Kafa kesen DAEŞ mi, rehine öldüren PKK mı?

Kafa kesen DAEŞ mi, rehine öldüren PKK mı?


Yazacaklarımı kimse çarpıtmaya kalkışmasın.

 

DAEŞ’e uzaktan yakından bir sempatim yok, olması da mümkün değil.

 

DAEŞ, ABD’nin kurduğu bir kukla terör örgütü..

 

Bu konuda bir tartışma açmaya bile gerek yok..

 

Ama PKK da bir terör örgütü..

 

Derseniz ki, hangisi daha tehlikeli, hangisi daha vahşi?..

 

Kanaat belirteceğimize, olgular üzerinden gidelim.

 

Konuyu fazla bir zaman dilimine yaymadan, son iki hafta içinde yaşanılan olaylardan hareketle, bir sonuca ulaşalım..

 

Sonuca ulaşırken de bir terör örgütünü, diğer terör örgütüne tercih ediyormuş gibi bir niyetim olmadığını, ikisinin de aynı merkezlerden beslenen hain örgütler olduğunu tekraren belirterek adımları atmaya başlayalım..

 

 PKK, Gara mağaralarında 13 insanı rehin olarak tutuyordu..

 

Baktı ki..

 

Operasyon düzenleniyor..

 

İlk iş olarak, 13 rehineyi öldürüyor..

 

Elleri bağlı, gözleri bağlı 13 kişi, kafalarına bir el kurşun sıkılarak öldürülüyor..

 

Bu olayda PKK’yı suçlayarak işe başlaması gerekenler, hemen kafayı çıkarıp, TSK’yı suçluyorlar. Cumhurbaşkanı’nı suçluyorlar.

 

En hafif deyimi ile rehinelerin kurtarılamamasını, beceriksizlik olarak nitelendiriyorlar..

 

Oysa suçlama yaptıkları ekip, aynı günlerde Nijerya’daki deniz korsanlarının elinden, açık şekilde ayrıntılarını bilmiyor olsak da.. 15 gemicimizi kurtarmıştı..

 

Eğer beceriksizliği iş edinmiş bir siyasi iktidar sözkonusu olsaydı, Nijerya açıklarında kaçırılan 15 gemicimizin kurtarılması da sözkonusu olamazdı..

 

PKK sempatizanı HDP’lilerin, CHP’lilerin, hatta İyi Partililerin, asli faili görmezden gelip, siyasi iktidarı suçlamalarındaki sahtekarlıklarını deşifre eden bir başka gelişme, dün Ankara’da yaşandı..

 

MİT ve Ankara emniyeti ortaklaşa bir operasyon düzenlediler..

 

Gara’da düzenlenen operasyonun bir benzeri, başkent Ankara’da düzenlendi.

 

Gara’dakini de düzenleyen Türkiye Cumhuriyeti.

 

Ankara’dakini de düzenleyen, Türkiye Cumhuriyeti..

 

Birisi yurtdışında.

 

Birisi yurtiçinde.

 

Birisi PKK’lı teröristlere yönelik operasyon.

 

Diğeri de DAEŞ’li teröristlere yönelik..

 

Operasyon düzenlenen PKK’lıların da elinde rehineler var.

 

DAEŞ’li teröristlerin de elinde rehine var..

 

PKK’lıların elindeki rehineler yetişkin..

 

DAEŞ’in elindeki rehine 7 yaşında bir kız çocuğu. 

 

Gara’daki operasyonda, PKK’lılar rehineleri alçakça katletmişler..

 

DAEŞ’e yönelik operasyonda ise, belki emniyet güçlerinin fırsat vermemesinden dolayı belki böyle bir niyeti olmadığı için, 7 yaşındaki kız çocuğu sağ olarak kurtarılmış..

 

Tekrar belirtiyorum.

 

PKK’nın 13 kişiyi kaçırması da suçtur. Onları öldürmesi de suçtur..

 

Aynı şekilde..

 

DAEŞ’in, 7 yaşındaki kız çocuğunu kaçırması suçtur..

 

Ama olaylar zincirinin devamında, PKK’nın rehineleri öldürmesine rağmen, DAEŞ’in rehineyi öldürmemesi de dikkate alınması gereken bir farktır..

 

PKK’yı aklamaya çalışanların, “Türkiye Cumhuriyeti güvenlik birimleri olaylara siyasi emirle yaklaşıyor. Onun için de hatalar yapıyorlar. 13 rehine aslında sağ kurtarılabilinirdi” söylemlerini test açısından, DAEŞ elindeki kız çocuğu örneğinin büyük önemi var.

