İçimizin yangını

İçimizin yangını


İçimizin büyüyen ve bitmeyen yangınları süregidiyor. Durulma, azalma, huzur bulma yerine daha da çıkmazlar oluşuyor. İnsanı aşan doğal felâketler elbette var, bunlar kaçınılmaz. Depremleri kim durdurabilir, selleri, yağmurları kim engelleyebilir? Elbette bu tehlikelerden korunma yolları var. Dikkatli yaşama, mülk edinme kendi elindedir insanın. Ne ki, doğallığın ötesinde insan kaynaklı olan felâketlerin ardı arkası kesilmiyor. Yangınlar, insan ve hayvan cinayetleri. Bunlar da insanın kendi eliyle oluşturduklarıdır. Bir insan her hâlinden sorumludur. Çünkü onun yaptıklarını kayda geçen manevilikler omuzlarında yer alıyor. Yazıcı melekler hiçbir anı ve şeyi boşa geçmiyor ve atlamıyorlar. İnsanın her eylemi kayıt altındadır.

 

İnsanın doymazlığı, hırsı, tutkusu, aşırılığı sınır tanımayınca kendini kurtaran, başkalarına dünyayı dar eden zihinler çoğunlukta. Kimse gelecek düşüncesi içinde değil. Kendini, nefsini, çıkarını düşünenlerin dünyasına döndü bu dünya.

 

İnsanımız kendi değerlerinden uzaklaştıkça hiçbir şeyin anlamı kalmıyor. Geleneğimizin önemli kavramlarından biri ‘sadaka-i cariye’dir. Yani insanlık ve âlemdeki canlılar için sürekli ve kalıcı olabilecek olan bir iz bırakmak. Bu, doğanın bir ruhu, canı ve kendisi olan bitki örtüsü canlılar için bir hayat kaynağı. Su, hava, toprak, bitki gibi. Sadaka-i cariye: geçerli olan sadaka. Hayırlı sadaka. Bu sadaka insan tekine özel olabileceği gibi, asıl karşılığı geneldir. İşlenen bir hayrın sürekliliğidir. Bunlardan biri de ağaç yetiştirmektir. Bu ağaç hem meyve, hem de diğer olabilir. Bir Müslüman için bu anlamda sembol olan bir deyim var, sünnet olan bir deyim. Peygamberimizin insanlığa bir öğüdü. “Yarın kıyametin kopacağını bilseniz bile elinizdeki ağacı dikin.” İnsan ölümüyle hayat bitmiyor. Hayat bu dünyada olduğu gibi ötede de devam ediyor. Cennetin en güzel tanımlanan, anlatılagelen özelliği doğasının güzelliğidir. Bir hadis-i şerifte, Peygamberimiz bir rüyasında gördüğü, Cebrail tarafından gezdirildiği en güzel ve özlenen yer cennetin güzelliğidir. Yeşillikleri olan, nehirleri ve duru suları olan yer. Hazreti İbrahim Peygamber’in de cennette günahsız ölen çocuklarla ucu bucağı olmayan bir ağaç gölgesinde olmaları tanımlanıyor.

 

İnsanlığın cennetidir bu güzellikler, hem bu dünyada hem de ötede.

 

İnsanlık savaş hâlinde bile olsa doğaya zarar verdiğinde, cezalandırdığı düşmanları değil kendi geleceğidir de. Dünyayı cehenneme çevirmek, insanlığın zararına. Dünyayı çölleştirmek geleceği tüketmektir.

 

Zalim insan kendisini kurtarıyor sanıyorsa, o kendinin geleceğini de yok ediyor ve tüketiyor.

 

Canlı olan her varlık candır, azizdir.

 

Merhameti kalmamış zalimlerin zulmü hemen her şeyedir. İnsana, kendisine, geleceğe, doğaya ve diğer canlılaradır.

 

İnsan aşk dilini, sevgi ve merhamet dilini yitirince zalimleşir.

 

Yangınlar içimizi yakıyor. Bu, geleceğimizi, insanlığımızı tüketiyor.

 

İdeali ve iddiası olan, insanlığın ortak mülkü doğayı asla tüketmez, zarar vermez. Korur, kalıcı olan ne varsa yapar.

 

Sadaka-i cariye kısmında ağaç insanlık için azizdir. Onu diken, yaşatan, büyüten el azizdir. O el dert görmez. Kuşların, hayvanların barınağı ve besi kaynağıdır.

 

Doğa, ağaçlar ve bitkiler insanlığın oksijenidir. Ruhunu ve canını besler.

 

Doğadaki güzellikler insanın yeryüzü cennetidir.

 

Tutuşturulan her ağaç, yanan her orman zalimlerin cehennem ateşidir. Kasıtlı olan bu eller bu dünyada da ötede de rahat yüzü görmezler. Çünkü onlar katildirler. Çünkü onlar zalimdirler. Çünkü onlar hayvandan da öte yaratıklardırlar.

 

İnsanın geleceğine dokunan, tükenmesine neden olan her elin yaktığı bu ateşler onun şimdi de sonra da cehennemdeki ateşidir. Verdiği zarar sadece kendine değil, canlılara ve geleceğedir.

Google+ WhatsApp