İnsanın en büyük düşmanı cehalettir

İnsanın en büyük düşmanı cehalettir


Kasavetli bir günde evimden çıkıp otobüs durağına geldiğimde etrafta kimse yoktu, çantama uzanıp tespihimi aldım ve beklemeye devam ettim. Az sonra orta yaşlarda bir hanım yanıma doğru yaklaştı ve elimdeki tespihi öfke ile çekti, “Bu çok mahrem bir şeydir, tespih gösterilmez, yaptığın büyük günahtır” dedi ve başladı saydırmaya. Hiç cevap vermedim, başımı eğdim ve tespihi çantama koydum. Fakat hanımefendinin öfkesi dinmemişti, tespihi dışarıda tutmanın büyük günah olduğunu, bunun için günlerce kapanıp tövbe yapmam gerektiğini, tesettürlü biri olarak bu kadar önemli bir bilgiye neden vakıf olamadığımı sorguluyor ve hıncını alamıyordu. Onu sabırla dinledim ve sessizliğimi korumaya çalıştım fakat kadın susmuyor, hayatı boyunca bastırdığı bütün duygularını su yüzüne çıkarmış, deşarj olmaya çalışıyordu. Kadın yarım saat boyunca konuştu, kızdı, yargıladı, sorguladı ve benim sessizce dinlediğimi fark edince hedefine ulaştığını düşündü. Öyle öğrenmişti kadın, Allah korusun elinizdeki tespihin kaza ile de olsa görünmesi telafisi olmayan bir günahtı ve bu durumda siz her türlü hakareti hak ederdiniz. Kadın yaptığı bunca hakaret karşısında sustuğumu görünce, nasihatimi yaptım, muhatabı ikna ettim havasına kapıldı anneme ve bana bunu öğretmeyen hocalara hakaretler yağdırmaya başladı…

 

Aradan yarım saat geçmişti, kadın ineceği durağa yaklaşınca gerildi, tepki vermeyen birini bulmuşken gücümü gösterseydim havasındaydı. Otobüsten inerken rakibini alt etmiş bir pehlivan gibiydi, yolun bitmesinden hoşnut değildi…

 

Yolcular tarafıma yapılan bunca hakarete rağmen niçin sessiz kaldığıma anlam veremiyor ve yüzüme şaşkın vaziyette bakıyorlardı. Doğrusu ben de aynı şeyi düşünüyordum, niçin cevap vermemiştim? Bu soruya şu hikâye ile cevap vermek istiyorum:

 

Rivayet olunur ki bir kişi bir topluluğa dönmüş, kurban hakkında konuşuyor ve şunları anlatıyormuş: Çocuğu olmayan Hz. Davut Allah’a dua etmiş, ya Rabbi bana bir kız çocuğu ver, onu sana kurban edeyim demiş ve bir kız çocuğuna sahip olmuş, adını Ayşe koymuş. Kurban edeceği vakit gelince kız çocuğunu yatırmış ve tam boğazını kesecekken gökten Azrail gelip bir keçi getirmiş ve adam kızı bırakıp keçiyi kurban etmiş… Dinleyenlerden biri dayanamayıp kalkmış ve kardeşim şimdi bunun neresini düzelteyim, Hz. Davut değil, Hz. İbrahim, kız değil erkek, adı Ayşe değil İsmail, Azrail değil Cebrail, keçi değil, koç demiş… Hz. Peygamber’in tebliğ metodundan, nezaketinden ve yüce dinimizin hakkaniyete verdiği ehemmiyetten haberdar olmayan ve dini kulaktan dolma bilgilerden ibaret gören bir kadına bu yaklaşımının doğru olmadığını nasıl anlatabilirsiniz?

 

Kullarını rahmeti ile kuşatan Yüce Allah’ı sadece cezalandıran bir varlık olarak gören bir kişiye İslam’ın şefkat ve adalete verdiği değeri nasıl izah edebilirsiniz?

 

Cehaletin ve ahlâki kokuşmuşluğun had safhaya ulaştığı bir dönemde asli sorunları görmeyip ayrıntılar üzerine yoğunlaşan bir kişiyle siz nasıl iletişim kurabilirsiniz? Hz. Peygamberin beşeri ilişkilerinde dikkate aldığı empati, anlayış ve ruh inceliğini bu kişiye nasıl anlatabilirsiniz? İslam coğrafyasının içinde bulunduğu durumu, Filistin’de, Suriye’de, Afganistan’da, Libya’da, Irak’ta, Doğu Türkistan’da yaşanan zulmü ve katledilen çocukları, kadınları, gençleri, ayaklar altına alınan onurumuzu elindeki tespihin görünmesinden daha önemsiz addeden bir cahille hangi noktada bulaşabilirsiniz? Mahalle yanarken başını yere eğip yerdeki çakıl taşlarını toplamakla meşgul olan bir kişiye siz gerçek tehlikenin ne olduğunu nasıl açıklayabilirsiniz? Siz bu kişiye hiçbir şey anlatamazsınız, meramınızı açıklayamazsınız o nedenle susmanız en doğru yoldur. Böyle durumlarda susmanın sabrınızı geliştirmenize ve öfkenizi kontrol etmenize yardımı olacaktır.

Google+ WhatsApp