Karanlık tünellerden geçiyoruz

Karanlık tünellerden geçiyoruz


İnsan postuna bürünmüş caniler hemen her yerde karşınıza çıkıyor ve nefesleri ile atmosferi kirletmeye devam ediyorlar. Evinizden çıkıp, durgun bir su gibi akan insan seline katıldığınızda renkler birbirine giriyor ve kan kokan eller önünüzde bitiveriyor. Katillerle günde kim bilir kaç kere karşılaşıyorsunuz ve kim bilir boşluğa doğru yayılan o kirli nefesi kaç defa hissediyorsunuz. Katilin nefesi atmosfere doğru yayılırken yollar bir dolup bir boşalıyor ve gün batımı bir can toprağa sessizce düşüyor?

 

Görünürde gündelik meşgalelerinin peşinde koşturan sıradan biridir katil ve her insan gibi rolleri vardır onun da. Fakat maskenin ardındaki tehlikeyi görme şansınız yoktur ve adeta ateş üzerinde yürümektesinizdir. Keşke diyorum ah keşke şu caniler üzerlerindeki insan postunu çıkarsalar ve kurbanlarına ulaşmaya çalışırken bedenlerinden sinyaller yükselip kendilerini boğuverse. Bu mümkün değil ama yarayı tedavi etmenin bir yolu var elbette. Yani iyi insanlar atlarına binip gitmeden önce dünyayı ıslah etmeli ve erdemli toplumlar oluşturarak hayatın kalbine sevgi yazmalıdırlar.

 

Canilerin ektiği şiddet ve tehlike iç dünyamızda sarsıcı bir depreme sebebiyet verdi ve belleğimizde yer alan anne, baba, dede, amca, ağabeyi ve komşu kavramları bir değer olmaktan çıktı. İnsan türünün ulaşabileceği en karanlık noktayı gördük ve gözümüz gibi güveniriz dediğimiz kişilere dahi kuşku ile bakmaya başladık.

 

Gölgelerinde kendimizi güvende hissettiğimiz anne baba kavramı tehlikeye dönüştü ve kendimizi boşlukta hissetmeye başladık. Hayallerimizde yaslandığımız baba koruyan, kollayan, koşulsuz seven ve güç ifade eden bir değerdi oysa. Eğer baba yanımızda ya da yakınımızda ise hiçbir tehlike etkilemezdi bizi, ne zaman bir tehlike sinyali hissetsek babanın gölgesine koşar ve burada kendimizi güvende hissederdik.  Fakat çocuklarını katleden, taciz eden, şiddete maruz bırakan canileri görünce iç dünyamızda ördüğümüz o güven duvarları yerle bir oldu ve tasavvurlarımızdaki baba imgesi vicdanımızın kabul edemeyeceği kötülüklere dönüştü. Daha yakın zamanda üç aylık bir bebek dünya ile ünsiyet kurmaya çalışırken babanın şiddeti ile karşılaştı ve aldığı darbeler nedeniyle yoğun bakıma alındı. Aklım havsalam almıyor, bir baba el kadar yavruya karşı nasıl bir öfke besleyebilir? Siz şimdi bu vahşeti baba kavramıyla yan yana getirebilir misiniz?  Baba taciz ederse, baba vurursa, baba katlederse, baba terk ederse kime itimat edeceğiz şu hayatta? Babaya olan güvenimizi kaybetmişsek dünya ile ilişkimizi ne üzerine kuracağız?  Eğer güç ve güveni temsil eden baba, katile, sapığa dönüşmüşse artık dünya ile ilişkimiz korku üzerine kurulacak ve bu durum bizim insana, olaylara ve dünyaya bakışımızı etkileyecektir.

 

 

 

Rabbimiz dünya nimetlerini bahşederken inananla, inanmayanı, iyi olanla kötü olanı ayırt etmemiş, bütün canlıları rahmeti ile kuşatmıştır. Düşünün sonsuzluğa doğru uzanan gök kubbe ışığı ile bütün canlılara ulaşıyor, güneş katili, ateisti de ısıtıyor, mümini de ısıtıyor, toprak zalimi de besliyor, mazlumu da… Fakat dünya nimetleri kiminin vicdanlarında şefkate dönüşüyor kimilerinin ise kibrini, şiddetini tetikliyor.

 

Eskiden insanların çoğu yüksek tahsil edinme imkânına sahip değillerdi ve icra edilen suçu kişinin okumamışlığına bağlayıp, okullu olmanın tek başına suçu önleyebileceğine inanırlardı. Günümüzde ise hemen herkes eğitim alma imkânına sahip ve her dönem binlerce öğrenci mezun olup iş hayatına atılıyor. Fakat materyalist sisteme göre düzenlenen eğitim sistemi erdemli nesiller yetiştirme noktasında cılız kalıyor ve okullu caniler ortaya çıkıyor. Çünkü hikmete, değere dönüşmemiş malumatlar bireyi meslek sahibi yapabilir ancak onun insani yanına kaktı sağlayamaz.

Google+ WhatsApp