‘İttihat Terakkinin İflası’

‘İttihat Terakkinin İflası’


Türkiye Sosyalist Partisi kurucularından Hasan Sadi Birkök, İttihat ve Terakki Fırkasının iktidarına şahit olmuş insanlardandır. İttihatçıların II. Meşrutiyetle iktidar gelmeleriyle birlikte nasıl bir mezalim politikası izlediklerini, yazmış olduğu küçük risalesinde bütün aleniyetiyle ortaya koymaktadır.

 

Rumi 1328 miladi 1912 tarihli risale, İttihatçıların yönetim politikasının şahitliğini yapacak niteliktedir. Biz Hasan Sadi’nin risalesini günümüz harflerine okuyucunun ilgisine sunuyoruz. Orijinalliğini muhafaza etmek açısından Risalede herhangi bir sadeleştirmeye gidilmemiştir.

 

 

İTTİHAD TERAKKİ’NİN İFLASI

 

“İttihat Terakki Cemiyeti Niçin Münhezim oldu? İbret alalım.

 

Vakıa bu vatanı olca Abdülhamid’in zehirli dişlerinden tehlikeli tırnaklarından kurtaran İttihat ve Terakki Cemiyeti idi. Bu millete hürriyeti onlar aldı. Hem vatanı hem milleti onlar kurtardı. Bu kabil-i inkâr değildir. Bundan dolayı da onlara Allah razı olsun dedik. Mevkii iktidara geçirdik. Her şeyimizi ellerine teslim ettik. İane dediler verdik, Ne arzu ederlerse yaptık. Lakin o biçareler yalnız kurtarmasını öğrenmişlerdi, yalnız istemesini, öldürmesini talim etmişlerdi. Bunun için de eski idareyi öldürdüler. Fakat yaşatmasını, vermesini, ihya etmesini unutmuşlardı. Bunun için de yeni idareyi yaşatamadılar.

 

Onlar Selanik’te hesap edip yola çıkmışlardı. İstanbul piyasasını bilmiyorlardı. Nasıl ki dağa bir çete olarak çıkmışlardı, İstanbul’a bir çete olarak girdiler. İdareyi öyle ele aldılar. Mesela: Azasından birine “bu milletin sebebi berbadı olacak ve olan şeyler nedir” diye soracak olsanız, gittikleri yoldaki çukurları, uçurumları gösterirler, “fakat siz oraya doğru gidiyorsunuz” diyecek olsanız “bizim hasen ve niyetimiz var” cevabını alırsınız. Fakat “faydasız hasen niyet kalp akçedir” cevabıyla pek güzel iskat edebilirsiniz. O zaman alıştıkları vecihle meseleyi başka cereyana sevk edebilirler.

 

Günden güne vatanı hafre-i inkıraza doğru sürüklüyorlardı. Vatanı sevenler, vatana acıyanlar onlara nasihat ediyorlardı. “Bu gidişiniz gidiş değildir! Bu bir sukuttur, binaenaleyh aklınızı başınıza alınız, gözlerinizi açınız sonra kör olacaksınız.”

 

“Abdülhamid’i böyle eden sizin gittiğiniz geçtiğiniz yol idi. Sonra sizden hesap isteyecekler o zaman şaşıracaksınız. Korktuğunuza uğrayacak, umduğunuza nail olamayacaksınız. Eğer böyle giderseniz sizi lanet çil yavrusu gibi dağıtacaktır”, diyorlar. Onlar bu muhik söze aldırmıyorlardı. Bu milleti sevenler susmuyorlar. Vatanın gittiği yolu görenler hakikati söylüyorlar. Onları irşad için çalışıyorlardı. Yanlış hesapları, zulümleri, adilikleri neticesi 31 Mart çıktı. 31 Martın mesulü onlardır. Çünkü onlar çıkardı. Bu kadara bi-günahı astılar, ezdiler. Sorgusuz sualsiz darağacına çektiler. Diktatörleri cayır cayır adam asıyor, sukut etmiyor diye erbabı hamiyeti tehdit ediyorlardı. İttihat cemiyeti bu millete Abdülhamid’den yezid kesildi. Çünkü Abdülhamid zulmünü korka korka, gizli gizli maske altından yapardı.

