Kadın katilleri “Feministler bizi yanılttı” dese, haksız olurlar mı?

Kadın katilleri “Feministler bizi yanılttı” dese, haksız olurlar mı?


Dün itibari ile İstanbul Sözleşmesi’nden çıktık..

 

Niçin çıktık?

 

“Kadınlar dövülsün, cezasız kalınsın” diye mi?

 

Hayır.. Asla..

 

“Kadınlar” dediğiniz ya annemiz, ya kızımız, ya eşimiz..

 

Dövülmesinin cezasız kalmasını hangi akıl sahibi ister?

 

Ama ortalığı akılsızlar doldurmuş, bir algıdır yürütüyorlar.

 

Dün Ankara Barosu’ndan bir grup avukat gösteri düzenlemiş.

 

“Sözleşmeden çıkış, ‘Kadınlar öldürülsün’ demektir” açıklaması yapmışlar.

 

Minnacık bir haklılık payı var mı, bu söylemde?

 

Olabilir mi?

 

Eğer haklılık payı var deniliyorsa, soralım: “Sözleşme 2011’de imzalandı. O günden önce, Türkiye’de ‘Kadınlar öldürülsün’ mü denilmiş oluyordu?”

 

Hele hele, onların da büyük saygı duydukları Atatürk Türkiye’sinde, İstanbul Sözleşmesi diye bir düzenleme olmadığına göre..

 

Atatürk Türkiye’sinde, “Kadınlar öldürülsün” mü deniliyordu?

 

Veya İstanbul Sözleşmesi’ne, bugün imza atmamış birçok batılı ülke var.

 

En başta ABD var. 

 

ABD’de şu an, “Kadınlar öldürülsün” mü denilmiş oluyor?

 

Ne kadar ucuz bir söylem ile, insanların kafalarını karıştırmak istiyorlar.

 

Hukukçu olmuşlar..

 

Avukatlığın saygınlığını da sarsacak şekilde..

 

“Sözleşmeden çıkmak, ‘Kadınlar öldürülsün’ demektir” diyebiliyorlar..

 

O zaman, öldürülen veya öldürülecek kadınların katilleri, bu avukatlara parayı bastırsınlar..

 

Bu avukatlar da, “İstanbul Sözleşmesi’nden çıkıldığı için, ‘Kadınlar öldürülsün’ denilmiştir. Müvekkilimin beraatini isterim” desinler.

 

Bakalım mahkeme heyetindeki hakimler, bunları sopa ile kovalıyor mu, kovalamıyor mu?

 

Ben daha vahimini söyleyeyim..

 

Allah korusun, bir kadını öldüren vicdansız herhangi bir erkek veya kadın, bu söylemi kamuoyu önünde pervasızca dillendirenlerin tesirinde kaldıklarını söylerlerse..

 

“Hakim bey, ben ne bileyim. Yaptığım yanlıştı ama.. Ankara’da onlarca avukat gösteri düzenlemişti. ‘İstanbul Sözleşmesi’nden 1 Temmuz itibari ile Türkiye çıktı.. Bunun anlamı, ‘Kadınlar öldürülsün’ demektir’ açıklaması yapmışlardı. Hukuki hataya düştüm. Sandım ki, kadınları öldürmek, artık suç olmaktan çıktı.. Yapmamam gerekirdi ama. Avukatlar beni yanılttı.. Avukatların bu açıklaması sonrasında, Ankara Barosu da bir açıklama yapmadı. Türkiye Barolar Birliği bir açıklama yapmadı. ‘Bu avukatların açıklamaları yanlıştır. İstanbul Sözleşmesi’nden geri çekilmenin anlamı, ‘Kadınlar öldürülsün’ değildir.. Kadın öldürmek, tıpkı erkek öldürmek gibi, dün de suçtu. Bugün de suçtur’ diye bir açıklama yapmadı. Ben de hukuki hataya düştüm.. Beni  Ankaralı kadın avukatlar yanılttı. Ben masumum” derse..

 

Hukuken bu savunma kabul edilemez ama..

 

Vicdanen ne diyebilirsiniz?

 

 Sakın, Ankaralı kadın avukatlar, “Sen manyak mısın, kadın öldürmek suç olmaktan çıkar mı?” demesinler..

 

Yaptıkları açıklamanın anlamı tam da işte bu..

 

Ne dediklerini kulakları duymuyor olmalı ki..

 

1 Temmuz’dan itibaren sözleşmeden çıkılmasının, “Kadınlar öldürülsün” anlamına geleceğini söylediler..

 

Oysa Türk Ceza Kanunu’ndaki insan öldürme ile ilgili maddelerin hiçbirisinde bir değişiklik yapılmadı.

 

İnsan öldürmeye azmettirme ile ilgili maddelerin hiçbirisinde 1 Temmuz itibari ile bir değişiklik yaşanmadı.

