Hayatını davaya adamıştı

Hayatını davaya adamıştı


İslam medeniyetinde devlet başkanları ve herhangi bir topluluğa liderlik yapan kişi reis olarak adlandırılır. Reis aynı zamanda halkların otorite gereksinimlerini karşılayan kişiler için kullandıkları bir isim, bir unvandır. Geçmiş dönemlerde belediye başkanları ve valiler için de kullanılan reis kavramı, halkın yöneticilere uygun gördüğü ve benimsediği bir ifade olarak hala kabul görüyor.

 

Toplumumuzda belli bir amaç için toplanan grup liderlerine reis deniliyor ve reis bağlı bulunduğu grubu yöneten ve yönlendiren kişi olarak algılanıyor. Karadeniz Bölgesi’nde balıkçılık ile uğraşan tekne kaptanlarına reis deniyor ve reis teknenin bütün sorumluluğunu üstlenen kişi olarak kabul ediliyor.

 

Büyük Selçuklular döneminde reisler merkezi hükümet tarafından tayin edilirdi, Nizamülmülk Ebu Ali Nasah el Meni’yi Nişabur’a reis olarak tayin etmişti. Selçuklu sultanları 12 yy kadar büyük şehirlere reis tayin etmeye devam ettiler ve tayin edilen reisler bulundukları beldelerin yönetimini başarı ile sürdürdüler.

 

Reisler genellikle varlıklı kişilerden seçilirdi, mesela Hemedan Reisi Seyyid Ebu Haşim ile Nesa reisi İmadüddin Hamza dönemin en zenginlerindendi. Reisler halkın güvenliğini sağlar, külliyeler, yolcuların kalabileceği hanlar, yollar yaptırırlar ve otoriteyi sağlarlardı.

 

Toplumun bilinçaltında bir otorite ihtiyacı ve bu ihtiyacı giderecek bir reis gereksinimi hâlâ var. O nedenle insanlarımız kendilerine abilik yapacak, gerektiğinde kızabilecek ve eski deyimle tatlı sert bir mizaca sahip olacak lider ya da yöneticilere hemen yakınlık hissediyor ve reis unvanı veriyorlar. İnsanların belleğinde yer alan reis, babacan tavırlar sergileyen, yeri geldiğinde sert çıkışlar yapabilen ve bireyler üzerinde otorite kurabilen bir kişidir ki, bu kişiler aynı zamanda çocuklarına sevgilerini aktaramayan ve varlıklarını hissettiremeyen öz babaların boşluğunu da dolduruyorlar. Nitekim Türk siyasi tarihine baktığımızda toplumun kendilerine yakın hissettikleri siyasilere kimi zaman baba, kimi zaman ağabey, kimi zaman reis dediklerine rastlıyoruz.

 

İnsanlar reis unvanı verdikleri kişilere itibar ederlerdi, zira reis adaleti önceleyen ve babacan bir yaklaşımla halkı kucaklayan kişilerdi. Ancak bu kişilerin büyük çoğunluğu kamu otoritesine bürünerek kendilerini kral ya da padişah gibi algılamaya ve halka tepeden bakmaya başladılar ve halk nazarındaki itibarlarını kaybettiler.

 

Tarihin akışına bakıyor ve kitleler üzerinde etki bırakmış liderleri, reisleri, yöneticileri, kanaat önderlerini düşünüyorum ve toplumun otorite ihtiyacının ağırlıklı olarak baba figüründe kendini gösterdiğini görüyorum. Türk siyasetinde önemli bir yere sahip olan rahmetli Erbakan Hoca’mın zihinlerde bıraktığı intiba ise daha ziyada hoca talebe ya da İslam kardeşliği boyutundaydı. Rahmetli Hoca’m, İslam coğrafyasında bilinen ve itibar edilen bir şahsiyet, siyaseti ahlaki değerlerle buluşturan bir mücahit, bir dava insanıydı ki biz ona muallimliği daha çok yakıştırdık. Hoca’mın sözü bütün dünyada itibar görürdü, toplumun her kesiminde pozitif bir izlenimi ve kucaklayıcı bir tavrı vardı. Ancak kendisini hiçbir zaman reis olarak görmedi, muhatapları ile ilişkilerinde baş olmayı değil kardeş olmayı tercih etti… Kendisine vefatınızdan sonra nasıl anılmak istersiniz denildiğinde, “Malıyla, canıyla cihat eden bir mücahit olarak anılmak isterim” demişti ve öyle de oldu. Biz onu hafızalarımıza Mücahit Erbakan olarak kazıdık ve bir hoca, bir dava adamı, tarihe iz bırakmış bir şahsiyet olarak tanıdık ve gölgesinden istifade ettik.

 

Erbakan Hoca’m halkın hafızasında hiçbir zaman otorite olarak yer almadı, o Hakk’ı tavsiye eden ve hayatını inandığı davaya adayan, Müslümanların maddi ve manevi olarak kalkınması için çaba gösteren bir hocaydı, bir dava insanı, bir öncüydü. Bir toplumun hocası olabilmek ne kadar önemli! Zira dünya üzerinde insan yetiştirmekten daha kıymetli bir şey yok ve Hoca’mız bu unvana sahip ender kişilerden biri.

 

Erbakan Hoca’m, konuşurken nezaketinden ödün vermez, muhatabını rencide etmez, mesajını muhatabının anlayacağı şekilde verirdi. İslam coğrafyasının asli sorunlarını ve çözüm yollarını akıcı bir üslupla anlatır ve siyasi bilinç kazandırırdı. Muhatabın tepkisi ne olursa olsun etkilenmez ve sabırla yaklaşırdı. Rahmetli Hoca’m, insanların zihinlerinde bir baş olarak değil dava adamı olarak, mücahit olarak yer edinmiş ve geride bıraktığı manevi mirası ile mesajını iletmeye devam etmiş bir şahsiyetti. Biz kendisinden çok şey öğrendik ve öğrenmeye devam ediyoruz. Allah ondan razı olsun.

Google+ WhatsApp