Kafkaslar-Ortadoğu-Akdeniz: Kuşatmayı yarma adımları!..

Kafkaslar-Ortadoğu-Akdeniz: Kuşatmayı yarma adımları!..


Soruları cevaplardan daha çok seviyorum…

Azerbaycan-Ermenistan krizi ile Kafkasya’nın bütününe etkisi, ABD, İsrail ve yancılarının Ortadoğu jeopolitiğini yeniden çizmek üzere attığı adımlardan bağımsız ve tesadüfi olabilir mi?..

Veya.. Bir başka soru…

Bu kriz, İsrail’in Azerbaycan ve Gürcistan dahil kimi bölge ülkelerindeki varlığından, Rusya-Türkiye-İran’ın rahatsızlığından da beslenmiş olabilir mi?..

Ya da…

Ermenistan’ın İsrail’deki büyükelçisini Azerbaycan’a askeri yardımları nedeniyle çekmesi-ki kimi uzmanların spekülasyonlarına göre bunun içinde iki Rus menşeli Ermenistan savaş uçağının dağa çarpması gibi ‘paranormal’ olaylar da var- İran-İsrail rekabetinde ne anlama gelir?

Bu sorular sadece bölge dinamiklerini ve Ortadoğu ile ilgilerini merak etmekle kalmıyor, “kriz sonrası” dönem için potansiyel senaryolar sunuyor…

***

Çatışmaların 6’ncı gününde, Güney Kafkasya’daki gerilimin nedenini Türk-Rus politikalarının çatış- (tırıl)ması olarak gören yorumlar -en azından şimdilik- erimeye başlamış görünüyor…

Tersine, Rusya-Türkiye hatta İran’ın, konu üzerinde daha yakın durdukları hissediliyor. Sonrası bilinmez ama resim böyle çekildiğinde, dördüncü ama başrol oyuncusu olarak da Azerbaycan aynı kareye ekleniyor…

İran’ın sınırda ne haltlar çevirdiğine ilişkin videolar ortada ve bu Ermenistan’la hep yakın tutmaya çalıştığı ilişkisinin bir tezahürü. Öte yandan, Tahran açıklamalarının tümü güçlü biçimde Azerbaycan topraklarının sahibine teslim edilmesi gerektiğini vurguluyor. Hatta, Rusya-Türkiye-İran’ın bu sorunun çözümü için o meşhur üçgeni burada da kurmasını öneriyor. Dahası, bu teklif Ermenistan Başbakanı’na da söylenmiş. Tahran, Erivan üzerinde -Rusya ile kıyaslanmamak şartıyla- etkili bir ülke. En azından dış dünyayla güçlü bağlantısı İran üzerinden.

***

İran ve Türkiye’nin Kafkasya’daki İsrail varlığına ilişkin duyguları ne olabilir? Rusya arka bahçesinde ABD uzantısı olarak bulunan İsrail’i nasıl tartmakta? Ankara ve Tahran, Ortadoğu’daki İsrail planlarının muhatabı olarak bu ikinci cepheyi nasıl değerlendirmekte? Genel alırsak, üçü birden bu bölgedeki ABD etkisini, kendi işlerini aksatan varlık olarak kabul ediyorlar mı yoksa nüanslar mı var?..

Cevaplar soruların içinde…

Ermenistan’ı uçurumun eşliğinde gösteren mevcut stratejik çizim elbette doğru. Bakarsanız; teslim bayrağı çekse, Paşinyan düşüp -ki öyle duruyor- yerine taze hükümet ve lider gelse de, sıkışmışlık hali, ekonomik yıkılmışlığı ve bağımlılığı, ağır sosyal gerilimler Erivan’ın zor toparlanacağını, muhtemelen biri el verene kadar meçhule sürükleneceğini gösteriyor…

Fakat aynı Ermenistan şu sıralar payandalarını gevşetseler de, Rusya’nın etkisine, Fransa’nın desteğine, Amerika’nın da bir “seçim bölgesi” olarak ilgisine hâlâ sahip.

