İslam dünyası neden geri kaldı? (1)

İslam dünyası neden geri kaldı? (1)


İranlı Müslüman sosyolog Ali Şeriati, “Batılılar bize, ‘Atalarınız çok çalıştı, övünebileceğiniz büyük işler başardılar, sizin çalışmanıza gerek yok, bizim ise geçmişimizde bu türden başarılar yok o yüzden çalışmalıyız’ dediler ve Müslüman halkları asırlarca uyuttular” der. Hakikaten biz atalarımızın başarıları ile övünmekte o kadar ileri gittik ki, “Dünyayı titreten bir ceddin torunlarıyız, bütün dünya bir araya gelse bize bir şey yapamaz” deyip rehavete kapıldık. Müslüman halklar kendilerini ulusal kimlikleri üzerinden tanımlayarak körleştiler ve cahil kibri ile hareket edip önlerindeki uçurumu göremez hale geldiler. Tarihimiz öylesine abartılı şekilde kurgulanmıştı ki, geçmişin kahramanlık öykülerinden çıkıp bugüne gelemedik ve buna ihtiyaç olmadığına inanıp gaflete kapıldık. Dedelerimizin bizlere bıraktıkları onurlu miras elbette önemli ancak onların başarılarından ilham alıp bugünü inşa edemiyorsak, telaffuz ettiğimiz hamasi ifadelerin hiçbir anlamı olmayacaktır. Onların onurlu duruşlarından güç alıp siyasi, sosyal, bilimsel, felsefi ve teknik alanda yol kat etmek ve yaşadığımız sorunlarla başa çıkabilecek donanıma sahip olmak zorundaydık. Fakat öylesine tatlı bir rüyaya dalmıştık ki, uyanmaktan ve kendimizle yüzleşmekten kaçındık.

 

Geçmişte elde edilen başarılarla övünmek ve bugünü görememek İslam toplumlarının geri kalmışlığının en önemli nedenlerinden biridir. Ceddimiz insanlığa ışık tutacak ilmi faaliyetleri desteklemiş ve siyasi, sosyal, sanatsal, bilimsel ve teknik alanda emsalsiz başarılar elde etmiştir. Ancak ne yazık ki ürettikleri bilimsel değerlere sahip çıkamamış, sahip oldukları bu birikimleri Batı’ya kaptırmışlardır. Nitekim İslam dünyasında 16. yy’a kadar devam eden bilimsel çalışmaların ekmeğini Müslümanlar değil Batılılar yemiş ve onlar bu birikimlerinin üzerine koyarak güç elde etmişlerdir. Avrupa için karanlık bir dönem olan Ortaçağ, Müslümanların tıp, astronomi, matematik, geometri, fizik, felsefe ve tarih ilminde yol kat ettikleri bir dönemdi fakat bu kıymetli birikimler Batılı bilim adamlarının eline geçti ve zehirli bir bıçağa dönüştürüldü.

 

İslam toplumlarının bilimsel sahada yol kat edememelerinde yönetici ve aydın kesimin rehavete kapılmalarının yanında ihdas edilen İslami kurumların özünden kopmasının ve âlimlerin toplumun ihtiyaçlarına çözüm üretmek yerine dinin helal çerçevesini daraltmalarının büyük etkisi var kuşkusuz. Ne yazık ki fıkıh ilmi çağın sorunlarını kapsayacak şekilde ele alınamadı, fakihlerimiz kendilerini dar bir alana hapsettiler ve güncel sorunlara karşı çözüm üretemediler. Müslümanların içinde bulunduğu rehavete vurgu yapan ve sorunlarımızın çözümü noktasında nasıl bir yol takip edeceğimizi sorgulayan, bunun için kafa yoran âlimlerimiz ise ağır şekilde cezalandırıldılar ya da şehit edildiler. Sesleri kısılan ve baskılanan ilim insanları ise şimdi ve burada ne yapmamız gerektiği konusunda ayakları yere basacak çözümler üretemediler ve fıkıh yaşayan düşünce biçimi haline getirilemedi, bütün bunlar İslami düşüncenin statikleşmesine ve çağın getirdiği sorunlar karşısında çözümsüz kalmasına neden oldu.

 

İslam haramların sınırlarını net şekilde belirtmiştir ancak helallerin hududunu çizmekle beraber sınırını geniş tutmuş, topluma fayda sağlayacak her meşru şeyi helal dairesinde değerlendirmiştir. Fakat ne yazık ki âlimlerimiz bu konuda son derede tepkisel reflekslerle hareket etmişler ve alanı daraltarak bilimsel çalışmaların önüne set çekmişlerdir.

 

Bugün İslam toplumları Batı’nın sultası altında eziliyor ve yaşanan işgaller karşısında direnecek güce sahip olamıyor. Müslüman yöneticilerimiz, ilim insanlarımız, aydın ve düşünürlerimiz ise bir araya gelip sorunları mülahaza etmek yerine birbirlerini ötekileştirerek çözüm olabilecek yolları tıkıyorlar. Müslümanlar ilk evvela bu sorunu aşmalı ve siyasi, ekonomik ve bilimsel alanda özgürleşmenin yollarını aramalıdırlar. Yoksa bu kırık bastonla yol almamız mümkün olmayacaktır.

Google+ WhatsApp