 

Bu melunlar zulümlerini aşikâr yaparlar, aleni öldürürler, ezerler, inletirlerdi. Evet,31 Mart idaresizlikleri neticesi idi. 31 Mart meşrutiyete değil ittihat ve Terakkiye karşı idi. İttihat Terakkinin fenalığına karşı idi. Bu herifler idaredeki kabiliyetsizlikleri anladıkları halde inadı yüzünden bu vatanı yiyecekler. Bu milleti inatlarına kurban edeceklerdi.

 

Milletin mukadderatını öyle ellere tevdi ediyorlar, öyle ellerden niza eyliyorlardı ki niza ettikleri ellerde ab ve hayat, tevdii edegeldikleri ellerde zehir vardı.

 

Nisanda Mahmud Şevket Paşaları bu harabehanenin o baykuşuyla İstanbul’daki düşen mevkilerine geçtiler.

 

Hemen Yıldıza koştular. Abdülhamid orayı otuz senedir teshir etmişti. Oraya girenler, girdikleri gibi çıkamazdı. Elleri bir şeylere sürülür, lekelenirdi. O lekeyi çıkaracak hiçbir vasıta yoktu. İşte oraya girdiler. Can attılar, girdikleri gibi çıkamadılar. Elleri bir şeylere sürüldü, lekelendi. Kirlendi. O lekeyi çıkaracak bir vasıtanın olmadığını sonradan anladılar. Ve olacak oldu, artık yediler kudurdular.

 

Her önüne geleni dişlediler ısırdılar, havladılar, havladılar.

 

Her tarafı tehdit ettiler, baykuşları öttü, öttü. Herkesi korkutmaya başladı. Rahatı sükûneti ihlal ettiler. Milleti hayvan, vatanı malikânesi, hazine-i milleti kasaları yerine koydular. Astılar, kestiler, yıktılar, yaktılar. Soydular, yediler şiştiler. Yüklerini tuttular. En son melaneti, en feci cinayeti irtikâptan yılmadılar. Trablus’u açık bıraktılar. İtalya’ya kaptırdılar. Almanya’ya yaranmak için iki istiridye kayığı alıp donanma diye bizi iğfal eyleyerek, donanma ianesine kadar ellerini sürdüler. Mahkemenin hükümlerini tağyir edip, mahkûm olanı kurtardılar. İsterseniz Tercüman-ı Millet maskesi altında her akşam bed bed anıran İttihadın Kazım meşuumuna sorunuz.

 

On para gelir için bir bela satın aldılar. Bizi kandırdılar Trablus’tan çıktılar. Nihayet kendilerine şerik melanet bulamayıp sadrazamı Roma’ya sipariş verdiler. Büyük cinayetleri onun vasıtasıyla yaparak, Roma’yı sefirsiz, Trablus’umuzu valisiz, kumandansız, askersiz bıraktılar. Romanın sadrazamı buraya iş için değil, çiş için gelmişti. O iş düşünmeyecekti. Beyoğlu alemlerini sürecekti. O ittihadın bir kuklası olmak, bir sadrazamımız var denilmek ve dostlara alış verişte görünmek için getirilmişti. O burada kukla oynayacaktı. Perde kuracak, şema yakacak, bazen zel ve hayal gösterecekti. Bizi iğfal ediyordu. Roma’ya muzafferiyet-i müstemleke hazırlayarak, biçare İslam kanına çukur, İslam namusuna yara açıyordu. Bu milletin ne garip tecellisi vardır. Roma’nın memuru koca baykuşlarıyla kafayı uydurmuşlardı. Oturdukları yer Bab-ı Ali değildi. İtalya sefareti idi. Beyoğlu’nda koca göbeğini sallaya sallaya geziyor, eğleniyor, Hamamdan hamam koşuyor, her gün bir metres arıyordu.

 

Kel kafasını açarak oh diyordu. Beyoğlu’nda avdette, yeşil direk hamamına giriyordu.

 

Meclis-i Mebusanda serkeşlikler yapıyor, ötekine berikine yumruk sıkıyordu. İtip kakıyordu. Adeta bir Romalı idi. Elinde melhem bekleyenler, vatanın cerihatlarına sürelim diyenlere, rüesası mezardan bir nidaya istihza üzerine hücum ediyor. Bugün vatanın doktorunun tavsiyesine mezardan nida diyenlere milletin mevcudiyetini, saadetini belig etmiş bir mezarlık olduklarını zaman önlerindeki perdeyi kaldırınca gösterdi.

