İç siyâset-dış siyâset

İç siyâset-dış siyâset


İç siyâset giderek daha fazla basitlemelere gömülüyor. Dünyâya Türkiye’den bakan, onu Türkiye’den ibâret gören bakışlar bir büzülmüşlüğü anlatıyor. Bu büzülmüşlük içinde doğurulan gündemler, koparılan fırtınalar hem bireysel hem de toplumsal bir körlüğe delâlet ediyor. Biliyorum ki, bu girizgâh beni lise seviyesindeki münâzara masasının bir tarafına oturtmaya yeter. Doğrusu merâmım bu değil. Dünyâ bağlamlarını merkeze koyan bakışlar çok defâ Türkiye dinamiklerini ihmâl etmek suçlamasıyla karşılaşır. Bu karşı çıkışın haklı olduğu noktalar yok değildir. Lâkin hiçbir şekilde bir dünyâ körlüğüne sürüklenmeyi mâzur gösteremez. Abartılardan mümkün mertebe kaçınmak lâzımdır. Türkiye dinamikleri elbette en azından bölgesel düzeyde tesir doğuracak kadar hesâba katılmalıdır. Bilhassa Soğuk Savaş sonrasında yaşanan çözülmeler üzerinden bu durum daha baskın bir şekilde kendisini hissettirmektedir. Meselâ bir Doğu Akdeniz, Karadeniz ve Kafkasya konuşuluyorsa, Türkiye’nin hatırı sayılır bir ağırlığı olduğunu herkes kâbûl edecektir. Bu coğrafyalarda inisyatif alan diğer aktörler, Türkiye’nin dinamiklerini hesâba katmak mecbûriyetindedir. Türkiye iç siyâsetinde ortaya çıkan veyâ çıkması muhtemel değişmeler elbette ki Rusya, İran, Yunanistan başta olmak üzere AB ve ABD’yi de ilgilendirir. Bu sebepten olsa gerekir ki, kendi çıkarları üzerinden Türkiye’nin dinamiklerini belirleyen güçlerden bir veyâ bir kaçına yatırım yapacaklardır. Türkiye’nin iç dinamiklerini belirleyen siyâsal güçler de buna göre vaziyet alacak ve dünyâ ile uyumlu siyâsetler belirleme adına istikâmet tutturacaktır. Hâsılı, iç dinamiklerle dış dinamiklerin şöyle veyâ böyle örtüştüğü siyâsal manzaralarla karşılaşacağız demektir.

 

Mesele yukarıda bahsi geçen örtüşmelerin veyâ çakışmaların üzerinden değerlendirme yapma titizliği gösterip göstermemekle alâkalıdır. Benim birinci derecedeki îtirazım, bağsızlık kokan gündem maddelerine; ikinci derecede ise dış konjonktürel gelişmeleri iç siyâset merkezli değerlendirmelerin mertebesine indirgeyen yaklaşımlaradır. Doğrusu iç dinamiklerle dış dinamiklerin arasında bir mertebe farkı olduğunu öngörmemiz gerekir. İç dinamikler bize en yakın olanlardır. Kolaylıkla, iktidar-muhalefet gibi basit ikiliklere indirgenebilir. Dış dinamikler için bu basitlemeleri yapamıyoruz. Çok bilinmeyenli denklemlerle yüzleşiyoruz. İç dinamiklerin basit ikilemleri ile dış dinamiklerin çok bilinmeyenli denklemlerinin nasıl örtüştürülebileceği esas meseleyi ortaya koymaktadır.

 

Türkiye’nin eksen değiştirmesi zamânında bir hayli tartışılmıştı. Gelişmeler gösterdi ki, bir eksen kayması varsa, bu Türkiye’nin iç dinamikleri temelinde ortaya çıkan irâdî-radikâl bir tercihin neticesi değildir. Türkiye halıyı tekmelemedi, tam aksine halı Türkiye’nin ayaklarının altından çekildi. ABD’nin NATO içinde Türkiye’yi dışlayan kararlı siyâsetleri ve AB’nin kapılarını Türkiye’ye kapatması örtüştü. Türkiye yalnız bırakıldı. Yakın zamanlarda, sırasıyla Obama devrinde Doğu Akdeniz ve Körfez ağır şoklarla alt üst edildi. Trump devrinde İsrâil merkezli bir yapılanmada Türkiye dışarıda bırakılmakla kalmadı, hasımlaştırıldı. Nihâyet Biden’ın karşı geliştirdiği vurdumduymaz siyâsetler İsrâil merkezli bloku türbülansa soktu. Bu boşluklarda neler olacağı denklemin bilinmezliklerini ortaya koyuyor. Rusya’nın bu boşlukta kendisine yer bulduğu ve artık kolay kolay geriye püskürtülemeyeceği çok açık. İran da boşluğun avantajlarını kullandı. ‘Şii Hilâl’ini derinleştirdi. Obama devrinde savrulan Türk hâriciyesi, Trump devrinde Rusya ve İran ile yer yer ortak hareket ederek kendi açılımlarını yaptı. Şu aralar İsrâil’in ABD tarafından yalnız bırakılmasının doğurduğu dramatik bir tırmanış yaşanıyor. İsrâil ABD’ye İran’ı vurma konusundaki kararlılığını vurguladı. İran şimşeklerin odağında. Körfez İsrâil’in dümensuyunda yürüttüğü siyasetlerin bedelini ödüyor. İsrâil onları da cepheye sürmekte kararlı. BAE v.d bu savaşta arada kalacaklarını ve en büyük zararı kendilerinin göreceklerini biliyorlar. BAE panikle Katar ve Türkiye’nin kapısını çalıyor. Fransa açıktan, Almanya çok daha örtük olarak Doğu Akdeniz ve Ortadoğu’da inisyatif almak derdinde. Brexit sonrasında İngiltere-Fransa rekâbeti tırmanıyor. İngiltere, Fransa-Yunanistan ittifâkına karşı Türkiye’yi kollayan bir yaklaşım sergiliyor. İngiltere’nin Atina Büyükelçisi’nin yaptığı son değerlendirmeler bunun açık bir göstergesi. Daha evvel yazmış olduğum üzere Körfez’i katı İsrâil teslimiyeti çizgisinden uzaklaştırmak istiyor. Türkiye ile Körfez’i uyumlulaştırmak, zor ama mümkünse Suudîleri de bu sete katmak istiyor.

 

Bütün bunlar olup biterken Türkiye’deki iç siyâsetin dinamikleri de ilginç bir şekillenme gösteriyor. Bana kalırsa, İngiltere-Fransa gerilimi yansıyor. Bunu daha geniş bir bağlamda İngiltere-AB gerilimi olarak da değerlendirmek mümkündür. Çapı biraz daha büyütürsek, ABD ile İngiltere arasında da farklılıklar dikkât çekiyor. ABD’nin tesirleri dolaylılaşıp azalırken, İngiltere’ninkiler daha doğrudanlaşıp artıyor. Bu da Kıt’a Avrupası ile Ada Avrupası arasındaki gerilimleri ve hesaplaşmaları Türk iç siyâsetine taşıyor. 2023 seçimleri biraz da bu şekilde değerlendirilmeli….

Google+ WhatsApp