Kadına şiddeti önlemede, artık görev bizde!

Kadına şiddeti önlemede, artık görev bizde!


Nihayet, bu toplumun temelini çürütmek isteyenlerin heveslerini kursaklarına bırakacak adım atıldı.

 

Kadına şiddeti önleme bahanesi ile hazırlandığı iddia edilen, gerçekte ise toplumun genetik kodları ile oynamaya kalkışan İstanbul Sözleşmesi’nden, Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın imzası ile vazgeçildi..

 

Evet, sözleşmenin adı “Kadınlara Yönelik Şiddet ve Ev İçi Şiddetin Önlenmesi ve Bunlarla Mücadele Hakkındaki Avrupa Konseyi Sözleşmesi” idi.

 

Ne güzel bir takdim var, değil mi?

 

Eşlerine, kızlarına bir fiske vurmamış Hz. Peygamber’in ümmeti olarak, kadınları şeytani bir yaratık olarak gören Hristiyanlardan önce bu başlıklı bir sözleşmeye sahip çıkmamız gerekirdi, değil mi?

 

Ama başlık ile içerik örtüşmüyordu..

 

Başlıkta “kadına şiddetin önlenmesi” yazarken..

 

İçerikte ise..

 

“(...) törelerin, geleneklerin ve diğer uygulamaların kökünün kazınması”nın amaçlandığı yazılıyordu..

 

Artık bunları tartışmaya bile gerek yok..

 

O “yanlış”tan dönüldü..

 

CHP’ye rağmen dönüldü..

 

Partisindeki tecavüzcüler hakkında aylardır işlem yapmayan, ama İstanbul Sözleşmesi’nden geri çekildiğimizin dakikasında, “Bir gece yarısı kararnamesiyle 42 milyon kadının hakkı, hukuku onların elinden alınamaz. Bütün kadın kardeşlerime sesleniyorum: Haklarınıza sahip çıkınız, hukukunuza sahip çıkınız, sizin hayatınızı cehenneme döndürenlerin kimler olduğunu iyi öğreniniz. Çocuklarınızın, kız çocuklarınızın hakkına, hukukuna sahip çıkınız” riyakarlığını yapan Kemal Kılıçdaroğlu’na rağmen bu hatadan dönüldü.. 

 

Milliyetçi geçinen, ülkücü geçinen, ama Türk toplumunun temeli olan aileyi dinamitleyen sözleşmeden vazgeçilmesine, “Bu ucube sistem değişecek, İstanbul Sözleşmesi yeniden yaşayacak” diyen Meral Akşener’e rağmen bu yanlıştan dönüldü..

 

“Türkiye’yi, İstanbul Sözleşmesi’nden çekmeye çalışan bir karar var. Bu sözleşmenin konusu kadına şiddettir, aile içi şiddettir. Bunlar bizim kırmızı çizgilerimizdir. Bunlara gerekçe bulunamaz, mazur gösterilemez. Bu uluslararası sözleşme onun sözleşmesidir” diyen Ali Babacan’lara rağmen, bu düzenlemeden vazgeçildi..

 

“Amacı genelde aile bireylerine, özelde kadınlara karşı şiddeti engellemek olan ve bizzat Sayın Erdoğan’ın kendi imzasıyla yürürlüğe giren İstanbul Sözleşmesi’nden anayasaya aykırı olarak TBMM’nin onayı olmadan çekilmek” diyebilecek kadar hırsı gözlerini kör etmiş olan Ahmet Davutoğlu’lara rağmen, vahim hatadan dönüldü..

 

Yıllarca beraber yol yürüdükleri Tayyip Erdoğan’a, İstanbul Sözleşmesi üzerinden samimiyetsiz sözlerle saldıran, ama o sözleşme fesholduğunda, üzerinden 20 saat geçmesine rağmen tek teşekkür açıklaması yapmayan Saadet Partisi Genel Başkanı Temel Karamollaoğlu’na rağmen, bu ifsat sözleşmesinden dönüldü..

 

Açık ve kapalı, bu kadar destekçisi olan, Türk aile yapısına ihanet sözleşmesinden dönüldükten sonra..

 

Şimdi görev bize düşüyor..

 

Samimiyet testini geçmemiz gerekiyor..

 

Hani onlar diyordu ya:

 

“Sözleşmeye niye karşı çıkıyorsunuz? Siz kadınların dövülmesini, öldürülmesini mi istiyorsunuz?”

 

Biz de cevap veriyorduk ya..

