İnsanın toprakla yakınlığı

İnsanın toprakla yakınlığı


Kovid-19 sadece hayatımızın akışını değil, yaşam şeklimizi, hayallerimizi ve gelecekle ilgili beklentilerimizi de doğrudan etkiledi. Hayallerimizin seyri değişti, sosyal alanımız daraldı ve kendimizi beklenmedik sorunların kucağında bulduk. İş yerleri, ticari kurumlar iflas etti, insanlar temel ihtiyaçlarını dahi karşılayamaz hale geldiler. Gelinen noktada ailenin yükünü taşımak yine kadına düştü. Toplumun gizli kahramanları kadınlar, kısıtlı imkânlarla evin geçimini sürdürebilmek için bir uzman duyarlılığı ile çalıştılar ve zor günlerde ailenin saadetine katkı sağladılar.

 

Z kuşağı yoktan anlamaz, hayallerini ertelemekten hoşlanmaz, tevazuu sevmez ve toprakla irtibat kurmaz, o her zaman gökyüzünde, bulutların üzerindedir. Z kuşağı tüketim ve israf odaklıdır, sahip olduklarına değil olmadıklarına yoğunlaşır. Geleneksel kültürün gölgesinde doğup büyümüş kişiler ise israf konusunda oldukça hassastırlar ve hiçbir şeyi zayi etmemeye özen gösterirler. Tükettikleri ekmeğin tarladan fabrikaya, fabrikadan fırınlara ve buradan da sofraya uzanan meşakkatli yolculuğunu bilir ve yerdeki kırıntıları itina ile toplayıp kuşlara atarlar.

 

İsraf sinsi bir hastalıktır eğer bir kere bulaşmışsanız farkında olmadan yol almaya devam edersiniz. Bu anlamda ekmek belirleyici bir değerdir. Ekmeği israf eden bir kişi suyu da, meyveyi de, zamanı da, havayı ve sevgiyi de israf ederek bunu bir yaşam şekline dönüştürür.

 

Geleneksel kültürün gölgesinde büyüyen kişiler için toprak bir eğitim aracı, canlı bir organizma, bir değerdi. İnsanlar toprakla kurdukları yakınlık sayesinde israfa karşı durmayı öğrenir, şükrü ve sabrı hayatlarının bir parçası haline getirirlerdi. Toprak kursaklarına giren ekmek, soludukları hava ve sevgi idi onların dünyasında… Güne toprağa basarak başlar, toprağın bağrında yetişen ürünlerle enerji toplar, toprakla buluşur toprakla hemhal olurlardı onlar. Ekmeğin, suyun ve tüketilen bütün ürünlerin anasıydı toprak ve hak ettiği itibarı görürdü. Ve… İnsanlar toprağı değersizleştirdikleri gün kendilerini de alaşağı ettiler…

 

Ninelerimiz topraktan aldıkları ürünleri titizlikle ayrıştırır ve faydalı hale getirirlerdi. Sofraları oldukça sade olurdu onların ve az yer, az uyur, az konuşurlardı. Tarladan toplanan meyve ve sebzelerin bir kısmı kurutulur, bir kısmı konserve olarak hazırlanır, bir kısmı reçel ve pekmez için ayrılırdı. Kalan atıklar gübreye dönüşmesi için toprağa bırakılırdı. O zamanlar hazır gıdalar pek itibar görmezdi, annelerimiz yemeklerde kullandıkları yağı, kahvaltılık peynir ve zeytini, çay eşliğinde atıştırdıkları çerezleri kendi elleriyle hazırlar ve ikram ederlerdi.

 

Pandemi döneminde orta yaş ve üstü hanımlar topraktan öğrendiklerini eve taşıyarak ailenin moralini yükseltmeye çalıştılar. Paylaşıma ağırlık verdiler, israftan kaçınmaya gayret ettiler ve daha azla yetinmenin saadet getireceğine inandılar. Evlerde izole bir hayat yaşayan genç kuşak stres ve can sıkıntısından bahsederken, kısıtlı imkânlarla saadet üreten anneler evlerimizin görünmeyen kahramanları oldular.

 

Bütün dünyayı etki altına alan virüs sadece sosyal ilişkilerimizi etkilemedi, bunun yanında tüketim alışkanlıklarımızı ve yaşam şeklimizi de doğrudan etkiledi. Ve insanlar bu süreçte üç önemli kazanca sahip oldular: 1-Pandemi sürecinde vaktin çoğunu evlerde geçiren insanlar, sahip oldukları yeteneklerinin farkına vardılar ve geliştirme fırsatı buldular. 2-Bütün gün bir arada vakit geçiren aile bireyleri, müşterek yapabilecekleri etkinliklere ağırlık verdiler. 3-Evde geçirilen günleri fırsata çeviren kişiler tefekkür ve duaya ağırlık vererek manen zenginleştiler. Ve annelerimiz bu zor günlerde saadeti evlerimize taşıyarak önemli bir görevi üstlendiler.

Google+ WhatsApp