı trajik bir olayı benimle paylaşan okuyucu kardeşimizin hikâyesi, bahsettiğim kirlenmişliğin hangi boyutlara ulaştığını özetliyor. Kardeşimizin aktardığı vahim olay şöyleydi:

 

Hanım kardeşimiz, on yıl önce bir kurumda din görevlisi olarak çalışan bir kişi ile evlenir. İlk günlerde her şey istenilen şekilde devam etmektedir. İşten artakalan vakitlerde kitap okuyan ve eşi ile sohbet eden beyefendi, ideal bir eş profili çizmekte ve açık vermemektedir. Hatta laf açıldığında çalışan kadınların sorunlarına vurgu yapmakta ve karşı cinsle ilişkilerde korunması gereken sınırların ihlal edildiğini ifade edip öfke kusmaktadır. Kardeşimiz ağzı laf yapan ve kitaplarla ünsiyet kurabilen bir kişidir ki, bu yönüyle çevresinde büyük itibar görmektedir.

 

Onuncu yılın sonuna doğru eşi beyefendinin tavırlarında bazı değişiklikler gözlemlemeye başlar. Genç adam gece geç vakte kadar sosyal medyada takılmakta, daha önce savunduğu şeyleri artık gereksiz görmekte, namazlarını aksatmaya başlamaktadır. Bu durumdan kuşkulanan hanımefendi sahte bir hesap açıp eşini takibe alır ve kendini farklı bir kişi olarak tanıtıp onunla sohbete başlar. Pusulayı kaybeden beyefendi sosyal medya üzerinden kendisine hitap edebilecek bir kadınla tanıştığını düşünüp yoldan çıkmaya, bütün sınırları ihlal etmeye başlar. Hanımefendi altı ay boyunca eşi ile farklı hesaptan kendini farklı bir kadın olarak tanıtıp görüşmelerini sürdürür. En sonunda beyefendi onunla yüz yüze görüşmek ister ve Taksim’de bir kafede buluşmaya karar verirler. Beyefendi randevuya iki saat önceden gelmiş ve büyük bir heyecanla yeni tanışacağı kadını beklemektedir. Zaaflarına yenik düşen adam bütün manevi servetini kaybetmiş ve yoksullaşmıştır. Artık onun gündeminde ne değerler, ne iffet, ne hayâ, ne de korunması gereken sınırlar vardır, o sahip olduğu bütün değerleri yitirmiş ve bilinmez bir dehlize doğru sürüklenmektedir. Vakit uzadıkça uzamakta ve beyefendi sürekli saate bakmaktadır. Anlaştıkları vakitten yarım saat sonra on yıllık eş kafeye çıkagelir. Tuzağa düşürüldüğünü anlayan beyefendi, hiç bozuntuya vermez, pişkin bir vaziyette bakar eşine ve “ben zaten gelecek kişinin sen olduğunu biliyordum” der. Olaydan bir ay sonra hanımefendi boşanmak için dilekçe verir ve on yıllık evlilik birkaç ay içinde sona erer.

 

Bir yıl önce bir hanım kardeşimizin paylaştığı bu olay bana farkına varmadan haşlanan kurbağanın hikâyesini hatırlattı. Kurbağa refleksleri kuvvetli bir hayvandır, kaynayan suya atılmış olsa, hızla zıplar ve kendini kurtarır. Fakat kurbağayı hafif ılık bir suya bıraksanız,  bundan keyif alır ve rehavete kapılıp yüzmeye başlar. Ateşin şiddeti yavaş yavaş arttırılmış olsa dahi hayvan tehlikenin farkına varamaz çünkü sıcak su bütün bedenini ısıtmış ve rahatlık vermiştir. Su kaynama derecesine ulaştığında ise kurbağa tehlikenin farkına varır çıkmak ister fakat mümkün olmaz. Çünkü sıcak su bütün bedenini haşlamıştır. Kurbağa keyifle başladığı sıcak su sefasına veda eder ve ölür. İnsanın haram olan, kötü olan fiillere yönelmesi de tıpkı bunun gibidir. İlk etapta kişi bulaştığı şeyin kir olduğunu fark eder ve içsel bir çatışma yaşar, kendini suçlar, bulunduğu durumdan kurtulmak ister. Ancak diğer taraftan yöneldiği şey kendisine haz vermektedir ve bu hazdan vazgeçmek istemez. Yavaş yavaş kaynayan su gibi kişinin meylettiği şey onu kendine doğru çeker ve duyarsızlaştırır, etkisiz hale getirir. Artık kişi kuyunun dibine kadar inmiştir, çıkmak istese başaramaz, kalmak istese battıkça batacaktır. Çaresizliğin dibine vurur ve çoğu zaman haramı meşru gösterecek mazeretler üretip vicdanını susturur ve bataklıkta kalmaya karar verir. Tıpkı hanım kardeşimizin anlattığı vahim olayda olduğu gibi...

Google+ WhatsApp