 

“Kadına şiddet yanlısı değiliz. Bizim itirazımız, İstanbul Sözleşmesi’nin eşcinselliği meşrulaştırmaya çalışması.. Türk aile yapısını bozmaya zemin hazırlaması. Hatta kadına karşı şiddeti tahrik eder şekilde, maddeler içermesi.”

 

Şimdi, bu cevabımızda samimi olduğumuzu, tüm dindarlar olarak ispatlamamız gerekiyor.

 

Belki dünden daha fazla, kendi hayatımızda, çevremizde, toplumumuzdaki kadına yönelik şiddetin önlenmesi yönündeki mücadelede, daha fazla gayret göstermemiz gerekiyor..

 

“Cennet, annelerin ayaklarının altındadır” hadisi şerifini, daha yüksek sesle ve daha fazla söylememiz gerekiyor..

 

Mor Çatı Derneği’nin feministlerini, (mecazi anlamda) derneklerindeki sıfatla morartmamız gerekiyor..

 

“İstanbul Sözleşmesi yaşatmaz, öldürür.. İşte İstanbul Sözleşmesi’nin yürürlükte olduğu tarihlerdeki kadın cinayet sayısı, işte İstanbul Sözleşmesi’nden vazgeçildikten sonraki (gönlümüz sıfır olmasını ister ama, pratikte bu mümkün olmayabilir) asgariye inmiş kadın cinayet sayısı” dememiz, feministleri morartmamız gerekir..

 

Kadına şiddetin önlenmesinin lafla değil, eşcinselliği meşrulaştıran sözleşmelerle değil, inancımıza daha fazla bağlanarak önleneceğini göstermemiz gerekiyor..

 

“Kadına şiddeti önleme” adı altında, “toplumsal cinsiyet” kavramlarının topluma dayatılmasının, “cinsiyet yönelimi” ile toplumun zehirlenmesinin önüne geçmemiz, ama bununla eşzamanlı olarak kadına şiddeti sıfırlamamız gerekiyor..

 

Siyasi iktidar bir adım attı..

 

Sözleşmeyi çöpe gönderdi.

 

Şimdi toplum olarak bize görev düşüyor..

 

Saadet Partilisi ile, Büyük Birlik Partilisi ile.. 

 

MHP’lisi ile, İP’lisi ile, AK Partilisi ile..

 

Bu atılan adımı desteklememiz ve yıllardır çağrısını yaptığımız bu adımın ne kadar doğru olduğunu toplumsal hayatta ispatlamamız gerekiyor..

 

Öğretmenlerimize çok görev düşüyor..

 

Dini öğreten hocalarımıza, imamlarımıza çok görev düşüyor..

 

“Diyanet’in bütçesi, 4 bakanlığı solladı” diyen ahlaksızlara inat..

 

Türkiye nüfusu içindeki hemen her erkeğin haftada bir de olsa gittiği camilerimizde okunan hutbelerde, “kadına şiddetin İslam dininde yasaklandığı” hatırlatılmalıdır..

 

Dindar hukukçularımız, avukatlarımız.. Kendilerine müracaat eden aile bireylerini “uzlaşma”ya çağırmalı, alacakları üç kuruş vekalet ücreti uğruna aileleri yıkma yolunda değil, onarma yolunda adım atmalıdırlar..

 

Hakimlerimiz, bir yıllık evli eşlere, kolayından boşanma tavsiyesinde bulunma yerine, “her evlilikte tartışmaların olabileceği, önemli olanın birbirlerine saygı ve sevgi gösterme olduğu, en mutlu görünen ailelerde bile kavgaların olabileceği” hatırlatmasını yaparak, evliliği yıkmaya değil, devam ettirmeye yönelik nasihatlerde bulunmalı..

 

Biz talep ettik..

 

Siyasi iktidar adım attı..

 

Bundan sonrasında, artık mazeret yok..

 

Belki de, tüm dünyaya örnek olacak şekilde..

 

Herkesin gıpta ile bakacağı şekilde..

 

“Ne oldu da, Türkiye’de kadına karşı şiddet geriye düştü” diyecekleri bir tabloyu oluşturmak için, artık görev fertlerde..

 

Her şeyi devletten beklemeyelim..

 

Fert olarak biz de üzerimize düşeni yapalım..

 

Aile babası olarak, çocuk olarak, komşu olarak, akraba olarak.. 

 

Kanaat önderleri olarak, hocalar olarak, öğretmenler olarak..

 

Tayyip Erdoğan’ı, tüm bu rezil aleyhtarlıklara rağmen, cesaretle çıktığı yolda yalnız bırakmamak, bizim görevimizdir..

 

Görevimiz olmalıdır..

Google+ WhatsApp