III. Cehennem’in kapısında

III. Cehennem’in kapısında


Bu da ilk… TV haber kanallarımız, Ukrayna’yı destekleyenler ve desteklemeyenler olarak ayrılmış görünüyor…

 

İzleyiciye de yansıyor; hem Rus hem de özellikle Amerikan propagandasının boca edilmesiyle de desteklenen yayın akışı, ‘etki fırtınasına’ dönüşüyor…

 

Ayrışmanın iç siyasi iklimdeki sıcaklık farklılıklarından da kaynaklandığı ıskalanıyor…

 

Yani, salt haber verme gayreti ile çırpınan, gerçekte ne olduğunu göstermeye didinen sınırlı sayıda gazetecinin dışında, maalesef yayın politikalarını kuranlar, Türk iç siyasetini sürükleyecek dış dinamikleri beslemek istiyorlar…

 

Kimi siyasilerin, Türkiye ile ABD/Batı arasındaki anlaşmazlık başlıklarında geri adım atılması yönündeki açıklamalarını da aynı potaya dökmelisiniz…

 

Washington’un Ukrayna krizi vesilesiyle ‘müttefiklerine yeniden’, ‘ya bizimlesiniz ya karşımızdasınız’ hatırlatmasını, ‘sizinleyiz, siz de bizimle misiniz’e indiren bu yaklaşım medya ayağıyla böyle tokalaşıyor…

 

Mesele şu ki, herkes bunu görüyor mu? Farkındalık, günlük hayat gaileleri içinde çok yorulur. Oysa, dış politika konuşmaları alıcı gözle dinlendiğinde, iç politikadaki tercihlerinizi o kadar kolay rafine eder ki, geceleri gönlünüz rahat uyursunuz…

 

***

 

Ukrayna-Rusya savaşını Doğu-Batı krizi olarak okuyanlardansanız, Batı’nın ‘medeniyet kaplaması’nın çok ince olduğunu hemen görürsünüz. Sorunun nereden çıktığına ilişkin basit gerçekler vardır ortada…

 

Mesela.. Ukrayna’dan gelen mültecilere uyguladıkları açık kapı politikasını nasıl izah ediyorlar?

 

Hakim küresel medya bu mültecilerin, Avrupa kapılarına ‘dayanan’, Müslüman ülkelerden gelenler gibi olmadığını, Hıristiyan olduklarını, sarı saçlı, renkli gözlü olduğunu güçlü vurgularla yazmıyor mu.. Üstelik kamuoylarından tepki de görmüyorlar. Alıcısı var yani…

 

Avrupa gerçeği nedir biliyor musunuz.. Zor zamanlarda, darlandıkları anlarda cilaları çabuk dökülür. Doğaları ortaya çıkar. Bizim malum muhitlerin putlaştırdığı, ‘eğitim, refah ve medeniyetleri’ anında görünmez olur…

 

***

 

Bu vesileyle birkaç ülkenin Ukrayna savaşındaki profillerine göz atalım…

 

Açık kaynaklar, dünya petrol piyasasının ayarlama enstitüsü OPEC+’ın ABD’den gelen, ‘Ruslarla enerji ittifakını bozun’ baskısına yüz çevirdiğini söylüyor. Başı da S. Arabistan çekiyormuş…

 

Riyad’ın düşmanı konumundaki İran ve Suriye zaten Moskova’nın yanında duruyor. BAE’yi de ucundan ekleyebiliriz. ABD’nin BM’de Rusya’yı kınayan kararlarına iki kez çekimser kaldılar…

 

Türkiye ise resmi ağızlardan uluslararası Batı kuruluşlarındaki pozisyonunu koruyacağını açıkça söylüyor ama Kiev ile Moskova’nın arasını yapma duyarlılığı ve üstlendiği sorumluluklar, müzakere masasının kurulması ve düzenlenmesi yolundaki güçlü adımları gerçekten de ABD’nin temennileriyle uyumlu mu?..