 

Mevkii iktidardan sukutlarını anlayınca her şeyi yaparlar, hatta memleketi ecnebi idaresine teslim etmeyi, kızıl kana boyamayı göze aldırmışlardır.

 

Can, hanüman yıkmak onlar için olağan şeylerdendir. Hükümeti benimsemişler, vatanı benimsemişler, her şey kendileri olmuşlardı.

 

Vatanı benimsemişler bir takım posta mevzilerini siyonistleri, çoluk çocukları, adam yerine koyarak mukadderatı milleti mektep zannettiler. Hala hizmet ediyoruz diye iddia ediyorlardı. Yalan söylemek, adamı iğfal etmek bunlara vergi idi. Yüzleri kızarmaz, hiç utanmazlardı. Hazreti padişahı bile ellerine aldılar. Fikrine girdiler, hazine-i hassaya da dest-i tecavüzlerini uzattılar. Her şeyi istediler. Yalnız istemedik bir canı bir tahtı kalmıştı. Her gün aldattılar. Türlü yalanlarla iğfal ediyorlardı. Padişah meclisi kapatmayacağına dair söz verdi. Onlar sözünü geri aldırıp meclisi kapattılar. Kızıl sultan devrinde de meclis kapanmıştı, kızıl cemiyette meclisi kapattı. İntihab başladı.

 

Hürriyetim var, hürüm diyenlere kurşun sıktılar. Ben böyle düşünüyorum diyenlerin ticarethanelerine hücum ettiler, Kâtiplerini dövdüler. Kendine olmadık küfrü ettiler. Erbabı namusun peşinden bir kadeh rakı parasına nerde külhanbeyleri varsa toplayıp zırlattılar. Fakirleri dövdüler, hamallara yalvardılar anın öptüler, arka sıvadılar. Langaza şehidlerini der-hatır ederek ruhlarına rahmet isal edelim hemşerim, sen padişah taraflısın değil mi diye ellerinden zorla reylerini alıyorlardı. Tanin kösek hazin, cebin tokmakçısı intihabın yolsuzluğuna dair misal istiyor. Adetlere bak, artık size inanacak kimse ümid ediyor musunuz?

 

Sizin ipliğiniz pazara çıktı. Ne mal olduğunuzu kendiniz meydana çıkardınız. Mebus olamamak korkusu, elli lirayı kayıp etme endişesi değil mi diki onu Nazım Paşa aleyhine havlattı. Böyle diyecekler, çünkü önlerine yağlı butlar atıldı. Bu günkü mebusların eğer vicdanları varsa söylesinler, kendi mebus mudur? Memur mudur? Ve nasıl intihab edilmişlerdir. Hiç şüphesiz ki onlar ittihadın memur-u mahsusalarıdır. Çünkü zorla intihab ettirildiler. Çünkü koca bir millet ayaklandı. Biz mebus intihab etmedik, ettirildik, reylerimizi sarfta muhtar değildik. Silaha sarıldık dediler. Hala iddia ediyordu ki birkaç mahrumun eseri teşvikidir. Dedik ya, hayvan zannediyorlardı türediler. Abdülhamid’i geçtiler, onu arattılar. Yine her yerde rüşvetti. Yine her iş tavsiye ile görülüyordu. Yine her kodamanın iltimasına muhtaç bulunuyordu.

 

Evvelki ittihad doğduğu gün ölmüştü. İçlerine insan kanına susamış canavarlar, bir takım reziller, jurnalciler kabul olunmuştu, fedailer kayıt edilmişti. Milletini seveni vuruyorlardı. Vatan muhabbetini kalblerden siliyordu. Memuriyet için gidenlere dahiliye nazırından tavsiye olunmazsa kabul edemeyiz oğlum diye ret ediyorlardı.

 

Bu halleri ile meşrutiyeti menfaati şahsiyeleri için ispat ettiler. “Vatanı sürüklüyorsunuz, uçurumdan atıyorsunuz” diyenlerin beynini deldiler. Yanlış yola gidiyorsunuz diyenler teb’id edildi, sürüklendi. Hak tepelendi. Hakkım denen ezildi.

