İşgali Kabullen, Katliamı Unut, İstikrarı Bozma

İşgali Kabullen, Katliamı Unut, İstikrarı Bozma


Dünyanın diğer bir ucundan seslenen Kanada Başbakanı Justin Trudeau bile “Dağlık Karabağ sorununa askeri bir çözüm getirmek mümkün değil. Dağlık Karabağ’daki (işgal ve tehcir) sorunu ancak diyalog yoluyla çözümlenebilir” diyor. Üstelik bu hükmü ilan ederken işgal altındaki topraklarını kurtarmak üzere kapsamlı bir misillemeye girişen Azerbaycan’ın Kanada askeri teknolojisi ile üretilen silahları kullandığına dair haberlerden duyduğu rahatsızlığı da ilan ediyor. Kanada Dışişleri Bakanlığı tarafından yürütülen soruşturmanın sonucuna göre Azerbaycan’a yönelik bir yaptırım kararı çıkabilir. Çünkü Ekim 2019’dan itibaren Kanada, Suriye’nin kuzeyine yönelik yürüttüğü askeri harekâtlar dolayısıyla Türkiye’ye silah satışını dondurmuştu.

Kanada’nın politikasına şaşırmanın, Trudeau’nun tavrına hayret etmenin çok bir manası yok. Biraz dikkat edilirse Rusya’dan Suudi Arabistan’a, İran’dan Fransa’ya hemen bütün devletler Azerbaycan-Ermenistan arasında süren 30 yıllık “istikrarın” devamından yana. Azerbaycan ve Ermenistan arasındaki istikrarın bozulmasına hiç kimse razı değil. Bu bağlamda siyasi ve diplomatik tüm girişimlerin iflas ettiğini gören Azerbaycan’ın işgal altındaki topraklarını kurtarmaya matuf askeri gayretleri başlı başına istikrar bozucu bir risk şeklinde tanımlanıyor. Son bir haftadır yükselen çağrılara bakıldığında işgal nasıl bitecek, topraklarından sürülüp atılan yüzbinlerce insan nasıl geri dönecek, işlenen katliam ve yıkım nasıl telafi edilecek gibi en temel ve en öncelikli konulara temas eden yok. Ama “derhal ateşkes ilan edilsin ve istikrar bozulmasın” sloganı maşallah en muteber klişe olarak tedavülde tutuluyor. 

Soğuk Savaş’ın Uğramadığı Coğrafya

Rusya’nın Azerbaycan-Ermenistan krizinin geldiği son aşamada oynamayı en çok sevdiği rol “taraflara eşit mesafedeyiz” rolü. Kremli Sözcüsü Dmitriy Peskov’un açıklamalarında işgal altındaki topraklara dair hemen hiçbir cümle kurulmuyor. Rusya’nın fırsatını kolladığı mesele “barış gücü” maskesiyle Dağlık Karabağ’a askeri güç konuşlandırmaktan ibaret. Ermenistan ordusunun Azerbaycan topraklarını işgali sürecinde, katliam ve tehcirleri organize etmesinde de 30 yıldır gaspı sürdürüyor olmasında da birinci derecede sorumluluk üstlenen Rusya sahadaki gelişmeler icabı tarafsız gözlemci rolü oynuyor güya. Paşinyan ve Putin arasındaki soğuk rüzgârlar ne kadar vakiyse de Ermenistan’ın bütün imkanlarını seferber etse dahi Rusya çizgisinden bir karış uzaklaşamayacak kadar bağımlı olduğu da o kadar vakidir. Fakat Rusya adına Azerbaycan’a karşı vekâlet savaşını üstlenen Ermenistan’ın giriştiği işgal, tehcir ve katliamlardan Rusya’yı masun kılacak propaganda mekanizmaları da sinsi sinsi işliyor tabii ki. 

