İstiğfar çağrısı

İstiğfar çağrısı


Türkiye, Ayasofya-i Kebir Cami-i Şerifi›ni müze olmaktan kurtarıp ibadete açarak gerçek bağımsızlık yolunda çok önemli bir adım atmıştı. Bu tarihi adımın adeta ilahi ödülü olarak da geçtiğimiz günlerde Karadeniz›de oldukça zengin doğalgaz yataklarını keşfederek ekonomik bağımsızlık yolunda önemli bir avantaj yakalamış oldu. Bu ilahi lütuf, Kur’ân’da İbraahim suresinin 7. âyetinde yer alan ilahi vaadin bir tecellisi olarak yorumlanabilir:

“Andolsun, eğer şükrederseniz elbette size nimetimi artırırım. Eğer küfür (nankörlük) ederseniz, hiç şüphesiz azabım çok şiddetlidir” (14/7).

Ayasofya’nın açılışı gibi güzel icraatları fiilî şükür, doğalgazın bulunuşunu da ilahi nimet olarak görebiliriz elbette. Ancak, buna karşılık küfür ve nankörlük hali içinde bulunanlarımızın azımsanmayacak ölçülerde olduğu da maalesef bir gerçektir.

Peki, bu durum karşısında ne yapılmalıdır?

Bir ara büyük müfessir Zemahşeri’nin «el-Keşşâf”ını incelerken, selef-i sâlihînin ve onların yolundan gidenlerin kısırlık ve kıtlık durumlarından şikayet edenlere yani bir bakıma nüfus ve ürün/üretim azlığına çare arayanlara ya da bir başka ifade ile nüfusu ve üretimi artırmak isteyenlere “istiğfarı çoğaltmalarını” tavsiye ettiklerini okumuştum. (Bu tavsiye, “İnsan için ancak çalıştığının karşılığı vardır” (Necm 53/39) ilkesine elbette zıt değildir, aksine onu tamamlar.) İlk nesillerin delilleri ise Nuh suresinin 10, 11 ve 12. âyet-i celîleleri idi. Meallerini birlikte okuyalım:

“...Rabbinizden mağfiret dileyin; çünkü O Ğaffâr (çok çok bağışlayıcı) dır.”

“(Mağfiret dileyin ki,) üzerinize gökten bol bol yağmur indirsin,”

“Mallarınızı ve oğullarınızı çoğaltsın, size bahçeler ihsan etsin, sizin için ırmaklar akıtsın.”

Görüldüğü gibi Allah Teâlâ, insanlara bol bol yağmur ihsan ederek onların mal ve evlatça yani ekonomik ve nüfus potansiyeli bakımından güçlü olmalarını sağlamayı “mağfiret dileme” (istiğfar) şartına bağlamaktadır. Bazı müfessirlere göre mal ve evlat kelimelerinin Kur’ân’da bir arada zikredilmesi “iktidar”ı ifade eder. Dolayısıyla “malların ve oğulların çoğalması” iktidarın güçlenmesi olarak anlaşılabilir. 

Allah’tan mağfiret dilemek yani “istiğfar” ise; hata ve günahlarımızın affedilip bağışlanmasını istemek demektir. Bu eylem hata, kusur ve günahlarımızın farkına varıp onlardan pişman olmayı ve bir daha o hâllere dönmemeyi ifade eden “tevbe” ile bütünlenmelidir. Bu sebeple Kur’ân-ı Kerim’de “tevbe ve istiğfar” çoğunlukla birlikte zikredilir.

Demek ki, Allah’ın bize olan nimetlerini artırması, mal ve evlat bakımından bizleri güçlü kılması için hem O’na gereği gibi (kavlî, kalbî ve fiilî olarak) şükretmeli hem de yine O›na yürekten ve samimiyetle (nasûh) tevbe ve istiğfarda bulunmalıyız.

Son olarak Nuh aleyhisselâm’ın, kavmine hangi günahlarından dolayı Allah’tan bağışlanma dilemelerini öğütlediğini görelim ki, onun günahkâr kavmine yönelik “istiğfar çağrısı”nı günümüze taşıyabilelim.

Sadece Nuh suresinden bazı tespitler:

-Nuh kavminin zorbaları, her şeyi yoktan var eden, yaşatan, sonra öldürüp tekrar diriltecek olan Allah’a gerekli saygı ve bağlılığı, itaati göstermiyorlar, aksine hem Allah’a hem de insanlara karşı kibirlenip böbürleniyorlardı.

-Kavmin önde gelenleri, kendi ürettikleri veya daha önce yaşamış olan ya da yaşamakta olan ama halkça kutsallaştırılıp ilahlaştırılan Vedd, Süvâ, Yeğûs, Ye’ûk ve Nesr gibi bazı efsanevi kişiliklerin arkasına sığınarak kurdukları sömürü düzenlerini büyük sinsi plânlarla devam ettiriyor, halkın da bu sahte ilahları terk etmemesini istiyorlardı.

-Kavmin ileri gelenleri, haramlar ve günahlar üzerine kurulu çıkar egemenliklerini sürdürebilmek için diğer insanları da yoldan çıkarıyor, onları her türlü kötülüğe ve ahlaksızlığa teşvik ediyor, özendiriyorlardı...

Bazı sure ve ayetlerde diğer günah ve isyanları da bir bir sayılan Nuh kavmine yönelik sözkonusu “istiğfar çağrısı”, handiyse geçmişteki bütün peygamberlerin kavimlerinin işledikleri günahları bugün irtikap etmekte olan günümüz toplumları ve özellikle insanımızın kalabalık bir bölümü için de elbette geçerlidir.

Öyleyse, fert ve millet olarak hata ve günahlarımıza çok çok tevbe ve istiğfar etmeliyiz ki, Rabbimiz maddi ve manevi nimetlerini esirgemesin. Âmin inşâAllah.

Estağfirullah el-Azîm...

Google+ WhatsApp