Hinduların İslam korkusu

Hinduların İslam korkusu


Hindistan aslında tarihte Müslümanların oldukça güçlü ve etkili olduğu topraklardı. Ancak İngiliz emperyalizminin bu bölgede Müslümanları dışlayıcı politikaları, sonrasında da İslam âleminin bölünmesi, Hint Yarımadası’ndaki Müslümanların önemli bir kısmının bağımsızlık elde ederek ana bünyeden ayrılması bir kısmının da bu topraklarda yönetimi ele geçirenlerin dışlayıcı politikalarından kaçarak başka yerlere göç etmeleri sebebiyle Müslümanlar zayıf düştü. 

 

Buna rağmen bugün hâlâ Hindistan sınırları içinde resmi rakamlara göre Müslümanların sayısı 200 milyondan fazladır. Yani dünyada Müslümanların en kalabalık azınlık olduğu ülkedir Hindistan. Gerçek sayılarının ise bundan fazla olduğu biliniyor. Çünkü yıllardan beri bu ülkede yaşayan ama ülke nüfusuna geçirilmeyen milyonlarca Müslüman var. 

 

Son çıkarılan vatandaşlık yasasına göre Pakistan, Afganistan ve Bangladeş’te daha önce yaşayan ve Hindistan’a göç eden muhacirlerden Hindu, Budist, Sih, Jainist, Hıristiyan ve Parsi olanlara vatandaşlık verilmesine imkan tanınırken Müslüman olanlara bu imkan tanınmıyor. Yani komşu ülkelerden Hindistan’a göç edenlerden Müslümanların dışında kalan dini azınlıklara Hindistan vatandaşlığına geçme imkânı tanınırken Müslümanlara karşı ayrımcılık uygulanıyor. Bunlar son birkaç yıl içinde göç etmiş olanlar değil. Belki yüz yıldan fazla süredir bu ülkede yaşayan ailelerin mensupları bile var.

 

Buna izah getirilirken de Müslümanlar dışındaki söz konusu dini unsurların ülkelerinde azınlık durumunda oldukları dolayısıyla haksızlığa maruz kaldıkları Müslümanların ise bu durumda olmadıkları iddia ediliyor. Gerçekte ise bu uygulama Hindistan’ın uzun süreden beri Müslümanlara yönelik ayrımcı politikasının bir yansımasıdır.

 

Ayrıca son dönemde Hindulardan İslam’a geçenlerin sayılarının belirgin bir şekilde artması, radikal Hindu kesimleri ciddi şekilde rahatsız etmeye başladı. 

 

Aslında Hinduların, İslam’la tanıştıktan sonra onu benimsemeleri ve ona yönelmeleri gayet normaldir. Çünkü Hinduizm her şeyden önce tamamen mitolojik kültüre sahiptir. Dolayısıyla bu dinin mensupları dini değerlerini daha çok kültürel bir miras olarak sahipleniyor ve yaşatıyorlar. Bir doğrulamadan geçirilmesine gerek görülmez. Çünkü bir doğrulamaya tabi tutulması durumunda bu kültürün akıl süzgecinden geçirilmesinin çok zor olacağı ortadadır. Tıpkı Japonların Şintoizm kültürü gibi. Atalardan gelen bir miras, gelenek, rivayet ve mit olarak bunları muhafaza etmeniz ve sürdürmeniz mümkündür. Ama birisi bu kültürü doğrulama ihtiyacı duyduğu zaman kendisine ister istemez başka kapılar arama ihtiyacı duyacaktır. 

 

İkinci olarak Hinduizmde kast sistemi önemli bir yer tutmaktadır ve insanlar doğuştan mensup olduklara kasta nispet edilirler. Sonra çalışarak, ilim tahsil etme yoluyla, evlenerek veya bir başka yolla bir üst kasta geçmeleri mümkün değildir. Dini değerleri muhafaza etmeye çalışan kesimler kast kültürüne büyük önem verir. Bu yüzden üst kastların mensupları bazı alt kastların mensuplarına dokunmaktan bile çekinirler. Bu sistemde ezilen kesimler İslam’la, onurlarına ve bir insan olarak sahip olmaları gereken konuma kavuştuklarını görüyorlar. 

 

Bu gibi sebeplerden dolayı son dönemde İslam’ı benimseyenlerin sayısında belirgin bir artış olması, katı Hinduizm bağlısı kesimlerin ciddi tepkiler göstermesine yol açtı ve İslam’a geçişlerin önlenmesi için yasal düzenlemeler yapılmasını talep etmeye başladılar. İslam’a geçenlerin, caydırıcı bir şekilde cezalandırılmasını gerektiren yasalar çıkarılmasını istiyorlar. Bu tür taleplerle gösteriler ve İslam’a geçişlerin önlenmesini isteyen eylemler düzenlediler. 

 

Bir yandan hakim sistemin yasalarla bu geçişin önüne geçmesini isterken bir yandan da toplumsal baskı oluşturmak için Müslüman olanlara şiddet uyguladıkları görülüyor. Müslüman olan bazı kişilere çok korkunç bir şekilde işkence edilmesi ve bazılarının çok vahşi yöntemlerle öldürülmesi olaylarıyla ilgili haberler ve videolar muhtelif medya organlarında yayınlandı.

Google+ WhatsApp