Kaybettirmek önemli, toparlamak daha önemli

Kaybettirmek önemli, toparlamak daha önemli


CHP’den üç milletvekilinin istifa edişini takiben CHP Yalova teşkilatından yüzlerce insanın istifasıyla birlikte Muharrem İnce’nin Memleket Hareketi olarak başlattığı çıkışın bir kopuşa dönüşmesi an meselesi. Bu istifalar ve kopuş CHP nezdinde her şeyden önce ciddi bir özgüven sorunu oluşturuyor. İYİ Parti ve Saadet Partisi’yle açıktan, HDP ile örtülü olarak ilerleyen Millet İttifakı projesini hemen bütünüyle iktidar aritmetiğine göre tasarlayan CHP kendi içinde bir yönetim krizine düştü. Muharrem İnce’nin itirazları ve üç milletvekilinin istifasıyla belirginleşen bu yönetim krizi sürecine Mustafa Sarıgül’ün çıkışını da ekleyelim ve soralım: CHP’de yaşanan bu kopuşlar Cumhur İttifakı’nı daha doğrusu AK Parti’yi ne kadar rahatlatır?

 

Bütün partiler açısından iç muhalefet ve kopuş süreçleri şu ya da bu oranda sarsıcıdır. Ancak her partinin kendi dinamikleri, teşkilat yapısı ve tabanı belli bir süre bu türden sarsıntıları tolere edecek kadar esnek, telafi edecek kadar kıvraktır. Şimdilerde Muharrem İnce ve Mustafa Sarıgül’ün beyanat ve kadrolaşma hareketine yüklenen anlamın CHP’ye arzulanan anlamda bir kayıp verdirip verdiremeyeceği üzerine ciddi bir hesap yapılmadan aşırı ve abartılı manalar yükleniyor. 

 

Sistem Kurulurken Beklenen Manzara Böyle miydi?

 

Cumhurbaşkanlığı Sistemine geçilirken öncelikli hedef halkın iradesinin doğrudan siyasal temsiliyete taşınması ve bürokratik oligarşinin tasallutunu engellemekti. AK Parti – MHP ile zuhur eden Cumhur İttifakıyla çok rahat bir biçimde %65 - %35 dengesi kurulacağı öngörülüyordu. Ne var ki İYİ Parti ve Saadet Partisi’nin rolü üzerine yapılan yanlış hesaplarla sandıklardan çıkan sonuç %52 - %48 şeklinde oluştu. Nihayet yerel seçimlerde İstanbul ve Ankara gibi çeyrek asır boyunca yönetilmiş en büyük metropollerin CHP’nin başını çektiği Millet İttifakına kaybedilmiş olmasıyla birlikte esaslı ve kuşatıcı bir muhasebenin yapılmasını mecbur kıldı. Balkon konuşmalarındaki meşhur “mesaj alınmıştır” söylemi, “metal yorgunluğu” ile işaretlenen değişim ve tahkimat niyeti bir türlü toplumu tatmin edecek düzeye erişemeyince tedirginlik ve telaş arttı. Bu tedirginlik ve telaşın beka söylemi bağlamında milliyetçi-devletçi tutum ve çizgiye tebdili ise çözüm olmak bir tarafa çözümsüzlüğü iyiden iyiye derinleştirdi.

 

Nihayet geçtiğimiz hafta Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Milli Görüş’ün en önemli isimlerinden Oğuzhan Asiltürk’ü ziyaretiyle ittifak ilişkilerini sarsan belki de dengeleri değiştirmeye matuf bir ziyareti oldu. Fakat şimdilik görünen tabloya göre Saadet Partisi içinde ciddi bir tartışma oluyor ve bir süre daha devam edecek gibi görünüyorsa da bu temasların BBP, DSP veya Hüdapar’la kurulan temaslar gibi kolay ve blok şekilde sonuçlanması pek mümkün görünmüyor. 

 

İttifak Hangi Yönde Genişlemeli?