 

İsrail bile sizi şaşırtabilir…

 

Açıklamaları Rus adımlarını eleştiriyor ama iş pratiğe geldiğinde, ABD’nin muharebe alanında büyük avantaj sağlayacağını düşündüğü ‘Dome Füze Savunma Sistemi’nin Ukrayna’ya verilmesini engellediler. Birleşmiş Milletler’de de ABD’yi desteklemediler. ABD de memnuniyetsizliğini dile getirdi.

 

Ukrayna, İsrail’in geçmişinde özel yere sahip. Bu yüzden Ruslar, “siz Ukrayna’da neler olduğunun farkında değil misiniz” diye sorduğunda Batı ülkeleri tarafından desteklenen Nazi gruplarını tabii ki gördü…

 

Tel Aviv, Amerika ilişkilerine yine özen gösterecektir ama geçtiğimiz hafta sonu İsrail Başbakanı Bennett’in Rusya Devlet Başkanı’nı arayarak Ukrayna konusunda arabuluculuk teklif etmesi ve Kremlin’nin memnuniyetini duyurması da gözardı edilemez.

 

***

 

Gelelim önemli konuya…

 

Yine Batı medyası, ‘Almanya eskisi kadar müttefik değil’ tahriklerini Berlin’i teşvik için kullanırken, İsrail, Alman istihbaratının Ukrayna’daki neo-nazilerle bağlantısını da biliyor…

 

Berlin, 2013’te Ukrayna Devlet Başkanı Viktor Yanukoviç’i Batı’ya/AB’ye zorlamak için ülkedeki huzursuzluğu destekledi. Alman istihbaratı fiilen sokaklara indi. (Bugün daha fazla öyledir.) Sonra işler tersine döndü. Yanukoviç ülkeden kaçtı. Kiev’de neo-Nazi unsurların önderlik ettiği aşırı milliyetçi güçlerin sürüklediği Rus karşıtı liderlik ortaya çıktı…

 

Burası çok dikkat istiyor; Almanya “yeniden” militarizasyona dönüyor. İşaretleri vardı; 2014’te dönemin Dışişleri Bakanı, şimdiki Cumhurbaşkanı Steinmeier, Alman Federal Meclisi ve Münih Güvenlik Konferansı’nda, “Almanya kendini artık dünya siyaseti hakkında kenardan yorum yapmakla sınırlamayacak. Bunun için çok büyük. Sorumluluğumuzun farkındayız. Dış işler, güvenlik politikaları ve askeri güç artık göz ardı edilemez” dedi…

 

Bu konuşma yapılırken Almanya’nın ilk kadın Savunma Bakanı, AB Komisyonu’nun bugünkü Başkanı Ursula von der Leyen’di!

 

II. Dünya Savaşı sonrası ortaya çıkan gerçeklik, NATO’nun hedefi; “Rusları dışarıda, Amerikalıları içeride, Almanları aşağıda tutmaktı". Artık son madde değişiyor. Ukrayna krizi, Almanya’nın bir süper güç olarak Avrupa güvenliğinin merkezine dönüşüne işaret ediyor…

 

Şansölye Scholz’un Ukrayna kamuflajına sardığı, Almanya’nın savunma harcamalarının tam 100 milyar Euro artırma kararının şimdi ilanı tamı tamına budur! Berlin, Atlantikçidir. İçeride sızlanmalar olduğunda, ‘Bundeswehr’ tarafından bastırılır.

 

Velhasıl, ince-narince işlerdir bunlar. Ekranlarda bangır bangır Ukrayna liderini ‘süperman’e dönüştürmek ile Ukrayna halkının uğradığı zorluklara samimiyetle yardım yolu aramanın aynı şeyler olmadığını ayırt etmek gerekiyor…

 

Sonra bir bakarsınız, ‘rüzgâr gülünden gamalı haçı’ kollarınıza pazubent yapmışlar…

Google+ WhatsApp