 

İçtimayı men ettikleri halde kendileri müçtemian bulunuyorlardı. Onların kanunları hamiyetliler, muhalifler için yapılmıştı. Sokaklarda nutuk söylüyorlar, yaşasın ittihad, kahrolsun muhalifler diye ağız dolusu elfaz-ı müstehcene sarf ederler, avaneleri tarafından alkışlanırlardı. Polisler vazifelerini göremiyor, tard korkusu kendilerini titretiyordu. Yıkacağız yakacağız görmeyeceksiniz diye polislere tenbih etmişler, hükümeti ellerine siper olarak alıp her tarafa hafiyeler dağıtmışlardı. Kızıl sultan gibi kızıl cemiyette hafiyelere istinad etmişti.

 

“Vatanın kuyusunu kazanlar kahrolsun” diye bağırmaya başladılar. Bunda isabet ettiler, kahra doğru yürüdüler. Avrupa’da haysiyetleri kalmadı. Hiçbir yerde iltifata nail olamıyorlar, on para bulamıyorlardı. Bu milletin küçülmesini isteyen Almanya fazla faizle bir miktar para verdi. Onları da yuttular, artık boğazlarında kaldı. Bugün milleti berbat edip, içine tefrika soktular. İdaresizlikten vatanın gayur cesur, düşmana kale olacak metin evlatlarına, sinelerini birbirlerine parçalattılar. Her yerde zulüm, her yerde şiddet gösterip, herkese iftira ederek hiçbir fırka yaşatmadılar.

 

Millet Yemen’de, Havran’ da, Arnavutluk’ta kırılıyor, köylerinde yavruları inliyordu.

 

Milletin yine gözlerinden kanlı yaşlar geliyordu. Gençlerin kalbi ahı anin içinde idi. İhtiyarlarına memleketi batırıyorsunuz diye beddua ediyordu. İttihatçı olmayan ekmek bulamıyordu. Hatta nazarlarında insan değildi. Maliye nazırları, o rezil siyonist, bankaya kadar nüfuza kalkıştı. Oraya giren memurlarda ittihattan olacaktı. “Oh çatlayın, patlayın, satacağız, yiyeceğiz, vereceğiz, ne yapacaksınız bakalım, ordu bizimledir, biz ordu, ordu biz” diyorlardı. Askeri ellerinde menfaatlerine alet yapıyorlar, asker “çok oldunuz” dedi mi, hemen yaygarayı koparıyorlardı. “Asker siyasetle meşgul olmaz!” Bu ellerinde bir silahtı. Meğerse aldanmışlar, bu kere de kendi kendilerini aldatmışlardı. İdare-i örfiyi milleti hayvan zannettikleri için yular diye boynuna taktılar. Güya millet isyan edecekti, hakka karşı koyacaktı. Hayır, öyle değildi. Bunu kendileri pek güzel biliyorlardı. Milletin isyanından değil, haktan korkuyorlardı. Mevkii ikbali kayıp edeceklerinden biliyorlardı. İdare-i örfü onların ilahesi canı idi. Onların hayatı idare-i örfiye ile kaimdi. Melanetlerini idare-i örfiyenin cenah-ı himayesinde yapıyorlardı. Çünkü hakkım diyenlerin tırnaklarını o vasıta ile sökebilirler, döverler döverler, her tarafını çürük armuda döndürürlerdi. Millet idare-i örfiye altında kıvranıyor. Ağızlarına tıkadıkları tıkaçlarla nefes alamıyordu. Kanun namına yaptığı zehirlerle can çekişiyordu. Bugün millet onlardan intikam almaya bile tenezzül etmiyor. Hani idare-i örfi yok. Millet niçin isyan etmedi. Maksadınız fırıldaklarınızı döndürmek ve bu vatanı mahvetmek miydi?

 

İtalya Roma’sından gelen sadrazam baş için Trablus’u topa tuttu. Hakikatte oraya atılan top İtalya’ya değil ittihat terakki kalesi idi. Orayı yıkan İttihat terakki cemiyeti idi.

