Hilafet Allah’ın vaadi, Peygamberin müjdesidir

Hilafet Allah’ın vaadi, Peygamberin müjdesidir


Hilafet, Allah’ın salih amel sahibi mü’minlere vaad ettiği bir nimettir. Allah’ın arzında hilafet nimetine kavuşmak, iman ve salih amelden sonradır. Allah’a iman etmek, Allah’ın vaadine inanmayı gerektirir. Allahû Teâla salih kullarına yeryüzünün varisliğini vaad ediyor:

 

“Allah sizden iman eden ve salih amellerde bulunanlara vaad etmiştir ki, elbette onları yeryüzünde halife kılacaktır. Nasıl ki, onlardan evvelkileri halife kılmıştır ve elbette onlara kendileri için razı olduğu dinlerini temkin edecektir. Ve muhakkak ki, onları korkularından sonra bir eminliğe çevirecektir. Bana ibadet ederler, Bana bir şeyi şerik koşmazlar ve bundan sonra kim kâfir olursa artık fâsıklar olan, onların kendileridir.” (Nur Sûresi/ 55)

 

Âyette Allahû Teâla tarafından yeryüzünde Müslümanlara hilafet nimeti vaat edilirken iki şeyin varlığı şart koşulmaktadır. Birincisi imandır, ikincisi ise salih ameldir.İman ve amel-i salih, Allah’ın varlık düzenini kabul edenler ve uygun hareket ve davranışlarda bulunanlar yerküresi üzerinde söz sahibi olurlar. Âyet-i kerime’de hilafetin gelişiyle birlikte korku gidiyor, emniyet geliyor. Kula kulluk son buluyor, Allah’a kulluk başlıyor. Çünkü hilafet; zürriyettir, hürriyettir, emniyet ve adalettir. Hilafetin yokluğunda insanlık için zürriyet, hürriyet, emniyet ve adalet tehdit altındadır. Hilafete duyulan özlem; zürriyete, hürriyete, emniyet ve adalete duyulan özlemdir. Halifesiz kalmış Müslümanların esaretlerinden şüphe edilmez!

 

 

Müslümanlar için hilafet-i şer’iyye’den ve hilafet-i şer’iyye’nin yeniden avdet edip insanların saadetin sebep olacağından şüphe etmek, Hz. Peygamber (sav)’in peygamberliğinden şüphe etmek gibidir. Hz. Huzeyfe (ra) rivayet ediyor Rasûlüllah (sav) buyurdu:

 

“Nübüvvet içinizde, Allah’ın dilediği kadar devam eder; sonra dilediği zaman onu ortadan kaldırır. Sonra, nübüvvet sisteminde bir hilafet olacaktır. Bu da Allah’ın dilediği kadar devam eder; ardından Allah onu da -dilediği zaman- ortadan kaldırır. Sonra ısırıcı bir saltanat olur. O da Allah’ın dilediği kadar devam eder, sonra Allah dilediğinde onu ortadan kaldırır. Daha sonra ceberut bir saltanat/bir krallık/zalim yönetimler başa gelir; o da Allah’ın dilediği kadar devam eder, ardından Allah dilediği zaman onu ortadan kaldırır. Sonra, nübüvvet sisteminde bir hilafet olur.” buyurdu ve sonra sustu. (bk. Ahmed b. Hanbel, el- Müsned,  4/273)

 

Hafız el-Heysemi; “hadisi, Ahmed b. Hanbel, Bezzar -daha tam-, Taberanî -bir kısmını- rivayet etmiştir; Ravileri sikadır.” diyerek hadisin sıhhatine hükmetmiştir. (bk. Mecmau’z-Zevaid, 5/226) Beyhakî de aynı hadise yer vermiş ve herhangi olumsuz bir beyanda bulunmamıştır. (bk. Beyhakî, Delailu’n-nübüvve, 7/413)

 

- Bu hadis-i şerifte İslam ümmetinin geçireceği safhaları haber verilmiş ve tarih tarafından tasdik edilmiştir. Bu açıdan bu hadis ihbar-ı gaybî nevinden bir mucizedir.

 

- Bu hadisin anlattığı safhaları şöyle sıralayabiliriz:

 

1. Peygamberlik dönemi; 23 yıl sürmüştür. 

 

2. Raşit halifeler devri; 30 yıl sürmüştür.

 

3. Saltanat devri; Hz. Muaviye (veya oğlu Yezid) ile başlayan ve Osmanlı devletinin sonuna kadar devam eden süreç.

 

4. Ceberût devri; Osmanlı devletinin yıkılmasından sonra bütün İslam âleminde küçük- büyük devletlerde hüküm sürmüş ve sürmekte olan şiddetli zulüm, istibdat ve ceberut dönemine işarettir. Bu devir -tüm İslâm âleminde- artık sekerâta başlamış, her halükârda yakında ölecektir.

 

5. Asr-ı saadete benzer bir dönem; insanların yeniden dine döndüğü, dinsizliğin çöktüğü, ahlaksızlığın iflas ettiği, dindarlık, dürüstlük, ilim ve sırat-ı müstakim yolunun açıldığı bir devir olarak gerçekleşeceğine ümidimiz tamdır. Bu hadisin haber verdiği dört safhanın doğruluğu, beşinci safhanın da doğruluğunun garanti belgesidir. Dolayısıyla hilafet, Peygamber müjdesidir. Yani gelecek devir, Hilafet-i Raşide devridir. Allah vaad etmiş, Peygamberi de müjdelemiştir; bundan hiç şüphe edilir.

 

Yeryüzünün varisleri; eşkıya değil, evliyadır. Allah’ın salih kulları yeryüzüne varis olacaklardır. Bu durum, nassı Kur’ân ile sabittir: “Şüphesiz ki, yeryüzü Allah’ındır. Kullarından dilediğini ona varis kılar”(A’raf Sûresi/ 128) 

 

“Andolsun, Zikir’den (Tevrat’tan) sonra Zebûr’da da ‘Yere muhakkak benim salih kullarım varis olacaktır’ diye yazmıştık.”  (Enbiya Sûresi/105)

 

Bu ayetler ışığında düşündüğümüz zaman bir tarafta yeryüzü yönetimi, diğer tarafta ise bir avuç toprağını koruyamayan devletler. İnsanlık özlemle hilafeti bekler; Ya salihler, ya da hainler. Hilafet, Müslümanlar için Kâbe gibi bir müşterek-i aslidir; Allah unutturmadı, bozulmadı dokusu. Nasıl ki yıkmak istemişti Ebrehe’nin ordusu, Ebabil kuşları oldu onların korkusu. Kuşlar filleri yener. Hilafetin yokluğunda da Allah mü’minleri dener!

Google+ WhatsApp