Her yerde olmak bir yerde olmamaktır

Her yerde olmak bir yerde olmamaktır


İnsanın bağlı bulunduğu kökleri var. İnanç ve düşüncesinin oluştuğu, bağlı bulunduğu, kendisini tanımlandığı ve tanıdığı yeri. Adının aldığı sıfat ve öz. Bir insan kendisini nasıl tanır ve bilir, nereye ait olduğu, hangi düşüncede şekillendiği zamanla oluşur.

 

Bir insan kendi köklerinden koptuğu ve ayrıldığında savrulmaya başlar. Vardığı her yerde kendini arar. Aradığı o yerler hiçbir zaman kendisine ait değildir. Oralar başkalarını temsil eder, başka ruhlardan beslenir.

 

İnsanın inanç ve düşünce kökleri öze bağlı olduğu sürece gidiş ve gelişlerde ancak kendi yerinde kendisi olabilir. Orada soluklanır ve rahat eder. Her gittiği yer kendisinin olmadığı gibi bulaşıcı kimi nedenler ve şeyler olabilir. O şeyler besleyici olmaktan çok bulandırıcıdır. Kendisini sisler arasında bulur. Bunlar kendi yönünü belirlemede engeldir. Şeytanların karıştırıcılığı, yanıltıcılığı, şaşırtıcılığı ve alımlayıcılığı renksizlik içindeki belirsizliklerdir.

 

Her çeşmenin suyu farklı tatlar taşır. Bulunduğu yerin taştığında saflığını yitirmiş de olabilir. Bir düşüncenin özü ve yeri, merkezi neresidir, nereden ve nasıl beslenilir ona bakılmalı. İçinde bulunulan zaman zihni karışıklıkların en yoğun olduğu zamanlardır. Bir Müslüman için en belirleyici olana, ona ruh veren ve asıl yönünü gösteren Kur’an’dır.

 

İnsanın daldığı kuyulardaki karanlıklardan nasiplenmesi söz konusu olamaz. Ancak bir bulanıklık şeyler kendisine bulaşır. Öz olan şeyler elbette bunlar örtülemez; ama insanın kendisini yitirmesine neden olur. Karanlıklar belirsizliklerdir. Gün ışığı hemen her şeyi ayan beyan eder. O belirsizlikler ortadan kalkar. İnsan o zaman önünü görmeye başlar. Karanlık veya kendine ait olmayan şeylere bulandığında ruh dünyası bulanıklaşır.

 

Gençliğin arayışı daha çok yanılsatan ve albenili olanların görünürde etkili olması. Fakat bu görünenler gerçek yüzleri değildir. Yabancı düşünceler ve yaşama tarzı insanı belki de etkiler, çeker içine alır. Fakat bu hiçbir zaman kendisine ait olmayan bir âlemdir.

 

Hayatın zorlukları, güç koşulları ve karışık ortamları olur. Hiçbir zaman düz ve açık bir alan yoktur hayatta. Gece olunca dış dünya kapanır, iç dünyamıza yöneliriz. Gündüz göremediğimiz ve düşünemediğimiz kimi şeyleri gece görürüz. İç derinlik ve düşünüş insanı kendine erdirir.

 

İnsanlara öncü olan büyük düşünürler, eserleri sağlıklı bir düzlem oluşturur, yol ve ufuk açar. Geleceğe yönelir. Gelecek neresidir bilinmese bile doğru bir yol ve yön üzere olduğu bilinir, hissedilir veya sezilir. İnsanın iç duyarlıkları sahih olunca yanılma payı azalır. Onu böyle yapan sağlam inanış ve düşünüşüdür. Düşünüşüne art düşünceler katmadığı sürece kendiliğinden de yol bulur.

 

Kim kiminle arkadaştır, yoldaştır, koldaştır o kendisini de yönlendirir. Hak yol üzere olanlarla olan arkadaşlıklar güven verir.

 

Dünya hırs ve tamahı insanı azdırır, doyum nedir bilinmez. Kanaat ve inanç o dünyada karşılık bulmaz. Bir uçuruma olan bir yolculuktur bu.

 

Gençlikte, giderek bir yere tutunamama, bir yerde olmama, her yerde olma gibi bir tutkudan kaynaklanan bir karmaşa var. Her yere girip çıkmak, gezinmek, ne olup bittiğini anlamaktan çok öylesine bir kapılışa yol açar. Herkes, her yer bir yer değildir. Herkesin bulunduğu yerin ruhu çok farklıdır. Başka pınarlardır o pınarlar hakikati temsil etmezler. Kendilerine göre bir dünya kuranlar bu dünya hakikat dünyasının uzağında ise o zaten yanılmaya nedendir.

 

Ortalıkta çok şey bilip hiçbir şey bilmeyenlerin varlığı asıl karmaşayı oluşturur. Bildiklerinden çok konuşma hastalığına tutulanlar ancak bir zaman israfıdır. Dahası bir karmaşanın, karışıklığın sözcüleridirler. Bunu zaten şeytanlar temsil ederler. Onların işidir bu. Günümüz ortamında çok şey bildiğini düşünenlerin hemen hepsinde yüzeysellikler var. derinlik, incelik ve kendini bilirlik asla söz konusu olamaz. Çünkü onlar her şeydirler ama hiçbir şeydirler.

Google+ WhatsApp