***

‘Ortadoğu’daki cari gelişmelerden bağımsız olabilir mi bu kriz’ dememizin sebebi biraz o; Irak gitti, Suriye gitti, Mısır gitti. Kalanlar İsrail ile öbekleşiyor. Türkiye ve İran üzerlerine gelen hakkında ne düşünüyorlarsa-(‘Top general: UAE to be treated as enemy If Israel hurts Iran’s security’, 27/09, The İran Project)-Kafkasya’da da aynısını hissediyor olabilirler…

İran Cumhurbaşkanı: “Türkiye ve İran ilişkisi birçok bölgesel sorunun çözümünde belirleyici role sahiptir. İki ülke sınırı barış ve dostluk sınırıdır. Son yedi yılda her iki ülke, bölgesel ve uluslararası sorunlarda işbirliğine dayalı büyük çabalar gösterdi”… (06/09.)

İran ve Türkiye’nin Rusya’yla birlikte, Ortadoğu’da kurulmaya çalışılan blokun kendilerine karşı cephe tahkim ettiğini düşünmeleri şaşırtıcı olabilir mi?..

Kafkaslar ve Ortadoğu birbirine uzak iki bölge olsa da rekabet parametreleri aynı.

***

Bunu üçüncü bir çizgiyle üçgene çevirmek de mümkün; ABD’nin Doğu Akdeniz’de yaşanan krizle birlikte Yunanistan’daki varlığı -hem karada hem denizde- daha görünür hali geldi…

En taze kare, ABD Dışişleri Bakanı Pompeo’nun Atina ziyareti. Konaklamasını Başbakan Miçotakis’in evinde yapan Pompeo’nun Twitter mesajı şöyle; “Ortak stratejik vizyonu paylaştığımız kritik müttefikimiz Yunanistan’a yeniden gelmiş olmaktan mutluyum. İkili ilişkilerimiz tüm zamanların en sağlam seviyesinde”…

Bu açıklama mutat diplomasinin gereği olabilir. Ancak ABD’nin en büyük savaş gemilerinden birinin artık “sürekli” Girit adasında demirleyeceği, Dedeağaç yerleşimi, Pentagon tarafından hızla yalanlansa da bu ziyaret zamanlamasında üretilen, “Amerika, Türkleri cezalandırmak için İncirlik’i Yunanistan’a taşıyacak” haberleri, en azından “hayırlar olsun” demeyi gerektiriyor…

ABD’ye sorduğunuzda Akdeniz ve Yunanistan’daki yoğunluğun sebebi Rusya. İkincil neden de Çin. Son Türkiye-Yunanistan krizinin en sıcak anlarında yüksek temsil gücüne sahip Çin heyetinin Atina’ya gelmesi de bu gerekçeleri doğruluyor.

Fakat tek gerçek bu değil; hem Ortadoğu’da hem Kafkaslar’da krizin oturduğu büyük resim de Akdeniz ile aynı! Böylece Türkiye bu üçgenin tam ortasında kalmış bulunuyor.

İyi mi kötü mü?..

Ekseriyet ‘kötü’ diyecektir. Bir kısmı da ‘ne iyi ne kötü’. Bu fakire sorarsanız ikisi de eksik…

Cumhurbaşkanı Erdoğan dün bu satırlar bağlanmak üzereyken şöyle dedi; “Suriye’den Akdeniz ve Kafkaslar’a uzanan kriz noktalarını birleştirdiğinizde çıkan tablo Türkiye’nin kuşatma altına alınmaya çalışıldığıdır. Ülkemizin bütünlüğünü, milletimizin birliğini, devletimizin gücünü korurken diğer yandan bu kuşatmayı yaracak adımları hayata geçirdik.

Yani ‘iyi’zi var. Hatta kısa vadede fazlası var.

‘O adımlar nedir’ sorusu da en azından “bir” cevabını bu yazı içinde barındırıyor olabilir.

Google+ WhatsApp