 

Nihayet geldi, Çanakkale’yi topa tutu. Hakikatte orayı topa tutan ittihat terakki donanması idi. Trablus’a İtalya’yı çıkartan İttihat Terakki cemiyeti idi. Arnavutluk’un pek zeminini kızartan iki kardeşkanı idi. Onu akıtan İttihat Terakki cemiyeti idi. Adalarımızı zabt ve teshir eyleyen ittihat terakki ordusudur. Namusumuza leke süren İttihat Terakki elidir.

 

Kalbimizi hançerleyen İttihat Terakki hançeridir. Mevcudiyetimizi dişleyen İttihat Terakki dişleridir. İttihat Terakki cemiyeti Vatanımızın üzerinde İtalya acentesidir.

 

Artık erbabı hamiyet ve basiret günden güne inkıraz bulmakta olduğumuz için sabır edemediler. Bu milletin müncisi olan askerler onların kirli ellerini kopardılar. Zehirli dişlerini kırdılar. Onlar hiçbir zaman asi değildi. Çünkü gayeleri mukaddestir, alidir. Sukutları bu vatanın berbatıdır. Sukut vatanın bad-ı inkırazıdır. Zulme iştiraktir. Asker siyasete karışmamalıdır. Fakat vatanı mahvolurken de sukut etmemelidir. O vakit o siyaset olmaz, mücahede olur.

 

Nasıl ki dün Enver, Niyazi beyleri takdis ettik, onlarda dağa çıktı, onlarda telgraf vurdu.

 

Hatta namlarına zırhlılar almak istedik. Bellerine altından kılıç takacaktık. Resimleri evlerimize astık, namlarına marşlar tanzim ettik. Birisini kırk lira ile hizmetine mükâfaten takaüd ettik.

 

Mademki isyandı. Niçin bu zatlara bu kadar hürmet ettik. Bütün gün yaşasınlar diye dua ettik.

 

Evet, şimdiki halaskar zabitan grubu da onlardan mukaddestir. Çünkü vatanı ikinci bir mahıvdan kurtardılar. İkinci bir Abdülhamid’in idaresini yıktılar. Hayatımıza hayat kattılar. İşte bugün bize muktedir tecrübe dide zevattan müteşekkil bir kabine verdiler.

 

Hezimetimizi iade ettiler. Biz hasen ve istimal edelim. İşte serbest söylüyoruz. Bundan ibret alalım.

 

İttihatçıların en son sadrazamları bu millete en büyük fenalığı yaparak çekilip gitmiştir.

 

O ne kısadır ki bu milletin nân ve nimeti iyi perverde olduğu ismini tarihlere bu millet sayesinde kayıt ettirdiği bu vatanın üzerinde milyoner bulunduğu halde zerre kadar vatanına milletine hizmet etmemiştir. Şöhreti kazibeye maliktir.

 

En buhranlı zamanlarda milletin mukadderatını eline almış, berbad edip çekilmiştir.

 

Bu kısa adam ne zaman sıkılmışsa istifa etmiş, bu bücür adama istifa pek çok yaramıştır.

 

Şimdi bizim yapacağımız bir iş varsa katiyen intikam almamaktır. Kardeşten intikam alma. Gözyaşı dökecek annendir.

 

Bunun için biz bizden intikam alırsak mutazarrır olacak vatandır. İşte onlar bizi ezdiği için vatan bu hale geldi. Bizde onları ezersek onlardan adilik etmiş oluruz. Onlar yaraladıysa biz öldürmüş oluruz. Katil cani bulunuruz. O zaman tarih en ziyade bizi telin eder.

 

Bizim onlara bir nazarımız kâfidir. En büyük intikam odur.

 

Eğer onların zerre kadar vicdanları varsa inlerler. Vatanın hali perişanesine acırlar, ağlarlar. Müşkülat çıkarmazlar. Fakat bunu kimden istiyoruz?

 

Daima sukut olalım. Memleketimiz sükûna muhtaçtır. Çünkü vatanımızın hastalığı vahimdir. Kimseyi takbih etmeyelim. Sen şunu şöyle söylüyorsun demeyelim. Şiddetle değil, mülayemetle, güzellikle yola getirmeye çalışalım, ağıza kilit vurmayalım. Fiile göre mahkûm edelim. Yapacağımızı evvelden değil yaptıktan sonra her şeyi meydanda gösterelim.

