İnsan köklerini tanımak ister

İnsan köklerini tanımak ister


Genç kız, yetiştirme yurduna verildiğinde henüz 3 yaşındadır. Baba ikinci bir evlilik yapıp evi terk edince 16 yaşındaki anne baba evine dönmeye karar verir, aile çocuğunu bırak öyle gel deyince üç yaşındaki bebeğini Çocuk Esirgeme Kurumu’na verir ve baba ocağına döner. Annenin bu tavrına karşı çıkabilirsiniz ama 16 yaşında bir çocuğun hangi çıkmazlarla karşı karşıya kaldığını oturduğunuz yerden anlayabilmeniz mümkün değildir.

 

Çocuk yuvaya geldiğinde korkuya kapılır ve içinde bulunduğu durumu anlamaya çalışır. Çocuk sevilmediği, sevilmeye değer görülmediği için bırakıldığını düşünür ve yatağına geçtiğinde Allah’ım anne babamı bir daha üzmeyeceğim diye dua eder. Çocuk onlarca arkadaşıyla aynı ortamda kalmaktan ve birlikte vakit geçirmekten hoşnut olsa da annenin geleceği günü hep bekler, çocuk gözünü kapıdan bir türlü alamaz. Beni affettiklerinde gelip alacaklar diye düşünür ve kapı her açıldığında başını büyük bir heyecanla kaldırıp, gözleriyle anneyi arar. Çocuk, sık sık oyun odasının penceresine çıkar ve yolları gözetler, sabahları uyandığında kulaklarına ulaşan sesleri seçmeye ve anneden bir iz bulmaya çalışır. Çocuk günlerce, aylarca bekler ve annenin geri dönmeyeceğine inanır, hayallerinde buluşur onunla.

 

Çocuk bir yıl sonra bir aileye evlatlık olarak verilir ve yeni ailesine kısa sürede alışır. Anne babanın 20 yıllık evlat hasreti Hilal ile birlikte sona erer ve hayata onunla birlikte yeniden başlarlar. Anne Hilal’i akrabalarla tanıştırmak için özel merasim düzenler ve ona özel olduğunu hissettirmelerini ister. Hilal koca bir aileye ve kendisini sevgi ile ısıtan bir anneye sahip olmuş ve o ıssız evin neşesi haline gelmiştir.

 

Okul çağına geldiğinde ailede tatlı bir heyecan vardır. Anne Hilal’in odasını itina ile düzenler ve ortamı çok yönlü bir alana çevirerek onun sosyalleşmesine katkı sağlar. Oda çocuğun, yemek, oyun ve faaliyetlerine elverişli hale getirilmiştir. Küçük kız okulun ilk günlerinde biraz zorlansa da çok geçmeden uyum sağlar ve öğretmenin övgü ile bahsettiği öğrenciler arasında yer alır. Hilal’in yoksulluk ve çaresizliğin bağrından yuvaya, yuvadan yeni bir aile ortamına uzanan hayatında okulun ayrı bir yeri vardır ve istikbale uzanan yolun buradan geçeceğine ilk günden itibaren inanmıştır.

 

Hilal üniversiteye başladığında evlatlık olduğunu öğrenir ve nereden geldiğini, köklerinin kim olduğunu araştırmaya başlar ve biyolojik ailesini bulmaya karar verir. Kendisini büyüten anne-babası bu konuda pek istekli değillerdir ama kızlarını kırmamak için kabul ederler.

 

Akrabaları, arkadaşları ona sıcak bir ailen, seni destekleyen akrabaların, sosyal çevren var, gelecek vaat eden bir bölümde okuyorsun böyle bir şeye yeltenmene hiç gerek yok deseler de o köklerini aramaya devam eder. Hilal yakınlarının kendisini anlamadıklarını düşünür… İnsanın nereden geldiğini, hangi kandan geldiğini, hangi ana-babanın kucağına doğduğunu bilmeye ihtiyacı vardır ve bu onun en tabii hakkıdır.

 

Hilal iki yıl devam eden araştırmalarının ardından biyolojik ailesine ulaşır. Bir tanışma ziyafeti düzenleyip, kendisini büyüten aile ile biyolojik ebeveynini bir araya getirir. Garip bir çelişkiler yumağının içindedir Hilal, biyolojik anne ve babasını tanımak, bilmek istemektedir ancak ne kadar çaba gösterse de duygusal bir yakınlık hissedememektedir. Bu durumdan o kadar rahatsızlık duyar ki, keşke onlarla hiç karşılaşmasaydım diye düşünmeye başlar. Sonra olduğu yerde irkilir, “Bunu yapamazdım” der ve aklı ile duyguları arasında gidip gelir.

 

Hilal iç dünyasında yaşadığı çatışmayı ifadelerine yansıtsa da biyolojik ailesine ulaşmaktan hoşnuttur. Elbette her çocuk kendisini dünyaya getirenden ziyade emek verene karşı yakınlık hisseder ancak öyle de olsa insan köklerini bilmeye ve tanımaya ihtiyaç duyar. Bu, doğal bir durumdur.

Google+ WhatsApp