İtidal

İtidal


Kimi kavramları tek sözcükle anlatmak zor olabilir. Anlatılsa bile tam anlamıyla karşılık alınamayabilir. “İtidal”in sözlükteki karşılığı; aşırı olmama hâli, ılımlılık, ölçülülük, yavaşlık, yumuşaklık, uygunluk gibi. Burada karşımıza birçok sözcük ve anlam çıktı. Hemen biri sadece kendi anlamı içinde yer alır.

 

Yaşanmakta olan hayat, her yönüyle uçlarda, sınırları aşar bir görünümde. Bunu gündelik hayatımızda da görebiliriz. Dünyanın dengesi bozuk dense yeridir. Aslında dengeyi bozan da insan. İnsan bencilliği kendi beniyle sınırlı olduğundan başkaları kimseyi ilgilendirmez. İlgilendirir gibi görünse de umursamaz.

 

Tüketim hayatın bütününe egemen, yemeden, içmeden, kullanılan araçlardan, eşyadan tutun bu, hemen her şeye yansıyor. Ölçülülük sadece kişinin kendisini ilgilendirmiyor, başkalarını da ilgilendiriyor. Yaşadığımız ülkenin imkânları elbette büyük ölçüde düzgün. Ancak bazıları için hiç de öyle değil. Arada uçurumlar var. Kapitalist sistemin sınır tanımayan, katlandıkça katlanan bir durumu var. Çünkü hiçbir şey bir otokontrole dayanmıyor. Bu, sadece ülkemiz değil hemen hemen bütün dünya için geçerli bir durum.

 

Dünyayı sömürenler başkalarının, insanlığın haklarını gasp ediyorlar. Gasıp haksız kazanç. İnsanları bilinçli bir biçimde tüketime zorlayanlar da gasp ediyorlar. Dünyanın çeşitli bölgelerindeki insanlar tam anlamıyla yokluğa mahkûmdurlar. İnsan gibi yaşanmıyor. 

 

Bulunduğumuz yerde kendimizi kayıtsız olarak düşünemeyiz. İnsanlığın acısını çekmek, sorumluluk duymak, acılarımızı yaşamak öncelikle kendimiz için geçerli.

 

Bu, ekonomik anlamda olduğu gibi düşünce anlamında da geçerli. Dengesi bozulan insanlığın sinir sistemleri de uçlarda. İnsanların almak istediği ama alamadıkları var. Bunların belki de birçoğu gereksiz. Öyle ki tüketim kültürü ve düşüncesinin ağırlığı insanları sürüklüyor. Ölçünün dışına itiyor. İlle de aklına koyduğu bir nesneye sahip olmak için çırpınıyor. O zaman da imkânları elvermeyince yanlışa düşülüyor. Böyle bir hayat ortamında hiçbir zaman bir ölçü tutturulamıyor.

 

İnsan ilişkilerinde de dengesizlikler var. Sevginin sınırları belli değil. Çünkü sevginin sınırlarını da belirleyen tüketime dayalı olanlar. Çocuklar ile anne-babalar arasındaki uçurumların bir nedeni de bu.

 

Eşler arasında da dengesizlikler var. Tüketim sektörü bütün kurgusunu kadınlar üzerinde oluşturuyor. Süslenme, giyim, yeme içme, kullanılan nesneler asıl ağırlığı oluşturuyor. Ekonomik koşullar ortamın sınırları zorlanıyor. Rekabet duygusu çok ağır basıyor.

 

Yeni yuva kuranların günün koşullarında kendilerini zorlayanlar çok fazla. Bir gencin maaşı, imkânları bunları karşılamaktan yoksun. Yuvasını oluştururken borçlanıyor, borç yükü oldukça ağır, zamanla bunların altından kalkması güçleşiyor. Aile içi huzurun bozulma nedenlerinden biri de budur. Birçok boşanma nedeni konfora dayalı bir hayat tercihidir.

 

Hayat kurma düşleri belli bir noktadan sonra dengesini yitiriyor ve aile içi gerilimler tırmanıyor. Bunda da sınır olmayınca süreç cinayetlere kadar varıyor.

 

Reklâmın oluşturduğu kışkırtıcı tutum insanları kendinden geçiriyor. Baş döndürücü bir süreç yaşanıyor.

 

Huy güzelliği deriz. Bu, bir anlamda uyumluluktur, tahammüldür, sevgi ve anlayıştır, birbirine katlanmadır. İnsanların birlikte yaşama kültürü tahammül gerektirir. Tahammül ile birlikte sabır da gerekir.

 

İnsanın sesini yükseltmesi, öfkesini bastırmaması insanı gerer. Bu, sadece kendisiyle sınırlı kalmaz, karşısındakileri de etkiler. Gergin toplumların sinir uçları tahammül sınırlarını aşar. Trafikte insanların birbirine tahammülsüzlüğünün nedeni de budur.

 

Hayatı yaşanır kılmanın tek yolu hayatın hemen bütün alanlarında ölçülü, dengeli ve sabırlı olmayla sağlanabilir. Gergin toplum, gergin insan gergin okun yaylarındaki gibi olur.

Google+ WhatsApp