Hukuk Devleti’nin Şeffaf ve Tutarlı Olma Mecburiyeti

Hukuk Devleti’nin Şeffaf ve Tutarlı Olma Mecburiyeti


İnsan Hakları Eylem Planı’nın eksiğini gediğini gidermek ve daha ileriye taşımak noktasında Adalet Bakanı Abdülhamit Gül’ün bütün bir kamuoyunu harekete geçmeye davet ettiğini sizler de işitmişsinizdir. Adalet Bakanı Gül, insan hakları ve hukukuna ilişkin adımları partiler üstü kılmak ve siyasi polemiklerden tümden arındırmak üzere açık bir çağrı yapıyor. Bu çağrıda iktidarıyla muhalefetiyle Meclis’te birlikte karar vererek gönül rahatlığıyla gelecek nesillere bırakılacak bir İnsan Hakları Eylem Planı’nın nasıl daha ileri kılınabileceğine dair ciddi bir endişe, güçlü bir arayış seziliyor. Bu endişe ve arayıştan kim memnun olmaz ki?

 

Muhalefet partilerinin nasıl cevap vereceğini, mezkur planı olgunlaştırma ve ileriye taşıma teklifine hangi yönde bir katkı sağlayacaklarını birlikte göreceğiz. Ancak muhalefet partilerinin söylem ve tutumlarının nasıl şekilleneceğini beklemeden önce geniş kamuoyu nezdinde bazı eleştiri, itiraz ve beklentilerin hangi istikamette seyrettiğini anlamaya çalışmakta faydalar olur. Koronavirüs sebebiyle ilan edilen ve uygulanan tedbirlere ilişkin yaşanan derin çelişkiler kamu vicdanını derinden sarsacak nitelikte mesela. “Tekil örnek, çürük elma, uygulamada yaşanan kısmi zaaf” diyerek geçiştirilemeyecek kadar rahatsız edici görüntüler elden ele, dilden dile dolaşıyor ve devlete olan güveni fena halde ve hızla yıpratıyor. 

 

Devletin Çelişkisi Yıkıcı Olur

 

Devlet adına sarf edilen büyük sözleri sergilenen küçük çelişkiler yerle yeksan ediyor, siyasetçi ve bürokratlar tarafından milletin ve ülkenin bekası namına irad edilen hikmetli nutukları ardı ardına zuhur eden trajikomik görüntüler bir çırpıda itibarsızlaştırıyor. Bir taraftan sokaklarda kâğıt toplayarak geçinen insanlara bile ihlal ettiği tedbirler dolayısıyla kameralar önünde kaldıramayacağı kadar ağır cezalar kesilirken diğer taraftan Giresunspor ve Adana Demirspor taraftarlarının coşkuyla doldurduğu stadyumlara karşı devletin engin hoşgörü ve desteği ulaşıyorsa devlete-hükümete kim nasıl inanır ve neden güvenir ki? Rusya veya Ukrayna’dan gelen turistlerin yüzüp eğlendiği sahillerde TC vatandaşlarını denizden çıkarıp yine kameralar eşliğinde yasak ve ceza uygulamanın hukuki açıdan da tıbbi açıdan da traji-komik bir manzara çıkardığı aşikâr değil mi? Aynı çelişik ve can sıkıcı manzarayı cenaze namazlarında ve parti kongrelerinde pekâlâ görebiliyoruz. Tedbir kararlarının cenaze sahibine veya hangi ittifakın partisi olduğuna göre gevşek veya sıkı tutulduğuna ilişkin neredeyse güçlü bir teamül oluşmuş. RTÜK üzerinden şifahi olarak iletilen resim seçimi hususunda hassas olunması çağrısı sosyal medyayı bağlamadığı için toplumun yaşadığı gerilim ve öfkeyi düşürebilmek ne mümkün!

