Hatay meselesi…

Hatay meselesi…


“Kapıyı kapatalım; Ortadoğu bataklığına girmeyelim” diye tutturan dostlarıma her defâsında, ideolojisini taşıdıklarını iddia ettikleri Gâzi Mustafa Kemâl’in dış siyâset sahâsında yapmış olduğu açılımları hatırlatırım. Gâzi her şeyden evvel Balkanlı bir Türk idi. Doğduğu Selânik başta olmak üzere Balkan coğrafyasının kaybından herhâlde en fazla muzdarip olanlardı. Dahası 1.Genel Savaş esnâsında, imparatorluğun güney vilâyetlerinde, Bilâdüş’ Şam’da bulunmuştu. Oraların acısını da bizzat yaşamıştı. Halep, Musul, Kerkük hattını Mîsak-ı Millî’nin içinde tutmaya gayret sarf etmişti. Olmadı…Gâzi buna rağmen, istiklâl sonrasında, I.Genel Savaş’ın doğurduğu düşmanlıkları birer kan davâsına dönüştürmemiş, Balkanlar ve Bilâdüş’Şam vilâyeti üzerinde kurulan yeni devletlerle dostluk ve ittifâk geliştirmek için husûsî bir mesâi sarf etmişti. Vefâtından kısa bir zaman evvel Hatay’da doğan fırsatı değerlendirmiş ve onu Türkiye Cumhûriyeti sınırlarına katmıştı. Belki çok spekülâtif olacak ama, zannım o dur ki, Gâzî’nin hayâlinde bir gün, bu coğrafyaların yeniden birleştirilmesi vardı.

 

Hatay’ın Türkiye’ye katılmasını Sûriye rejimi hiçbir zaman kabûl etmedi. Sûriye haritalarında Hatay’ı dâima kendi siyâsal coğrafyasına dâhil gibi göstermekten geri durmadı. Seneler evvel yurt dışında tanıştığım Sûriyeli bir Arap’ın bana bundan bahsettiğini hatırlarım. Her fırsatta bana “Hatay bizim” diyordu; sanki Hatay benim cebimdeymiş gibi…

 

Birkaç gün evvel, Şam’daki Sûriye Halk Meclisi’nin yaptığı açıklamada Hatay meselesi en yüksek perdeden dile getirildi. Bu bir meydan okumaydı. Hatay’ın Sûriye toprağı olduğu ve bir gün mutlak sûrette Sûriye’nin Hatay’ı kurtaracağı ilân edildi. Olağan şartlarda bu tarz bir açıklamanın iki devleti savaşın eşiğine sürüklemesi beklenir. Çünkü bu mecrâda, mesele iç propaganda seviyesini aşıyor; resmî bir tehdit boyutunu kazanıyor..Tabiî ki gereken yapıldı. Savunma Bakanı derhâl Hatay’a gitti. Sûriye Devleti’ne hak ettiği cevâbı verdi.

 

Ama burada bir durmak lâzım. Bu hadsiz açıklamanın anlık bir hezeyana bağlı olduğu kanaâtinde değilim. Sûriye’deki “iktidârda” olanların bağımsız bir açıklama yapmak kudretine sâhip olduğunu düşünenlerden değilim. Hâfız Esad devrinde, PKK’nın Sûriye’ye yuvalandığı ve eylem üzerine eylem gerçekleştirdiği zamanlarda bir Türk generâlinin sınırda yaptığı kesin ve kararlı açıklamanın ardından nasıl korkup, Abdullah Öcalan’ı paketleyip dışarı çıkardıklarını hatırlamak lâzım. Başbaşa kalındığında Sûriye’nin Türkiye karşısında, değil Hatay’ı “kurtarmak”, Hâlep’i bile elinde tutabilmesi ihtimâl dışıdır. Kaldı ki, iç savaşta allak bullak olmuş bir Sûriye’nin bunu başarması akla ziyân bir değerlendirme olması gerekir. O hâlde burada söyleyenden çok söyletene bakmak gerekiyor. Öyle bakıldığında ortaya çıkan en kuvvetli ihtimâlin, Rusya ve/veyâ İran olduğunu düşünmek için çok sayıda sebep olduğunu varsayabiliriz. Benim de değerlendirmem bu yoldadır. Evet, bu tehditte bulunanın bizzât olmasa bile, dolaylı olarak Rusya olduğu kanaâtindeyim. Rusya, Ukrayna’ya dâir açıklamalarında kendisini suçlayan ve sattığı SİHA’larla Rusya yanlısı güçlerin zâyiat vermesine yol açan Türkiye’yi hedefe koyduğunu belirtmiş olmaktadır. Son Erdoğan-Putin görüşmesinin ardından Rusya’nın yaptığı açıklamada da bu hususun altının çizildiğini gördük. Putin, Adana Mütabakatı’nı hatırlatıp, Türkiye’nin Sûriye’ye müdahalesine yeşil ışık yaktığı günlerin çok uzağında. Bugün tam aksine Sûriye’ye Hatay meselesini hatırlatıyor.

 

Karadeniz Barışı Türkiye için kritik bir ehemmiyeti hâizdir. Soğuk Savaş zamânında bile NATO’nun Montreux Anlaşması’nın dışına çıkmasını engelleyen Türkiye, Ukrayna meselesinde gösterdiği yüksek performans ile geleneksel çizgisini mi terk etti? NATO, ABD ve AB ile ilişkilerin alabildiğine kötüleştiği, Kafkasya’da İran ile gerilim yaşandığı noktalarda bir de Rusya ile iplerin gerilmesini anlamakta zorlandığımı belirtmeliyim. Bu durum, Türkiye’nin Ukrayna husûsunda tamâmen Rusya yanlısı bir siyâset izlemesini elbette gerektirmiyor. Ama bu kadar bir yüksek bir performans göstermenin bizi Rusya’nın tâkip ettiği PKK/PYD siyâsetlerinde daha da zora soktuğu âşikâr. Zaharova zâten bunun ipuçlarını veriyordu.

 

Bu arada, “Esad ile görüşüp anlaşalım” diye düşünenleri de anlamakta zorlandığımı eklemeliyim. Esad’ın tam bir kukla lider olduğunu gâliba unutuyor ve ona sâhip olduğunun üzerinde bir ağırlık veriyorlar. Esad yanlış bir adres..

Google+ WhatsApp