Kararlılık…

Kararlılık…


En nesnelci, tarafsız, hattâ dış bir bakış bile Türkiye’nin, yakın zamanlar îtibârıyla çok cepheli bir baskılama ile karşılaşmakta olduğu gerçeğini görebilir. Bu baskılama evvelâ bir çevreleme olarak tezâhür ediyor. Batı tarafında, Doğu Akdeniz, daha da özgül olarak Adalar Denizi’nde Yunanistan karşımıza çıkıyor. Fransa, Mısır, BAE; Yunanistan ve Güney Kıbrıs’a açık destek veriyor. Buna Ürdün, İsrâil ve Suudi Arabistan dışarıdan katkı sağlıyor. Nihâyet uzaktan gelen bir güç Hindistan’ın halkaya dâhil olduğunu görüyoruz. Bu devletlerin donanmaları tatbikat üzerine tatbikat tertip ediyorlar. ABD ise Yunanistan’da, Türkiye’ye çok yakın olan bir bölgede, Dedeağaç’ta yoğun bir askerî tahkimat yapıyor. Dedeağaç’ın jeostratejik olarak bilhassa seçilmiş olduğunu düşünebiliriz. Bir taraftan ABD’nin Balkanlar’ı kontrol etmesine, başta Almanya olmak üzere AB’yi geriletmesine elveriyor. Diğer taraftan Bulgaristan ve Romanya ile eşlenerek NATO ve ABD’nin Karadeniz’deki tesirini ve baskısını artırıyor. Nihâyet Türkiye’yi “by pass” ediyor. ABD’nin Yunanistan’daki mevcut üslerine mütemâdiyen yenileri ekleniyor. Türkiye korkusu üzerinden memleketini açık arttırmaya çıkaran, hattâ yağmalatan Mitsotakis ve kabinesinin alâkalı bakanları bir savaş ihtimâlinden bahsediyorlar.

 

Batı hattındaki diğer gelişme Balkanlar ile alâkalı. Ne kadar farkındayız bilmiyorum, ama Balkanlar içten içe kaynıyor. Bu tâlihsiz coğrafya hızla Rusya-AB-ABD arasındaki mücâdelelerin odağına giriyor. Yunanistan’ın tertip ettiği Batı Balkanlar Konferansı buna işâret ediyor. Türkiye’nin Müslüman Balkan coğrafyasındaki tesirini kırmanın peşinde oldukları görülüyor. Yeniden Müslüman-Ortodoks-Katolik toplulukları birbirine kırdıracak bir senaryonun hayâta geçirilmeye çalışıldığını görüyoruz. Yunanistan Ortodoks temelde, başta faşist Sırp milliyetçiliğini işleyerek Türkiye’yi zora sokmanın derdinde olduğunu değerlendirmek bir abartı olmasa gerektir..

 

Doğu’da ise, artık ABD, AB ve NATO’nun kendisine görece alan açtığı İran ile Türkiye’nin ilişkileri Kafkasya üzerinden geriliyor. Kabûl etmeliyiz ki Irak şu aralar, tıpkı târihte olduğu gibi bir Türkiye-İran bilek güreşine sahne oluyor.

 

Batı Akdeniz, yâni Mağrip’te ise Libya meselesi ortada. Türkiye’yi bir yabancı kuvvet olarak hukuk dışı ilân etmek ve tutunduğu yerden söküp atmak için başta Fransa ve son zamanlarda ona eklemlenen İtalya yoğun bir seferberlik içinde. Mesele tabiî ki sâdece Libya değil. Daha büyük resim Türkiye’nin Afrika’daki artan nüfûzundan Fransa’nın duyduğu rahatsızlık..

 

Güneyimizde, yâni Sûriye’de, Fırat’ın doğusunda ABD’nin PKK desteği katlanarak devâm ediyor. Fırat’ın batısında ise Rusya, İran ve Rejim ile yalnız kalan Türkiye arasındaki anlaşmazlıklar, İdlib, Tel Rıfat ve Münbiç hatlarında zaman zaman çatışma seviyesine gelebiliyor. Ama bunlara Mısır, Ürdün ve BAE’nin başını çektiği ve su paylaşımını gerekçe kılan; doğrudan Türkiye’yi hedefe oturtan yeni bir Arap milliyetçiliği dalgası eklemlendi.

 

Türkiye’ye yönelik baskılamalar mâlî âciliyet ve öncelikler üzerinden ekonomik, hukûkî ve siyâsal eksenlerde de artıyor. Bu baskılamalar Türkiye’yi Batı âlemindeki kurumsal zeminlerden dışlamayı, ona küme düşürtmeyi esas alıyor. Buna AB, Avrupa Konseyi, G 20 dâhil.

 

Muhalefet yaşananlara, mevcût iktidarla arasındaki anlaşmazlık noktalarını hâriç tutarak karşı çıkmak yolunda bir vaziyet almak bir yana, habis bir Erdoğan düşmanlığının kararttığı bir psikozla bunları bir fırsata çevirmek için elinden geleni ardına koymuyor.

 

Şimdi biraz da iğneyi bırakıp çuvaldızı ele almak lazım. Bahsedeceğim Sûriye siyâsetlerinin baştan yanlışlığıyla hesaplaşmak değil. Bunun pratik bir faydası yok. Ama bilhassa yakın zamanlarda Rusya ile ilişkilerimizi bozan, başından beri çok haklı ve akıllıca devâm ettirdiğimiz dengeleyici Karadeniz siyâsetlerini sekteye uğratan, bilhassa Ukrayna’ya verilen ve ölçüsüz bulduğumu çeşitli vesilelerle dile getirdiğim destek, Afganistan meselesinde yaşadığımız savrulma, basbayağı ajan oldukları belli olan bir gazeteci ve bir râhibi gelen baskılamalar üzerine salıvermemiz, Mâvi Vatan projesinin gereklerini yerine getirmekte kararsız davranmamız, yer yer geri çekilmemiz bana düşündürücü ve endişe verici geliyor. Ekonomide yapısal bir dönüşüm programını oluşturup adım atmamamız, kara para çevrelerini dağıtmak yolunda kararsız davranmamız çuvaldızın batırılması gereken noktalar.

 

Kararsızlık en kötü durum. Şunu idrâk etmeliyiz ki, artık ağzımızla kuş tutsak da Batı’nın hakkımızdaki yargısını değiştirebilecek değiliz. Bilelim ki Türkler bu coğrafyaya damgalarını vursalar da onun istenmeyen, ona yabancı görülen insanları. Yapılacaklar her ne ise, duygusal bir taşkınlık, ağlaklık üzerinden değil, aklımızla yönettiğimiz bir kararlılık üzerinden yapılmalı.

Google+ WhatsApp