İran, ilginç bir seçimin öncesinde...

İran, ilginç bir seçimin öncesinde...


16 Haziran günü, komşu İran'da Cumhurbaşkanlığı seçimi yenilenecek.. Hasan Ruhanî, 4'er yıllık 2 dönem C.Başkanlığı'nın son günlerinde..

 

Yeni C. Başkanlığı seçiminin adaylarının kim ve seçimin nasıl olacağı konusu, oldukça ilginç bir çizgi takip etti.. Bir hayli tartışmalı bir adaylar tablosu da ortaya çıktı.. En güçlü adaylardan birisi olan Ali Laricânî gibi önceki Meclis Başkanı bile veto edildi..

 

Ve son anda, İnkılap Rehberi Ali Khameneî , adayları belirleyen 'Şûrâ-y'ı Nigehbân' (Gözetleme Şûrâsı) isimli, geniş yetkili hukukçular kurumuna, 'reddedilen adayların yeniden gözden geçirilmesi' talimâtını verdi.. Bu da tabloyu daha bir ilginç noktaya getirdi.

 

Eski C. Başkanlarından Ahmedînejad, kendisinin adaylığının reddedilmesi halinde, önce 'seçimi kanunî saymayacağını' açıklamıştı. Şimdi ise, veto edilince, 'oy vermeyeceğini açıkça söylüyor ve taraftarlarını da oy vermemeye' çağırıyor. Bu da, seçimlere katılımın oldukça düşük olacağı, hatta yüzde 30'larda kalacağı iddiasını güçlendiriyor.

 

Yani, her halükârda, sıkıntılı bir berzahtan geçiyor, İran.. Ve, Amerikan Başkanı Biden'ın ise, İran'la 40 yıllık gerilimli döneme, yeni bir siyaset uygulayacağı sanılıyor.

*

Bu konuya girmeden önce, Milâdî-1979 başında Şahlık rejiminin devrilmesinden bu güne, geçen 42 yıla kısaca göz atmak gerekiyor.

*

Bütün dünyayı hayrete bırakan 'Allah'u Ekber'nidâlarından başka silahı olmayan yoksul, mustaz'af (yani, zayıf değil; hakları gasp edildiği, zorla ellerinden alındığı için zayıf duruma düşürülmüş) halk kesimlerini, on milyonları harekete geçiren İmam Rûhullah Khomeynî rehberliğindeki İslâm İnkılabı Hareketi', 150 bine yakın kurban vererek; 42 yıl önce Şah M. Rıza Pehlevî'yi ülkeyi terk etmeye ve 57 senelik Pehlevî Hanedanı'nı ve 2500 yıllık bir geçmişten gelen Şahlık rejimi anlayış ve geleneğini de devirmeye muvaffak olmuştu.

*

*

Bizde, Osmanlı Hanedânı'nın sona erdirilmesinden sonra, sadece üstteki yönetici kadrolar değişmiş, devlet yönetim mekanizması bütünüyle, yeni rejime bağlanmıştı.

 

İran'da 1979 başında olan ise, çok daha farklıydı. Bir sistem, ordusuyla, mahkemeleriyle, polis ve sair resmî silahlı güçleriyle, eğitim sistemi ve okullarıyla, kanunlarıyla, sendikalarıyla ve sosyal hayatın hemen bütün örgütlü kuruluş ve güç odaklarıyla çöküvermişti.

 

Şah gitmişti, Şahlık sistemi çökmüştü; (bugün 85 milyon olan, ama o zamanki nüfusu itibariyle 35 milyonluk) bir ülke karmaşa ve kaosa sürüklenmeden nasıl ve hangi otorite ile korunabilecekti.

 

İşte o zaman, o kitleleri belli bir disiplin altında tutabilen güç, -beşerî planda-, Şah'ı yenilgiye uğratan bir kimse ve de şia mezhebinde bir 'müctehid' olan İmam Khomeynî'nin karizmatik şahsiyetiydi.

*

Evet, Şahlık sistemi bertaraf edilmişti, ama, bir inkılap hareketini elde tutmak ve başarıya ulaştırmak, o inkılabı gerçekleştirmekten daha çetindi.

 

Üstelik de, o zaman 79 yaşında olan İmam Khomeynî, daha önce hiç devlet idaresinde bulunmamış bir yaşlı 'molla' olarak, medreselerde öğrendiği ve öğrettiği, -kendisinin bağlısı olduğu- 'Şia/Caferiye veya 12 İmam mezhebinin anlayış ve ölçülerine göre bir İslâmî Hükûmet modeli oluşturacaktı. Ama, bu nasıl olacaktı?

*

İnkılabın üzerinden 1 yıl geçmekteyken, bir anayasa hazırlanmış, referanduma sunulmuş ve yeni rejimin adı 'İran İslâm Cumhuriyeti' olarak belirlenmiş, ilk cumhurbaşkanı olarak da Ebû-l'Hasan Beni Sadr seçilmişti.

 

Ama, henüz yeni sistem kurulamamışken, Irak Baas rejimin başındaki Saddam Huseyn, 22 Eylül 1980 günü, gün ortasında, başkent Tahran'ın Mehrâbâd Havaalanı da dahil, petrol rafinerileri, limanlar, Hurremşehir, Abâdân gibi büyük şehirler, askeri üsler ağır bombardıman altında devre dışı bırakılmış ve bir yıldırım savaşını başlatıvermişti.

 

Saddam, bu savaşın bir haftada biteceğini bildirmişti, dünyanın bütün emperyal ülkelerinin liderlerine..

 

Ama, bu savaş 8 yıl sürecek ve iki taraftan en azından 1 milyon insan hayattan çekilecekti.

*

İçeride ise, Amerikancı-marksist bir silahlı mücadele örgütü olan 'Mücahidin-i Halk Teşkilatı'nın kanlı eylemleri giderek yükseliyor, ulemânın Murtezâ Mutahharî, Muhammed Mufatteh gibi en seçkin beyinleri süikastlerde katlediliyordu.

 

İnkılap Hareketi'nin İmam Khomeynî'den sonraki en etkili ismi olan Muhammed Huseyn Beheştî ise, bir toplantıdayken, 10 kadar Bakan ve 27 m. vekili olmak üzere 72 çalışma arkadaşıyla birlikte, parçalanmıştı. İçerdeki savaş, cephelerdekinden de çetindi.. Hâşimî Refsencanî vurulmuş, günlerce komadan sonra hayata dönmüştü. Seyyid Ali Khameneî, bir mescidte vaaz ederken, bir teyibe yerleştirilen bombanın patlamasıyla ağır yaralanmış ve haftalar süren bir komadan, sağ kolunu kullanamaz halde çıkmıştı.

 

Cumhurbaşkanı Benî Sadr'ın, 'Mücahidin-i Halk'la işbirliği yaptığı anlaşılınca, İmam Khomeynî tarafından cumhurbaşkanlığından azledilmiş, o da gizlice Fransa'ya kaçmıştı. Yerine Cumhurbaşkanı seçilen Muhammed Ali Recaî ve onun başbakanı Muhammed Cevad Bâhuner henüz vazifeye gelişlerinin üçüncü ayı bile dolmadan, Başbakanlık'taki bir toplantıya, Ülke Güvenlik Genel Sekreteri'nce konulduğu sonra anlaşılan bir bomba sonuna hayattan çekilmişlerdi.

 

Ve, cebhelerden,1 günde 3-4 bin kadar askerin cenazelerinin geldiği bile oluyordu..

 

(Bu konuya gelecek yazıda da devam edelim, inşaallah..)

*

Google+ WhatsApp