 

İttihat cemiyetinden bize pek büyük ibretler, dersler, tecrübeler kaldı. Sakın biz onların gittiği yola ayak basmayalım. Her şeyde kati hareket edelim. Lütfen politikasını ortadan kaldıralım her işte. He işte en ziyade vatan düşünülsün. Dahili yaralarımız hariçten müthiştir. Bizi öldürebilecek dahili yaralarımızdır. Onları evvela saralım. Deşmeyelim kapayalım. Her şeyi unutalım. Meşrutiyetimizin birinci günleri diyelim. El ele verelim. Hükümeti şaşırtan, milletin en ziyade düşmanları müstefit olur.

 

Her şeye dikkat edelim, hiçbir işe karışmayalım. Her bir millete layık surette yaşayalım. Kimsenin tahakkümüne boyun eğmeyelim. Kimseyi hükmümüz altında ezmeyelim. Vatanımız ne ise onunla meşgul olalım. Vatanımıza kim fenalık ediyor, ederse, o mahvolsun. Kim ki iyilik eder, o sağ olsun.

 

Her işittiğimize inanmayalım. Dedi kodular artık gömelim.

 

İşimizi sağlam tutalım. İşimizi ehline verelim. Eğer pişman olmamak istersek.

 

Şayet bir daha ittihatçılar canlanırsa – ki onlarda pek büyük fenalıklar memuldür, nazar-ı teamüle alalım – hem vatan hem biz mahvoluruz. Bir otuz bir mart daha görmeyelim. Şimdiden tedarik edelim. Doğru hesap edelim. Hissiyata mağlup olmayalım. İttihat ne yapıyor günü gününe malumumuz olmalıdır. Nereye girdi nereden çıktı, bunu bilmeliyiz. Bu sözlerimi yabana atmayınız. Sonra sizden sorarım. Bu günkü meclisi mebusan na-meşrudur. Onu ittihat kurtarmak istiyor. Onlar şimdi bir plan hazırlamışlardır. Sonra eyvah demeyelim. Bu meclisi mebusan cemiyetin elidir, onu kırmalıdır. Milletin hakiki mebusları gelmelidir. Artık mahzun çevreler gülsün, ağlayan gözler dinsin, ahi anin eden kalpler müsterih olsun. Bundan sonra yaşayacağız. Düşmandan, İtalya’dan intikam alacağız. Artık bir vatandaşımız zehirlenmeyecek, ezilmeyecek. Meskenimiz her tarizden masun bulunacak.

 

Biz çalışalım, boş durmayalım. Artık kabahati kimseye yükletemeyiz. Cani biz oluruz. Oturmayalım, her şeyi hükümetten beklemeyelim.

 

Mekteplerimizi, ibtida-i mekteplerimizi ıslah edip çocuklarımızı terbiye edelim. Çünkü ahlaksız çocuk vatanı üzerinde felaket ordusudur. Evveli diyebilirdik ki elimiz bağlıdır. Şimdi öyle sözler hakkımız değildir. Dersek yalan söyleriz, günah işleriz.

 

Ey gençler!

 

En ziyade bu vatan size muhtaçtır. Fabrikalara koşunuz, ticaret, sanayi, ziraat mekteplerine giriniz. Memur değil, tüccar, usta, zirai çıkınız. Kaymakamlıktan tüccarlığa, hatta bir tütüncü dükkânını büyük ve şerefli görünüz.

 

Avrupa’nın haraçgarazı olmayınız.

 

Mümkün mertebe yerli malı yiyelim, yerli malı giyelim. Mümkün mertebe Osmanlıya kar verelim. Elinizde ufak bir paket olsun, hamal çocuklarına veriniz. Beyoğlu’nda şurada burada ne kadar para sarf ederseniz biz kârımızı arayalım, verirken değil. Zarar yok. Bir erikçiye yirmi para fazla veriniz. O bu memleketi güldürür. Çocuğunu mektepte okutur.

 

Elimizle kadına bıyık değil, bir demir top yapmak için kıvıralım.

 

Çünkü biz her şeyimizi düşmana, ele medyunuz. Gayret, gayret! Namusunuz hakkı için gayret!

 

Hasan Sadi, İttihat ve Terakkinin İflası, Der-saadet Mesai Matbaası – 1328

 

Yazıyı günümüz harflerine dönüştüren: Yakup Döğer

Google+ WhatsApp