 

Cumhurbaşkanı Erdoğan AK Parti kongrelerinde konuşurken, bir taraftan CHP’nin içindeki istifa ve kopuş süreçlerini değerlendirdi. Diğer taraftan AK Parti içinde yeniden bir toparlanmayı işaret edip yol haritasını izah etti. Bu konuşmasında üye sayısını artırmak için kimseyi ötekileştirmediklerini ve kimseye husumet beslemediklerini, terör ve sapkınlığa bulaşmadıkça her fikre saygı duyduklarını da vurguladı. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın bazı gazeteler tarafından ustaca atlanan ve görmezden gelinen şu cümleleriyse oldukça önemliydi: “Partimizden uzaklaşmış ayrılmış arkadaşlarımızı yeniden saflarımıza kazandıralım. Kaybetmeyeceğiz, yeniden kazanacağız. Buna dikkat edeceğiz. Büyük kongre sürecimizi bir fırsat olarak görüyorum. Önümüzdeki dönemde bu doğrultuda çok sıkı bir çalışma ortaya koymanızı bekliyorum.”

 

AK Parti’nin sadece Saadet Partisi ile değil kısa bir süre önce kendisinden kopmuş Gelecek Partisi ve DEVA Partisi’yle de sıkı bir temas kurmasına ihtiyaç var. Cumhur İttifakı’nın potansiyeli ve başarısı en güçlü olduğu dönemde az çok görülmüştür. Trendin yukarıya mı yoksa aşağıya doğru mu hareketlendiği iyice ölçülüp biçilmezse sıkıntı büyüyebilir. MHP’yle ittifakın getirisi de götürüsü de test edilmiştir. 

 

Cumhur İttifakı’nın dahası AK Parti’nin MHP ipoteğinde bir görüntü araz etmesi en büyük ve en önemli zaaf unsurudur. Kılıçdaroğlu liderliğindeki CHP’nin iktidar aritmetiği klasik Kemalist-ulusalcı siyasetin sınırlarını epeyce aşarak, İYİ Parti ile HDP ve Saadet’i aynı denkleme yerleştirecek kadar genişlemiştir. 

 

“CHP artık Atatürk’ün partisi olmaktan çıktı” gibi saçma sapan ve lüzumsuz jargonlarla bırakın geniş toplum kesimlerini klasik CHP tabanını bile ikna etmek kabil değildir. Muharrem İnce veya Mustafa Sarıgül’ün CHP’yi yıpratma potansiyeli var ama buraya bel bağlanmaz. Çünkü Meral Akşener ve İYİ Parti’nin Devlet Bahçeli ve MHP’yi yıpratma ve tabanı ikna potansiyeli daha yüksektir. Aynı şekilde Ahmet Davutoğlu ve Ali Babacan’ın teşkilat yapıları zayıf olsa bile siyaset ve ekonomi üzerine eleştirel söylemleriyle Tayyip Erdoğan ve AK Parti’yi yıpratma potansiyelleri daha güçlüdür. Dikkat çekici bir biçimde Devlet Bahçeli ve MHP kanadından (bu arada Doğu Perinçek ve Vatan Partisi’ni de buraya ekleyebiliriz) hem Ahmet Davutoğlu ve Gelecek Partisi’ne hem de Ali Babacan ve DEVA Partisi’ne yönelik tehdit düzeyinde sert reddiyelerin yükselmesi AK Parti açısından bir avantaj mıdır yoksa dezavantaj mıdır, çok iyi hesaplamak lazımdır. “Trenden inenler bir daha binemezler” söylemi eskisinden daha sıkıntılı ve zararlı bir hal almıştır. 

 

İçi boş, tabelasından bile küçük, ikna edici söylemden yoksun partilerle yan yana gelmenin hiçbir değeri olmaz. “Uzaklaşmış, ayrılmış arkadaşlarımızı yeniden saflarımıza kazandıralım” söylemini ete kemiğe büründürmek için makul, kuşatıcı ve hızlı bir plan yapmak lazım. Çarşı pazarda büyüyen yangın, siyaset ve bürokrasiden topluma yansıyan olumsuz tablolar, ehliyet-liyakat söylemlerini paspas eden pratikler küskünleri de küskünleri muhalif cephede toplama potansiyelini de büyütüyor. Muhalif cephede yaşanan istifalara bel bağlamadan içeriyi toparlamak, küsüp uzaklaşanları toparlamak öncelikli strateji olmalıdır.

Google+ WhatsApp