 

İnsan Hakları Eylem Planı’nı olgunlaştırma çağrılarının bizzat Adalet Bakanı tarafından yinelendiği bir vasatta, 27 Nisan tarihinde Emniyet Genel Müdürlüğü tarafından yayınlanan bir genelge hukuk devletinin şeffaf ve denetlenebilir olma ilkesini kopkoyu bir gölgede bırakmaya matuf tehlikeli bir adım gibi belirdi. Emniyet Genel Müdürü Mehmet Aktaş imzasıyla deklare edilen genelgeye göre “Emniyet personeli görevini ifa ederken ses ve görüntü alınmasına izin verilmemesi, eylemin veya durumun niteliğine göre kayıt yapan kişilerin engellenmeleri, kanuni şartlar oluştuğunda adli işlem yapılması” hususunda bütün personele talimat veriliyor. Genelgenin gerekçesi ise sadece yasalara değil Anayasa’ya bile aykırı bir biçimde “özel hayatın gizliliği, personelin kişilik hakları ve güvenliği” gösteriliyor maalesef.

 

Şeffaf ve Denetlenebilir Olmanın Fazileti

 

Türk Ceza Kanunu’nda “hakkını kullanan kimseye ceza verilemeyeceği” (TCK 26/1) açıkça ilan edilmişken ses veya görüntü kaydı almanın, sesli veya görüntü haber vermenin anayasal bir hak olduğu kayıt altına alınmışken Emniyet Müdürlüğü Kararnamesi ile bunları engellemeye girişmek İnsan Hakları Eylem Planı gibi, “yeni ve sivil anayasa” gibi esaslı iddia ve vaadleri Hükümetin bizzat kendi elleriyle boğmaya kalkışması değil midir? “Aleni gerçekleşen adli olaylarla ilgili ses ve görüntü alma ve haber yapmanın” da Anayasa’nın 26. Maddesinde kayıt altına alındığına atıf yapan Prof. Dr. Adem Sözüer “herkesin düşünce ve kanaatini; söz, yazı, resim veya başka yollarla açıklama ve yayma hakkı”na vurgu yaptıktan sonra şu ilkenin altını çiziyor: “Bu hürriyet resmi makamların müdahalesi olmadan haber veya fikir almak veya vermek serbestisini de kapsar.”

 

Anlaşıldığı kadarıyla Anayasa ve TCK’ya aykırı bir Emniyet Genelgesi’yle karşı karşıyayız. Ancak daha önemlisi kamu vicdanını tedirgin eden, keyfiliğin önünü açan ve fakat şeffaflık ilkesini paspas eden bir girişim dikilmiş karşımıza. Anayasal hakkını kullanamayan bir toplum, Anayasa ve yasaların kendisine vermediği yasaları kullanmaya davet edilen bir emniyet teşkilatı çelişki ve garabetini Türkiye taşıyabilir mi? Emniyet’in olaylara müdahalesinde kanun dışı bir şey olmaması, olamayacağına göre neden görüntü kaydından rahatsız olunuyor? Bilakis bütün emniyet teşkilat mensuplarının üzerinde bireysel kameralar ve etrafta gerek vatandaşın gerekse gazetecilerin fotoğraf ve video çekimleri olmalı ki devletin her halükarda şeffaf ve her türlü denetime açık olduğu ısrarla teyid edilsin.

 

Emniyet’in kanuna uygun veya kanunsuz/orantısız müdahalesini de eylemcilerin kanuna uygun veya kanundışı etkinliklerini de kayıt altına almanın ülke ve topluma zararı değil faydası olur. Bu tür oldu-bitti genelgelerle ülke ve toplumu tedirgin etmek, ileriye yönelik hedefler gösterirken mazinin karanlık ve şaibeli pratiklerini hatırlatacak işlere girişmek derin bir basiret ve feraset sorunu yaşandığını işaretler. Toplum siyasete, bürokrasiye, emniyete, yargıya güven duysun isteniyorsa bunun yolu şeffaflık ve tutarlılıktan geçer. Siyasetçiyi, bürokratı, polisi, yargı mensubunu topluma karşı korumaya, hukukun denetiminden sıyırmaya yönelik resmi veya gayrı-resmi girişimlerin bedeli ülke ve toplum için çok ağır olur. Hukuk devleti, sivil anayasa, insan hakları eylem planı, ileri demokrasi, refah toplumu gibi söylemleri böylesi “kör gözüm parmağına” tarzı nobranlıklarla bozuk para gibi harcamanın hiç alemi yok.

Google+ WhatsApp