 

Kusur devletin güvenlik görevlilerinde mi?

 

Yoksa PKK’lılarda mı?

 

DAEŞ’in elindekini güvenlik güçleri kurtarmış mı?

 

Kurtarmış.

 

Ama PKK’lıların elindeki rehineler kurtarılamamış.

 

Demek ki güvenlik görevlilerinde sorun yok.

 

Sorun, PKK’lıların acımasızlığında..

 

Gara’da PKK vahşetinin ardından yapılan açıklamalarda, şu hususu da netleştirelim..

 

HDP’li isimler, artık nerede köşeye sıkışsalar, “O çözüm sürecinde idi” diyorlar..

 

Pervin Buldan, Kandil’deki fotoğrafları üzerinden suçlanınca..

 

“PKK’yı ziyarete gittiniz” denilince.

 

Hemen cevabı yetiştiriyor:

 

“O ziyaret, çözüm süreci döneminde idi. PKK silahı bırakacaktı. Murat Karayılan ile onun için görüşmeye gitmiştik.”

 

Sanki çözüm süreci dışında, PKK’lılarla hiç görüşmemişler, hiçbir irtibatları olmamış gibi, olayı getirip, çözüm süreci takvimine bağlıyorlar..

 

Selahattin Demirtaş’a yargılandığı mahkemede soruluyor:

 

“PKK’nın başı Apo için, ‘Durun daha, Apo’nun heykelini dikeceğiz, heykelini’ demişsiniz. Bir terör örgütünün başının heykelini dikme sözü vermenin izahını yapar mısınız?”

 

Öğrenmişler işi..

 

“Ben o sözü, çözüm süreci döneminde söyledim. Çözüm sürecindeki Apo’nun silah bırakmaya katkılarını kastederek söyledim!”

 

Hakimlerin resmi görevleri gereği, oracıkta bu adamın yüzüne tükürüp, “Silah bırakma noktasında böyle istekli ve kararlı iseniz. Silah bırakma noktasında teşekkürü büyük bir görev görüyorsanız. Silah bırakılma fırsatını tanıyan ve bugüne kadar hiçbir illegal işte yer almayan Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın heykelini dikmekle işe başlamanız gerekmez miydi. Siz ne utanmaz insanlarsınız. Samimi iseniz, Erdoğan’ın heykelini dikeceğiz’ demeli idiniz. Ama siz kalktınız, Apo’nun heykelini dikmekten bahsettiniz. Tuuu sizin suratınıza..” demesi gerekirdi ama.

 

Ne yaparsınız..

 

Burası bir hukuk devleti.

 

Ne kadar vicdansızca, ne kadar ahlaksızca bir savunma yapılırsa yapılsın, hakimin sinirlerine hakim olarak bu savunmaları çok haklı imiş gibi dinlemesi, zabta geçirmesi zorunlu..

 

HDP’lilerin sıkıştıklarında hemen “O olay çözüm sürecinde yaşanmıştı” diye karşı saldırıya geçmesi bir kenara..

 

PKK’lılara gösterdikleri hoşgörüyü, DAEŞ’lilere göstermemesi de terör seviciliklerini ispatlıyor.

 

Biz, “PKK’ya da karşıyız, DAEŞ’e de karşıyız” diyoruz..

 

İkisine de aynı net tepkiyi koyuyoruz.

 

Ama PKK’lılar için şu veya bu bahaneyi bulup, son olarak da “Çözüm süreci” bahanesini bulup kol kanat geren HDP’liler, sıra DAEŞ’e gelince, canavarlaşıyorlar..

 

PKK’lılarla görüşülmesi, barış adımları atılmasını istiyorlar ama..

 

DAEŞ’liler için barıştan hiç bahsetmiyorlar..

 

“Silah bırakmalarına fırsat verilmeli” demiyorlar..

 

“Desinler” anlamında söylemiyorum.

 

Çelişkilerini ispatlamak için hatırlatıyorum..

 

Hatta daha ötesi var..

 

Terör örgütü PKK’lılar için geliştirdikleri söylemin tam aksine, yalan ve iftiralar eşliğinde, “Siyasi iktidar, DAEŞ ile ortak çalışıyor” suçlamaları bile yapıyorlar..

 

Terör örgütü ise. O da terör örgütü, bu da..

 

Birine “Görüşülmeli” denilirken, diğerine “Görüşme falan yapılmadan, kafası ezilmeli” nasıl denilebilir ki?

 

Denilirse, bu açık bir çelişki değilse, nedir? 

 

PKK seviciliğin ispatı değilse, nedir.

 

Suçüstü hali değilse nedir?

Google+ WhatsApp