‘İdlib’ten sonra sıra Amerika’da!..

‘İdlib’ten sonra sıra Amerika’da!..


BD’nin Suriye konusunda Türkiye lehine yükselen hassasiyetine kimse prim vermiyor. Nedeni açık; güvenilmezler. Sadece Türkiye değil, birçok ülke Amerika ile el sıkışırken kolunu da cüzdanını da sağlama alıyor...

Bu yüzden Suriye Özel Temsilcisi James Jeffrey’in, “şehitlerimiz” ifadesi de, İdlib hakkında üzüntü ve endişe açıklamaları da, Ankara’nın bölgede gösterdiği yüksek insani fedakarlıklara övgüleri de, Amerikan askerlerinin rejim ve İran uzantılarını vurması da Ankara’yı baştan çıkarmaktan çok mide kaldırıcı etki yaratıyor.

Fakat...

Başkan Trump ile Cumhurbaşkanı Erdoğan arasında gerçekleşen telefon görüşmesinin işaretleri, Washington’un bölgede yüzleşmek istemediği kimi korkularının kullanışlı olduğunu göstermiş olabilir mi?

Suriye-İdlib krizinin sıkışık anında gerçekleşen ve Beyaz Saray’dan gelen bu telefon, bir yandan Rusya’nın Şam’a verdiği desteği eleştirirken öte yandan Suriye’deki krize siyasi çözüm bulma arzusunu yansıttı. Ama bunlar işin resmi cümleleri...

Gerçek dertlerini söylemeden zamanlamayı anımsatalım; Türkiye’nin bölgedeki kimi gözlem noktalarının rejim tarafından kuşatıldığı, Rusya’nın, “bunların anlamı kalmadı ne işe yarayacaklar” şeklindeki açık söylemlerinin Ankara ve Moskova masalarında dillendirildiği, Türkiye’nin Şam rejiminin çekilmesi için ‘geri sayım’ başlattığı, Şubat sonunda “güç kullanacağını” söylediği dönemde ve “her yer” olarak tarif edilen mekandayız...

Washington’un sıkıştığı yer; hem bölgede hem de ülkesinde, “asker ve para harcamadan petrolü alıyorum” pazarlamasının tehlikeye girmiş olmasıdır...

ABD, duruma vaziyet edilmezse Suriye’de kendi kapısının çalınacağını görüyor. Savunma Bakanlığı’nın Beyaz Saray’a ikazları da bu yönde. Rusya ve rejim güçleri İdlib’de arzu ettikleri sonuca ulaşırlarsa, sonraki hedefleri ülkenin kuzeydoğusu, yani ABD olacak. Bu açık durum, Amerikan askerlerinin bölgedeki hareketliliğinden de izlenebiliyor.

Oysa Amerika’nın ilgilenmesi gereken başka planlar var. Irak birincisi. Eş değerdeki ikincisi İran. Kuzey Irak ve İsrail bahisleri. Gelgelelim ABD’nin hepsine aynı oranda karşılık verecek gücü sahada bulunmuyor...

Yine de bir şeyler var; Birleşmiş Milletler’in 17 Şubat’ta yaptığı İdlib’te ateşkes çağrısı gibi. BM’nin Suriye’de barış tavsiye eden davetleri yeni değil. Ama şimdi özel olarak, “21. Yüzyılın en büyük insani felaketi” olarak tarif ediliyor ve ‘İdlib’i işaretliyor.

Dün Moskova’da ikinci güne kayan görüşmelerden ne çıkacak göreceğiz. Ama Şam ve kimi Arap müttefikleri de oyunu kendilerine göre oynamaya devam ediyor.. Halep Uluslararası Havaalanı uçuşlara açılıyor. Eğer rejimin açıklamaları doğru ise, bu satırların yazıldığı sıralarda ilk uçuş gerçekleşmiş olacak; Halep-Kahire!..

Sonuç olarak ABD Dışişleri ve Savunma Bakanları, Suriye konusunda bir şeyler yapılacağını söylerken, Beyaz Saray Ulusal Güvenlik Danışmanı hiç bu türden ihtimale kapı aralamıyor, hatta kapatıyor.

Türkiye, ABD’yi bu bağlam içinde nasıl kullanacağından çok kullanıp kullanmayacağına karar vermeli. Görünen o ki, uzak duruluyor. İyidir. Fakat ABD kendisi için bir şeyler yapacak!

GANDİ KEMAL’İN HİNDİSTAN’I...

“Şimdi Hindistan’la bile kavga etmeye başladık”...

Önce “bile”yi anlayalım. ‘Süper güç’ sıralamasında ilk 5’e oynayan bir ülkeden “bile” diye bahsetmek, politik ‘yürüyüşü’ne Gandi olarak başlayan Sayın Kılıçdaroğlu’na yakışmadı.

Yine de hak yemeyelim, küçümseme olmayabilir; “Suriye’de ne işiniz var, Libya’da, Irak’ta, Akdeniz’de ne işiniz var” kabulü üzerine sınır içine hapis bir uluslararası ilişkiler anlayışının, dış politika menzilini iyice aşan bir coğrafya için, “Hindistan’la ne işiniz olur, ne işiniz var Pakistan’da” sızlanması da olabilir.

Ana muhalefet partisi için Hindistan, “ne alakadır”.

Alakayı anlatalım; Hindistan-Türkiye ilişkileri aslında kötü değil. Büyükelçimizin Dışişleri’ne çağrılarak, ‘içişlerimize karışmayın’ notası verilmesi yanıltmasın. Ankara da Yeni Delhi de özünde iyi ilişkiler kurma yollarını arayan ülkeler. Hatta kısa süre önce İslamabad’la aralarını bulmada Türkiye’nin rolünden bile bahsedildi.

Hindistan’ın, İran ve Rusya ile iyi ilişkileri vardır. Birinden kritik miktarda enerji, diğerinden ABD ve Çin’e göre şekillenen siyasi destek, artı, S-400 gibi silahlar alırlar.

İsrail’le de ilişkileri iyidir. Çin’e kıyasla daha az olmakla birlikte S. Arabistan’la da. Ülkenin dış politikada küresel metastaz yapmış sorunlarından biri Pakistan’dır. Pakistan yeniden ABD kuşağındadır ve S. Arabistan’la bağımlılık derecesinde ilişkiye sahiptir. Elbette Türkiye’nin de dostudur. Halkı bizden vazgeçmez biz de onlardan.

Hindistan büyük haritanın da muhatabıdır. İpek Yolu’nun ana arterlerinden biri üstünden geçer. Gwadar ve Chabar limanları ile kuzeye yürüyen yollar, Afganistan dahil bölgenin terör gerçekliklerini ulusal güvenliği ile ilgili görür.

Nihayet, İngiltere etkisi, ülkenin dış politika, savunma anlayışında ve pratiğinde kendini sessizce ama güçlüce gösterir.

Türkiye de, Suriye-Irak-İran-Pakistan-Afganistan-Hindistan, Türki cumhuriyetler ve devamında Çin üzerinden burada saydığımız tüm dengelerin direkt muhatabıdır. Asla tali değildir.

Ana muhalefet partisinin alakasız dediği şikayetin karşılığı budur. Bunları bilmediğinizde, ‘Türkiye’yi istemiyoruz’ diyenlerle aynı cepheye düşersiniz.

Google+ WhatsApp