Avrupa Birliği’nin iktisadi ve demokratik lokomotifi Almanya’nın pozisyonu da Rusya’dan pek farklı değil. Almanya Başbakanı Merkel’in Ermenistan Başbakanı Paşinyan ile telefon görüşmesi sonrasındaki mesajına bakmak önemli bir işarettir. Almanya Hükümet Sözcü Yardımcısı Ulrike Demmer’in yaptığı açıklamaya göre Merkel “çatışmaların devam etmesi ve kurbanların sayısının artması sebebiyle endişe duyuyor”muş. Merkel’in endişesi haklı olmakla birlikte ne öneriyor diye merak edip baktığımızda aynı basmakalıp ifadeler çıkıyor karşımıza: “Tüm taraflar derhal çatışmaları durdursun ve müzakereler başlasın.” Ayrıca Minsk Grubu eş başkanlarının açıklamalarının desteklendiği de vurgulanıyor. İyi ama otuz yıldır süren işgal nasıl bitecek? Evinden toprağından sürülüp atılan yüz binlerce insanın geriye dönüşü nasıl temin edilecek? Hiçbir ahlaki cevap, hiçbir somut hukuki girişim, hiçbir makul yol haritası teklifi yok ortada. Alenen Ermenistan işgalini destekliyorlar da bu işbirlikçiliği bambaşka kelime ve yöntemlerle sürdürmek istiyorlar.

İhtilaflar Unutuldu, İşgale Destek Ortak Payda Oldu

Güya NATO ile Avrasya arasında, Amerika ve Rusya hattında gerilim sürüyor ama nedense bu gerilim ve çatışmalar Azerbaycan-Ermenistan geriliminde hep Ermenistan cephesine yarıyor. İsterseniz NATO Genel Sekreteri Jens Stoltenberg’in Ankara’yı son ziyaretinde sarf ettiği şu cümlelere birlikte bakalım: “Bütün taraflara ‘Çatışmaları biran evvel durdurmalılar’ mesajını vermemiz lazım. Dağlık Karabağ sorununun askeri bir çözümü yoktur.” Stoltenberg’in “sivillerin ölümünden ve enerji kaynaklarına gelecek zarardan endişeliyiz” mesajının birinci bölümü tam bir riyakârlığı ikinci bölümüyse tam bir sömürgeci mantığı ihtiva etmektedir. 

Bölgede istikrarı kim bozuyor peki? İsrail Savunma Bakanı Benny Gantz’a göre “bölgeyi istikrarsızlaştırma ve barış çabalarını sabote etme”nin biricik sorumlusu Türkiye. Körfez’deki yeni müttefikleri BAE ve Bahreyn’le ilişkilerin normalleşmesine dair bir beyanat veren İsrail Savunma Bakanı Gantz’ı Türkiye hakkında derin endişelere sevk eden bölgesel aktiviteler şöyle: Suriye, Libya, Doğu Akdeniz ve Hamas’la yakın temas. NATO üyesi ülkeleri Türkiye’ye baskı yapmaya davet eden Gantz “istikrarı korumak” adına “tüm seçenekleri ele almalıyız” diyor.

Ermenistan-Azerbaycan arasındaki çatışmanın durması ve ihtilafın sonlanması için ilk etapta atılması gereken adımlar aşikârdır. Azerbaycan Cumhurbaşkanı Aliyev’in de ilan ettiği şartlar herkesin malumu: Ermenistan ordusu işgal ettiği topraklardan derhal ve tamamen çekilecek. Ermenistan devleti Azerbaycan’ın toprak bütünlüğünü tanıdığını ilan edecek. Azerbaycan halkından özür dilenecek ve Karabağ’ın Ermenistan toprağı olmadığı ilan edilecek. Çünkü ne BM Güvenlik Konseyi aldığı dört ayrı kararın arkasında duruyor ne de Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı (AGİT) bünyesinde kurulan Minsk Grubu kuruluş amacına matuf çalışmalar yapıyor. 

Azerbaycan işgali bitirmek için Türkiye’yle dayanışacak ve kendi işini kendi görecek. Başka seçenek ve dayanak gözükmüyor. İstikrar vurgusu işgali temize çıkarmak, katliamı unutturmak manasında tekrar eden kirli bir tuzaktan ibarettir. İşgal, tehcir ve katliamı meşrulaştırmaya yeltene her istikrar vurgusu adalet ve barış adına bozguna uğratılıp kökünden yıkılmalıdır.

Google+ WhatsApp