 

Ama, hitap ettikleri dar çerçevedeki tabanlarına, bu yalanları söylüyorlar..

 

Kadına yönelik şiddette, sanki bir hoşgörü zemini oluşacakmış gibi, hava estiriyorlar..

 

Sözleşmeden çıkarak değil ama..

 

Bu yalanları söyleyenlerin yüzünden..

 

Belki de kadına şiddet artacaktır..

 

“Baksanıza, kadın hukukçular bile, kadına şiddetin artık serbest olduğunu söylediler” dedikodusu kısıtlı bir çevrede de olsa, doğru gibi algılanacak olabilir..

 

O bir avuç feministin iddiasının aksine..

 

Sözleşmeden geri çıkılma kararı verildiğinde, tam da Ramazan ayının manevi ikliminden yararlanarak, “toplumumuzun kadınlara karşı şiddeti artık terketmesi gerektiğini” söyledik.

 

Büyük oranda da, bu yönde olumlu bilgiler geliyor..

 

Cinayetler sıfırlanmadı..

 

Ama azaldı..

 

Dün, Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan öncülüğünde, kadına karşı şiddeti önleme noktasında yeni çalışmaların bilgisi verildi.. 

 

“Kadına şiddeti, tıpkı salgınla mücadelede olduğu gibi siyasi tartışmalara malzeme etmeden, samimiyetle ve objektif bir şekilde ele almamız gerekiyor” açıklaması ile, devletin en tepesinden, kadına karşı şiddete hoşgörü gösterilmeyeceği, tavizsiz bir mücadele yapılacağı hatırlatıldı..

 

Bu noktada, toplumu kadına karşı şiddete tahrik edecek şekilde, “İstanbul Sözleşmesi’nden çıkılması, ‘Kadınlar öldürülsün’ demektir” söylemi yerine..

 

“İstanbul Sözleşmesi’ndeki gaylere yönelik, sapkınlıklara yönelik teşvik edici ifadeler sebebi ile imzanın geri çekilmesi, kadına şiddet ile uzaktan yakından alakalı değildir..” açıklamalarının, her görüşten isimler tarafından söylenmesinde ve kamuoyunun da kadına şiddet konusunda yargının tavizsiz olacağını bilmesinde, ne sakınca olabilir ki?

 

Bugün (Allah korusun) bir cinayet işlense..

 

“Cezasız kalacağı”nı kim iddia edebilir?

 

Hangi akıl sahibi, bunu söyleyebilir?

 

Veya, İstanbul Sözleşmesi’nde hangi madde vardı ki, bir kadın cinayetinin faili cezalandırılırken, bugüne göre daha yüksek ceza verilmesini sağlasın?

 

Lütfen hanımlar.. Lütfen beyler.. Dürüst olun.

 

Gaylere zemin hazırlamak için, “kadına şiddet” maskesi ile karşımıza çıkmayın.

 

Kadına şiddeti cezalandıran maddeler, Türk Ceza Kanunu’nda dün de yürürlükte idi..

 

Bugün de yürürlükte.. Hiçbir maddede, hiçbir değişiklik olmadı.. Bugünden sonra da, kimsenin aklında, o maddelerde bir değişiklik yapılması düşüncesi yok..

 

Durduk yerde kavga çıkartmayın.

 

Durduk yerde, gariban insanları yanıltıp, suça tahrik etmeyin.

 

Bilmeyen insanları, “Kadına şiddetin cezası azalmış” yanılgısına düşürmeyin..

 

Hukukçuya saygının yitirilmesine zemin hazırlamayın..

 

Siyasi düşüncelerinizi, hukukun önüne geçirmeyin..

 

Bu vesile ile..

 

Dün TBMM’ye sevkedilen Hayvan Hakları Kanunu için, AK Parti’yi bir defa daha uyaralım..

 

Aman ha, aman..

 

Nasıl ki, “Kadına şiddeti önlüyoruz” diyerek, İstanbul Sözleşmesi ile gaylerin önünü açacak düzenlemeye imza atma yanlışına düştünüz.

 

Şimdi de..

 

“Hayvana işkenceyi önleyeceğiz” diye, bir başka yanlışa imza atmayın. 30 yakın madde yerine, “Hayvana işkence eden, 4 yıldan 10 yıla kadar hapis cezasına çarptırılır” maddesini getirin, eyvallah..

 

Ama siz, “6 aydan 3 yıla kadar” hapis öngörüyorsunuz..

 

Esas soruna getirdiğiniz çözüm bu..

 

Gerisine bir bakıyorsunuz, yok evcil hayvan haczedilmez, yok “Süs hayvanı” denilmez..

 

Sorun şimdi bu mu? 

 

Lütfen beyler.. Lütfen!

Google+ WhatsApp