Hukuk mu zorbalık mı?

Hukuk mu zorbalık mı?


Hukuk, hak kelimesinin çoğuludur. Yani “haklar” anlamına gelir. Dolayısıyla “hukuk” nizamı toplumun ve fertlerin haklarının güvence altına alınmasını amaçlar. 

 

Hukukun veya yasaların uygulanmasına genellikle “adalet”, yasaları uygulayan kurumlara da “adliye” deniyor. Arapçadaki köküne bakıldığında “adalet” kavramının “eşitlik” anlamına geldiği görülür. Eşitliği sağlayana “âdil”, bir şeyin dengine, aynen benzer olanına “adîl” denir. Bu kavramın kullanılmasındaki maksat da toplumun bütün bireylerine yasaların aynı şekilde uygulanması, kimseye ayrıcalık tanınmaması, cezalandırmada da hakları kullandırmada da herkesin eşit tutulmasıdır. Eğer bu yapılmıyorsa uygulama adalet değil zulümdür. İsim olarak adaletin kullanılması, yasaları uygulayan kurumlara adliye denmesi bir şeyi değiştirmez.

 

Bu iki kavramı incelediğimizde hukukun yasal çerçeveyle, kanunların şekillendirilmesiyle adaletin ise onların uygulanmasıyla ilgili olduğu görülür.

 

Hukukun icrası için yerine göre güç kullanılır. Zaten güç kullanılmadan bir cezanın infaz edilmesi pek mümkün değildir. Ama güç kullanımının da hukukunun, geçerli sebebinin ve ölçüsünün olması gerekir. Eğer bir şeyin haksız yere ve zorla dayatılması veya bir kimseye işlediği suçun dengi olanın üstünde ceza verilmesi amacıyla güç kullanılıyorsa bunun adı hukuk değil zorbalıktır. 

 

Tunus Cumhurbaşkanı kendisinin hukukçu olmasını öne çıkararak, insanların gözlerine perde çekmek amacıyla kendisinin anayasaya bağlı kalacağı vaadinde bulunuyor. Ama uygulamaları bu konudaki taahhütlerini desteklemediği gibi sürecin şimdiye kadarki kısmında zaten anayasayı çiğnemiş, hukuk ilkelerini ihlal etmiştir. Bir hukukçu sıfatıyla hukuku değil zorbalığı tercih etmiştir. 

 

Anayasaya göre, olağanüstü hal uygulaması konusunda kendisiyle istişarede bulunması zorunlu olan Başbakan Hişam El-Meşişi’nin, 25 Temmuz Pazar günü Kartaca Sarayı’na yani cumhurbaşkanlığı sarayına çağrıldığı ve istifaya zorlandığı, kabul etmemesi üzerine de darp edildiği haberlerde dile getirildi. Bu bilgi doğruysa, böyle bir yöntem tam anlamıyla bir eşkıyalık tarzı, mafya çetelerinin yöntemidir. Şimdilik bu bilgi Middle East Eye adlı haber ajansının yayınladığı haberlere dayandığından yeterince teyit edilmiş olmasa da, Meclis Başkanı Raşid El-Gannuşi’nin Meclis binasına girmesinin kolluk kuvvetleri tarafından engellenmesi ve kendisine karşı zor kullanılması olayına bütün herkes şahit oldu. Oysa cumhurbaşkanının olağanüstü uygulamalara başvurma kararı vermek için Meclis Başkanı’nı da çağırması ve kendisiyle istişare etmesi gerekiyordu. Ama cumhurbaşkanı bu konuda da hukuka riayet etmemiş; tam anlamıyla zorbalık, kabadayılık yöntemini kullanmıştır. 

 

Darbeciler olayların doğru bir şekilde kamuoyuna yansıtılmasını engellemek amacıyla da zorbalığa başvurmuşlardır. Örneğin, darbe kararlarının açıklanmasının ertesi günü, merkezi Katar’da bulunan ve Arap dünyasının en etkili medya kuruluşlarından olan El-Cezire’nin Tunus’taki ofisi boşaltılmış, elemanların içeri girmeleri polis gücüyle engellenmiştir. Darbeciler basına yönelik şiddet uygulamalarını sadece El-Cezire’ye münhasır kılmamış, daha başka basın mensuplarına yönelik olarak da şiddete başvurmuşlardır. Oysa görevleri sadece olan bitenleri kamuoyuna yansıtmak olan basın mensuplarına karşı şiddete başvurulması temelden hukuka aykırıdır. Basın mensuplarının gerçekleri çarpıtmaları durumunda yargılanmaları ve cezalandırılmaları mümkündür ama sırf çalışmalarının engellenmesi amacıyla kendilerine karşı şiddete başvurulması tam anlamıyla zorbalıktır. Tunus’taki darbecilerin basına karşı zorbalığa başvurma ihtiyacı duymalarının sebebi ise gerçeklerin kamuoyuna yansıtılmasından rahatsız olmalarından başka bir şey değildir. 

 

Tunus’taki sivil toplum kuruluşları ve hukukçular da Cumhurbaşkanı Kays Said’in anayasanın verdiği yetkiler çerçevesinde hareket etmediğini, bilakis anayasaya karşı da darbe yaptığını ve hukuk ilkelerini tamamen ayaklar altına aldığını dile getirmişlerdir. 

Google+ WhatsApp