Kayıp nesillerin öyküsü

Kayıp nesillerin öyküsü


Anne, bebeğini kucağına aldığında ruhunu ve bedenini kuşatan bir sevgi ile karşılaşmış, tarifi mümkün olmayan duygular yaşamıştı. Anne o gün bir başka bakıyordu hayata ve yüreğinden taşan sevgiyi bütün çocuklarla paylaşmak, anneliğini ağaçlara taşlara haykırmak istiyordu. Anne o gün bir başka bakıyordu hayata.

 

Allah kendisini bir bebeğin memuru kılmıştı, artık bebeğin bütün ihtiyaçlarından o sorumluydu ki, dünya üzerinde sahip olabileceği en değerli meşgale idi bu. Anne ilk günden itibaren çocuğun bakımına, eğitimine ve ihtiyaçlarının vaktinde giderilmesine itina gösterdi ve hayatını çocuğa göre yeniden dizayn etti.

 

Anne, oğlun hayatını erdemli bir birey olarak sürdürebilmesi için gerekli alt yapıyı hazırladı ve ona 7 yaşında Kur’an’ı, 10 yaşında, namazı öğretti ve özel bir eğitim ortamına dâhil ederek manevi bir iklimle buluşturdu. Baba, çocuk daha doğmadan vefat etmişti o yüzden onun bakımını ve eğitimini tamamıyla anne üstlendi ve hiçbir şeyi ihmal etmemeye özen gösterdi.

 

Çocuk hayatın başındaydı ve anneye çok itibar ediyor ve kuşkuya düştüğü durumlarda onu arayıp nasıl davranması gerektiğini soruyordu, anne çocuk için hem otorite, hem sevgi hem eğitmendi. Anne erdemli ve donanımlı bir hanımdı ve bu yönüyle herkes tarafından sevilirdi.

 

Anne, oğla arkadaşları ile ilişkilerinde hakkaniyete riayet etmesini ve bu konuda hassasiyet göstermesini tavsiye ediyordu. Çocuk, annenin telkinleri sayesinde insan doğmakla, insan olmak arasındaki farkı kavramış ve insan kalabilmek için duyarlı bir vicdan taşımanın şart olduğuna inanmıştı. Çocuk bunun önemini kavramıştı ancak anne yine de evden çıkarken rutin tavsiyelerini yapıyordu.

 

Anne, dünyayı istila eden kir deryasının yaşadığı mahalleye kadar ulaştığının farkındaydı ve çocuğunun bu durumdan etkilenmemesi için büyük çaba gösteriyor, onunla kurduğu bağı güçlendirerek kontrolü sağlamaya çalışıyordu. Fakat genç üniversiteye başlayıp anneye ihtiyacı kalmadığını düşünmeye ve akranları ile daha fazla vakit geçirmeye başlayınca her şey ters yüz oldu ve anne artık ona ulaşamıyor ortak bir noktada buluşamıyordu.

 

Genç birey evinden uzakta bilmediği bir şehirde yaşıyordu ve burada kendini çok yalnız hissetmekteydi. Fakat daha sonra aynı evi paylaştığı arkadaşlarının vasıtasıyla çevresini genişletti ve genç gruplara dâhil oldu. İlk günlerde arkadaşları ile bir araya geldiğinde onlara eleştirel bir gözle baktı hatta bunu ifade etmekten kaçınmadı, kendilerini muhafazakâr dindar kabul eden akranlarının namaz vakti geldiğinde kaytarmalarına bir anlam veremedi, onların hayallerini tamamen para ve mevkii üzerine kurmalarını eleştirdi. Birbirlerinin ardından konuşanları, bencilliği bir özgürlük olarak savunanları, zinayı meşru gösterecek gerekçeler üretenleri, küçük meseleleri büyüterek birbirlerine nefret kusanları ve hayatlarını başarı ve kaba kuvvet üzerine kuranları uyardı ve ortamdan rahatsız olup zaman zaman yalnızlığa çekildi. Fakat sosyal bir yasadır, insan bulunduğu ortama ya kendi rengini verir ya da ortamın rengini alır, o nedenle Resulullah arkadaşlarımızı, dostlarımızı iyilerden seçmemizi tavsiye etmiştir.

 

Genç, ilk günlerde arkadaşlarının ahlaki değerlerle çelişen tavırlarından ciddi anlamda rahatsızlık duydu ve onlara bunun doğru olmadığını ifade etti. Fakat gün geçtikçe yumuşamaya ve onların bu durumunu kabullenmeye hatta doğal karşılamaya başladı. Zaman her şeyi alıp götürdü ve genç zamanın çarkları arasında nasıl öğütüldüğünün farkına dahi varamadı…

 

İnsanın kötülüğe karşı tepkisini kaybetmesi oldukça tehlikelidir. Bu kir deryasına atılan ilk adımdır ve artık sınırlar bir bir kaldırılacak kötü dediğiniz şeyi taklit etmeye başlayacaksınızdır. Nitekim öyle de oldu, bir süre sonra genç arkadaşlarının tasvip etmediği tavırlarını doğal karşılamaya, hatta bir kereden bir şey olmaz deyip İslam’ın haram kıldığı fiillere meyletmeye başladı. Hatta bir akşam arkadaşları ile bir mekâna gitti ve burada annenin titizlikle kaçınmasını istediği bir kire bulaştı.

 

Genç, akranları ile bir araya geldiğinde onların tavırlarını yadırgamış ve bunun inandığı değerlere aykırı olduğunu açıklamıştı. Daha sonra onların hallerini doğal karşılamaya başladı ve bir süre sonra da onlara dâhil oldu. Genç, ortama kendi rengini veremedi aksine ortamın rengini alarak kokuşmuş hayatın bir parçası haline geldi.

 

Genç, üniversite tahsilini başarı ile tamamlayıp evine geldiğinde 26 yaşındaydı ve kıvrak zekâsı ve başarısı sayesinde hemen iş buldu. Artık para kazanıyor, ayaklarının üzerinde durabiliyordu ancak anne ile artık aralarında mesafeler vardı, genç anneyi duymuyor, duymak da istemiyordu. Anne ise şaşkındı, elimden gelen her şeyi yaptım, emek verdim, erdemli bir hayat sürmesi için çaba gösterdim ama dış dünyanın ve arkadaş çevresinin etkisinde kalıp her şeyi terk etti, oğlumu tanıyamaz hale geldim diyor ve şaşkınlığını ifade ediyordu. Genç ise artık anneye o kadar uzaktı ki, onu ne görebiliyor ne de duyabiliyordu.

 

Çocuğun ailede edindiği temel bilgilerin ve ahlaki değerlerin büyük önemi vardır. Ancak çocuk gençlik çağına adım atıp dış dünyaya açıldığında aileden ziyade akranlarını model alıyor ve onların hâl ve hareketlerini taklit ediyor. O nedenle erdemli bireyler yetiştirebilmek için ailenin çabası tek başına yeterli gelmiyor, buna eğimcilerin, akranlarının ve sosyal çevrenin de dâhil olması gerekiyor.

Google+ WhatsApp