İran’da yeniden “nükleer” pazarlığı

İran’da yeniden “nükleer” pazarlığı


İran’la uzun yıllar süren nükleer sanayi meselesinin çözümü için eski ABD Başkanı Obama döneminde, BMGK’nin beş daimi üyesine ek olarak Almanya’nın dâhil olduğu P5+1 ülkeleri ile İran arasında 14 Temmuz 2015’te anlaşma imzalanmıştı.

 

ABD yönetimi yaptığı açıklamalarda İran’a isteklerini kabul ettirdiğini ifade ederek bunun kendi açısından kazanım olduğunu ileri sürdü ve anlaşmayı “tarihî” olarak niteledi. İran da kendi açısından tarihî bir zafer olarak nitelediği anlaşmayla nükleer teknolojiden yararlanma projesiyle ilgili haklarını aldığını iddia etti.

 

Anlaşmayla İran, uranyum zenginleştirmede kullanılacak santrifüj sayısını üçte iki oranında azaltmayı ve Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı’nın (IAEA), askerî üslerine denetim için kontrollü girişine izin vermeyi kabul etti. Bunun karşılığında İran üzerindeki ekonomik ambargo kalkacak, diplomatik ilişkiler başlatılacak ancak askerî ambargo beş yıl daha sürecekti. Fakat Rusya BMGK’nin özel izniyle silah teslim etme imkânına sahip olabilecekti.

 

İran’da anlaşmaya eleştiride bulunanlar olduysa da halk büyük kalabalıklarla meydanlara çıkarak, zafer edasıyla anlaşmayı kutladı. Fakat halkı böyle bayram sevincine yönelten sebep anlaşmanın nükleer projeyle ilgili yanı değil ülkelerine uygulanan yaptırımlarla ilgili yanıydı. Yıllardan beri bu yüzden önemli sıkıntılar yaşayan halk, başlarındaki yönetim nükleer projeden tamamen vazgeçseydi de bayram sevinci yaşayacaktı.

 

O zaman gerek Avrupa ülkelerinden ve gerekse bölge ülkelerinden açıklamalarda bulunanlar genellikle anlaşma hakkında olumlu yaklaşımda bulunmuşlardı. İsrail işgal devleti ise tepki göstererek bunun tarihî hata olduğunu söyledi. Ancak ondan farklı bir açıklama yapması ve onayladığını söylemesi beklenemezdi. Onun itirazı ve anlaşmayı tarihi hata olarak nitelemesi stratejik açıdan İran’ın da işine yaradı.

 

Kısmen çekinceli davranan bir ülke de Suudi Arabistan oldu. Onun çekincesi ise nükleer teknolojinin kullanılmasına izin verilmesinden kaynaklanmıyordu. İran’a uygulanan yaptırımların kalkmasının onun bileğini güçlendireceğini ve bölgede daha büyük bir sorun olmasına yol açacağını düşünüyordu.

 

Türkiye de anlaşmaya olumlu yaklaşırken şartlarının tam yerine getirilmesi gerektiğini vurgulamıştı.

 

Bu anlaşmayla İran, nükleer teknolojiyi artık silahlanma amacıyla kullanmayacağı konusunda kesin taahhütte bulunduğu ve nükleer çalışmalarını da denetime açtığı halde Donald Trump’ın başkanlığa seçilmesinden sonra ABD tavrını değiştirdi ve Mayıs 2018’de anlaşmadan çekilme kararı aldı. Resmi açıklamalara göre Trump’ın anlaşmadan çekilme kararı en çok siyonist işgal devletini sevindirdi. 

 

ABD’nin anlaşmadan çekilmesi yeniden İran’a ambargo uygulamasını başlatması anlamına geliyordu. Trump, İran’la nükleer teknolojinin sivil amaçlarla kullanılması konusunda yapılan uzlaşma anlaşmasının iptalinden sonra bu ülkeye ambargo uygulamalarının eski şekline döndüğünü açıkladı. Ambargonun birinci hedefi ise İran’ın petrol satışını engellemekti.

 

Şimdi ABD’de başkanlığa yeniden Demokrat Partili birinin seçilmesiyle birlikte, İran’la nükleer teknoloji konusunda anlaşmaya geri dönülmesi ve bu ülkeye uygulanan ambargonun kaldırılması konusu tartışılıyor. 

 

Görüldüğü kadarıyla yeni başkan Biden anlaşmanın tekrar başlatılmasına meyilli. Fakat 2015’te imzalanmış anlaşmanın aynen geçerli sayılmasını değil yeniden masaya oturularak, pazarlık yapılmasını ve yeni bir anlaşma imzalanmasını istiyor. Bunun için de İran’ı yeni birtakım tavizler vermeye zorlamayı amaçlıyor. İran ise yeni tavizler vermeye niyetinin olmadığı, eski anlaşmanın aynen geçerli olmasında ısrarlı davranacağı mesajları vermeye çalışıyor. Kendisinin zaten anlaşmaya bağlı kaldığını, çekilen tarafın ABD olduğunu dolayısıyla yeniden şartlara uyması gereken tarafın da ABD olduğunu dile getirmeye çalışıyor.

 

Bununla birlikte gidişat Biden yönetiminin İran’ı bazı şeylere zorlamak için yeniden masaya oturmaya zorlamakta ısrarlı davranacağını gösteriyor.

Google+ WhatsApp